TÜRKİYE NEREYE?

Bu haber 05 Aralık 2017 - 12:54 'de eklendi ve 177 kez görüntülendi.

Recep SAVRAN

     recepsavran49@gmail.com

 

 

İşte önümüzdeki tablo!  Devletimizin bütün gücü ve kaynakları ile bu tarafa yönelmesi gerekirken iç ve dış yapay oluşumlarla boğuşması ne kadar büyük bir kayıptır! Konuşuyoruz ama hareket edemiyoruz, çünkü elimiz kolumuz bağlı durumdadır! Hakikaten Kürt meselesi Türkiye sınırlarının dışına çıkmış ve çok büyük bir belâ haline gelmiştir! Ne yapılacaksa hemen ve akıllıca yapılmalı; madem yıldırılmak isteniyoruz, onları da yıldıracak ve köşeye sıkıştıracak milli politikalar üretmeliyiz! Hiç de zaman geçmiş değildir; lâkin içte birlik en kısa zamanda sağlanmalıdır. Bu iş ise tehdid ve yıldırmakla olmaz!

 

TÜRKİYE NEREYE?

 

Hiç yokken iç ve dış meseleler ülkenin üzerine kâbus gibi çöktü; bunun üzerine ekonomideki dalgalanmalar ve enflasyonun yüksek çıkması da işin tuzu biberi oldu! Bu yoğun kâbustan önce ülke terör ile Suriye-Irak gibi gündemin en önemli meselesi dış siyasete odaklanmıştı! Birden bire herşey değişti ve ülke içinde belgeler, dışarda ise “Zarrab” meselesi  herkesin konusu oldu!  Küresel aktör Suudi Arabistan odaklı yeni “İslâm”  politikasını sessiz sedasız uygulayıp, İsrail’in  Kudüs’ü başkent yapmasına   göz yummak bir tarafa tanımaya  yaklaşması gibi gelişmeler ülkenin ününü biraz daha karartıyor!

 

“FETÖ” ile mücadelede yurt içinde  tam hâkimiyet sağlanamayınca, dışarıdaki kökler kuruma yerine biraz daha güçleniyor; adamlar  sanki yurt dışında tatil  yapıyorlar! Bu konuda   suçu dışarıya ve dış ülkelere bağlamak ne kadar doğru! Hepimiz  bu mücadelede Devlet Başkanı’nın gayret ve samimiyetine inanıyoruz da, kendi teşkilâtında  hâkimiyetin sağlandığını söylemek mümkün mü? Dâvâlarda yargılananların  birçoğunun daha ilk celsede serbest bırakılması gidilen yolda yanlışlıklar olduğunu  ortaya koymuyor mu? Özellikle dış siyasette AKP’ye gücünün üzerinde destek veren MHP’nin  FETÖ uzantıları tarafından hırpalanmak istenmesi gerçekten ilginçtir! Yani o adam kendi kendine mi konuşuyor, yoksa parti içinde bir yerlerden destek mi alıyor, her şeyden evvel bunu çözmek ve anlamak gerekmiyor mu?

 

“Zarrab” meselesi tam bir komedya; adamın nasıl geldiği, üst makamlara kadar  nasıl kavuştuğu çok açık! Adamın itirafçı olacağı  çok zaman önce belliymiş ki İstanbul’da bulunan âile  pılını pırtısını toplayıp kaçmış! Sokaktaki adamın bile  görmekte zorluk çekmeyeceği  bu  hareketlerden devletin haberi olmaması mümkün mü? Anlaşılan  istihbarat FETÖ meselesinde olduğu gibi  bu işin de üzerine yatmış ve devletin gözünü bağlamıştır! Yargılamalardaki durumuna bakılırsa “Zarrab” çok rahat hareket ediyor; geleceğine yakın hesaplar da yapmış ve yeni vatanını da bulmuştur! ABD mahkemeleri de tavizsiz çalışıyor ve meseleyi olağanüstü derecede  siyasete taşıyor!  Buna karşılık Türkiye maalesef şaşkınlıktan öteye gidemiyor! Kendi teşkilâtı ve hükümetinin  bilgileri  ile  aldatıldığı düşünülen Devlet Başkanı muhalefete de  inanmayarak ağır saldırılarda bulunuyor! Bu kadar telâşı kamuoyu gibi anlamak şüphesiz ki komplo teorilerini andırıyor! Peki ya doğru ise; yani herşey makamın bilgisi dahilinde gerçekleşmiş ise böyle bir şey aczden ziyade dünyaya meydan okumak değil midir?

 

Dünyaya meydan okumayı seviyoruz, Devlet Başkanı’nın  ABD çıkışlarından kimsenin rahatsız olduğu söylenemez, ilerici-klâsik  sol da memnun sağ da! Fakat görüle görüle uçurumun kenarında bulunmak için her şeyin yolunda olması, yani her bakımdan çevik ve kuvvetli olmak gerekmiyor mu? Böyle bir güç ve kuvvet bulunduğuna dair  iddiası olan bile yok! Acaba devlette devletin bile bilmediği sadece Devlet Başkanı’na ayan olan bir bilinmeyen sihirli değnek mi var? Hakikaten Cumhurbaşkanı’nın dış siyasette  kabadayılığa varan  çıkışları iç siyasette de  muhalefete güvensizliği de  insanları böyle hayallere sevk etmez mi? Böyle bir  fotoğrafın adı ne olursa olsun  gerilim yaratmaktan başka işe yaramayacağı bir gerçektir! İşte yaşadığımız anda  millet olarak böyle bir durum içindeyiz!

 

ABD’den sonra Rusya’nın da  Kuzey Suriye’de  PKK-PYD ile beraber olduğu yapılan müşterek operasyonlardan  anlaşılıyor! Suriye’de PYD deyip geçmeyin, bu ülkenin %40’nı ellerinde bulunduruyorlar! Diğer Suriye unsurları tehcir edilip  başta Türkiye olmak üzere  Suriye dışına sürülürken PYD  yığınak  yapmış ve böylece  nüfus meselesini halletmiştir! Afrin-Golan hattında rejime, ABD’ye ve PYD’ye karşı olan Suriye’nin asli unsuruna ait topraklar bomboştur! Örnek mi istiyorsunuz işte Bayır, Bucak ve taşrası ile Halep! Bayır Bucak’da  sıfır sınırda üç köyün dışında yüzyıllardan beri  kendi topraklarında oturanlardan nefes bile yok!

 

Sanki Suriye’de büyük ve birleşik bir Kürt devleti teşkili için Irak Kürt yönetimi dağıtılmıştır! ABD’nin bu kadar emekle kurduğu bölgeyi birden bire gözden çıkarması size mânidar gelmiyor mu? Bu durumda Rusya’yı da anlamak mümkündür;  yeni kurulacak Kürt Devleti hiçbir zaman Barzani oluşumu  gibi feodal karakterler üzerine oturmayacak, Marksizm ön plâna çıkacaktır! ABD elbette Marksizm’den korkmuyor, çünkü bu hareket yıllardan beri Türkiye ile savaş halindedir ve Türkiye’yi başka hiç bir hareket bu derece  rahatsız edemezdi!

 

İşte önümüzdeki tablo!  Devletimizin  bütün gücü ve kaynakları ile bu tarafa yönelmesi gerekirken  iç ve dış yapay oluşumlarla boğuşması ne kadar büyük bir kayıptır! Konuşuyoruz ama hareket edemiyoruz, çünkü elimiz kolumuz bağlı durumdadır! Hakikaten Kürt meselesi Türkiye sınırlarının dışına çıkmış ve çok büyük bir belâ haline gelmiştir! Ne yapılacaksa  hemen ve akıllıca yapılmalı; madem yıldırılmak isteniyoruz, onları da yıldıracak ve köşeye sıkıştıracak milli politikalar üretmeliyiz! Hiç de zaman geçmiş değildir; lâkin içte birlik en kısa zamanda sağlanmalıdır. Bu iş ise tehdid ve yıldırmakla olmaz!

 

Muhabbetle.

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments