Ülkücü Kadro - Türk - İslâm Ülküsüne Hizmet Eder
 » 
Türk Milliyetçiliği ve Kadının Değeri – Şükrü ALNIAÇIK
a aa
29 Temmuz 2013 12:24
Şükrü ALNIAÇIK
Şükrü ALNIAÇIK Türk Milliyetçiliği ve Kadının Değeri – Şükrü ALNIAÇIK

Türk Milliyetçiliği ve Kadının Değeri

Şükrü ALNIAÇIK

Türkiye’de “Kadın” konusunda ideolojik bir bakış açısına sahip olmanın doğru olup olmadığı tartışılabilir. Ancak bana göre asıl yanlış tavır, “kadın eli değen” her işi daha makbul görmemize rağmen bunu ideolojik seviyede teslim etmeyişimizdir.

 

Mesele, geleneksel tavrın belirleyicilerinden olan “cennet anaların ayağının altındadır” veya “ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar” klişelerinin biraz ötesindedir. Tevfik Fikret’in, Atatürk’ü de feyizlendiren ve inkılâba kısmen yön veren “kadın sefil olursa elbet alçalır beşer” vecizesi de konuşulması gerekenlere göre yetersiz kalmaktadır.

Sosyoloji ilmi, toplumu meydana getiren en küçük sosyal birimi “aile” olarak öğretir. Paralel anlayışa göre aile, “toplumun çekirdeği“dir. Türk Kültürünün geliştiği çağlarda ise bu durum biraz daha farklıdır.

Bugün bizi biz yapan, tarihimizi ve milletimizi bize sevdiren, büyük imparatorlukların kurulmasını sağlayan Türk devlet geleneğinde sadece toplumun değil, “devlet“in de çekirdeği “aile“dir. Çünkü eski Türklerde ekonomik değilse de siyasi anlamda bir Komünalist kültür mevcuttur ve herkes kendi boyunun memuru, herkes kendi oymağının askeridir. Özel mülkiyetin töreye aykırı olmasından kaynaklanan bu “ortak aidiyet duygusu,” işte MS 735′te, Bilge Kağan Kitabesine yansıyan erken Milliyetçiliğin de sebeplerinden biridir.

 

MÖ. 209′da tahta geçen Mete’den itibaren “eli ok ve yay tutan” atlı kavimler, bunu yapamayan yerleşiklerden ayrılmış ve ortaya çıkan “Tarihi Millet” ortak dil olarak Türkçe’yi benimsemiştir.

Türkler, devlet dağıldığı zamanlarda bile adına “Boy” denilen atlı ve silahlı güç sahibi “doğal devletçikler” halinde yaşıyorlardı.

 

Güçlü bir boy beyi çıkıp da bu boyları otorite altına alınca, bir boylar konfederasyonu niteliğindeki “Bozkır İmparatorluğu” kuruluyordu. Aileler soyları, soylar obaları, obalar oymakları (aşiret) oymalar da boyları meydana getiriyordu. Eli silah tutan herkes askerdi.

Bu devletin, doğal memur ve asker yani insan kaynağı “aile”dir. Yani kadınlık vasfının doğru bir sosyal işlemden geçmesi sonucunda gerçekleşen “aile içi doğumlar”la güçlenen bir devlet hayatımız vardır. Ailesiz “nüfuslanmak” ve yeterli bir “milli güç” sahibi olmak mümkün değildir.

Bu durum, “aile“ye “stratejik bir değer” kazandırdığı için Türk toplumunda, hem aile hem de kadın her zaman diğer toplumlardan daha değerli olmuştur. Düğünlerimizin, bazen mantığını kavramakta ve uygulamakta zorlandığımız teferruatlı geleneklerinin arkasında yatan sebep de budur.

9. ve 10. yüzyılın bütün Arap Coğrafyacıları ile 17. ve 18. Yüzyılların bütün Batılı seyyahları, Türk kadınına kendi toplumlarındakinden daha fazla değer verildiği konusunda ağız birliği etmiş gibidirler.

Zayıf ideolojik hareketlerin bile “propagandayı ailenin tüm kesimlerine yayarak” yapıldığı zaman başarılı olmasının sebeplerini de yine “kadının ihmal ettiğimiz değerinde” aramak gerekir.

Türk Milliyetçiliği için kadın önemlidir. Ancak Ülkücüler, çileli muhalefet yıllarının sonlarına doğru, “Allah’tan başka hiçbir mabudun önünde eğilmeyen birer şahsiyet abidesi” olmanın ve bu konumda yapayalnız bulunmanın farkına vardıkça hem kendilerine hem de Ülküdaşlarına daha fazla muhabbet duyar olmuşlardır.

Bu aşırı sevgi, bir “sakınma” duygusuna sebep olarak mücadele “ortayol“unu kesmekte ve kadını sağlıklı bir “teşrik-i mesainin dışına” itmektedir. Genel olarak Türk siyasetinde teşkilat kurnazlıklarına uzak olmaları da kadınlarımız için bir başka “geriye düşme” sebebidir.

Sabık Konya İl Başkanımızın, aktif ve fedakâr bir Hanımlar Kolu Başkanımız için söylediği “o kadar erkeğin arasında dağ bayır ne geziyorsun” sözü maalesef bize kadar ulaşan bir cahiliye lakırdısı olarak kulağımızı tırmalamıştır. İçimizi acıtmaya da devam etmektedir.

Parti kimsenin babasının malı değilse” biz de Ülkücüysek, bu iletişim çağında, herkesin ağzından çıkan lafı kulağı duyacaktır. Genellikle de Ülkücülük, hesabı öbür tarafa bırakmamaktır.

Türk Milliyetçileri, kendi tarihi değerlerine göre yeni ve bize özgü bir teşkilatlanma şablonu oluşturabilir. Bu işle uzmanları uğraşmalıdır. Ancak kadınımızı daha aktif kılacak bir gönül seferberliği için yeni bir şeyler yapılması gerektiği kesindir.

Her alanda “ifratla tefritten kaçınmalı” ve vatan sorumluluğu bizden de yüksek olan kadınlarımızın, aramızda aile huzuruyla çalışabilmesine daha çok imkân tanımalıyız.

durum
İstanbul
19°C / 13°C
Parçalı Bulutlu
diger
DOLAR

2,12 / 0,28

cizgi
EURO

2,94/ 0,26

cizgi
ALTIN

88,8 / % 0,07