TAŞ MEDRESELİ

Ali ALPARSLAN

MHP-AKP ORTAKLIĞI

Hamza ALPARSLAN

BOĞAZLAR EKOLOJİK KORİDORDUR

Bu haber 10 Ocak 2018 - 10:24 'de eklendi ve 171 kez görüntülendi.

Babür Hüseyin ÖZBEK

 

Ülkemizde kişi başına yıllık balık tüketimi SÜR-KOOP’a (Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği’ne) göre 7 kilogram, bir başka istatistiki bilgiye göre 10 kg. Kafamızı kaldırıp dışarıya baktığımızda bu rakamlar hele hele 3 tarafımızın denizlerle çevrili olduğunu övünerek söylediğimiz Avrupa’da sahili olmayan bazı ülkelerin bile birkaç kat altında.

  Japonya’da bu rakam yıllık 80 kg. ve üzeri, ABD de 30 kg. dünya ortalaması 16 kg / yıl. Avrupa Birliği ülkelerde 26 kg / yıl.ama bazılarında da bu tüketim 45 – 50 kg / yıl’ı buluyor. (Kaynak – FAO)

    Yeryüzünde yüzünü sahillere yaslamış hayli büyük ve güzel şehir var. Ancak ortasından deniz geçen, çevresi güzelliklerle süslü, böyle tabi, İstanbul gibi bir şehir yok. Ve o tek.

    İstanbul Boğazı’nın da, Çanakkale Boğazı’nın da sahilleri ve taşıdığı su (içinde yaşattığı) deniz canlıları ile korunması gereken ekolojik birer koridoru oluşturur, onlar birer mücevherdir. Ortak paydaları Ege’den ve Karadeniz’den gelen deniz canlıları – balıkların buluşma yeri Marmara’dır. Ancak yaz aylarında sahillerinde denize girerken ayağınıza, elinize siyah, yapışkan, bulaştı mı kolay çıkmayan, gemilerden dökülen atıklardan, yağ ve sintine sularından oluşan pislikler yapışıyor. Bu iç denizin bazı yerlerinde öbek öbek atık yağ tabakaları istisnaen de olsa fabrika atığı kirli kimyasallar akıyor. Bu bulanık, oksijensiz (su ürünlerine yaşama hakkı tanımayan) ortamda balık ve diğer deniz canlısı nasıl yaşar veya yaşayacak?

   2017 Sonbahar ve Kış balık sezonu kötü gitti, devamında 2018’de de değişiklik olmayacak gibi. Balıkçı tezgâhlarındaki fiyatlar halkın alım gücünün üstünde, onlara tercih hakkı tanımıyor. Lüfer kalkan falan mı dediniz, o da ne demek?

   Gazetelerde, televizyonlarda : “ Balıklar küçüldü, hamsi Gürcistan’a kaçtı, fiyatlar fırladı…” diye yazılıyor ve seslendiriliyor.

    Türkiye’de denizden gelen üretimin % 47’si Doğu Karadeniz (O balıkların kaçtı dendiği yer olan Gürcistan’a yakın bölge.) % 28’i Batı Karadeniz, % 14’ü Marmara ve boğazlar, geriye kalan % 11’i de o uzun Akdeniz ve Ege sahillerinden elde ediliyor.( Kaynak – TÜİK )

     Halkın “Denizin kuru fasulyesi” dediği hamsinin % 50 ve daha fazlası Doğu Karadeniz’den çıkar. Son yıllarda Tuna’dan gelen Orta Avrupa’nın sanayi atıkları, Dinyeper, Dinyester nehirleri ile diğer bazı nehirlerin üzerine Rusların kurdukları  barajlar, Azak Denizi çevresi ve Don nehri – Rostov havzası atıkları, bölgenin eskisi gibi beslenememesi  Karadeniz’deki verimli balık avcılığı günlerini aratıyor.

İSTANBUL BOĞAZI’NDAKİ AKINTILAR: ANAVASYA, ORKOZ VE KAVATASYA

   İstanbul Boğazı kuzey girişi Anadolu Feneri ile Kadıköy İnci Burnu (Eski Evlendirme Dairesi. ) arasında denizde 40 cm’lik bir seviye farkı var. Karadeniz daha yüksek. Dolayısı ile kuzeyden güneye Marmara’ya sürekli bir akış mevcut. Ters akışın olduğu yerler ise gemici tabiri ile orkoz diye adlandırılır.

   Dünya cenneti İstanbul Boğazı deniz ürünleri ve diğer tabiat varlıklarını ekolojik yapısı bulunduğu yerlere göre Karadeniz girişinden Marmara ve Çanakkale – Mehmetçik Feneri önlerine Ege çıkışına kadar değişir, sudaki bu hareketlilik satıhta veya derinliklerde –dip sularda çeşitlilikler oluşturur.

    15 Nisan – 1 Eylül tarihleri arasında uygulanan balık tutma yasağı ile sahillerimizde balık göçleri ve havyar dökme zamanı yaşanır. Sulardaki bu göçler ikiye ayrılır: Anavasya (çıkış) ve Kavatasya (iniş) olarak adlandırılır. Akdeniz ve Ege deki balık cinsleri ekolojik kanallar olan boğazları kullanarak (mayıs, haziran ve temmuz aylarında ) Karadeniz’e çıkarlar ve havyar dökerler, buna anavasya denir. Geri dönüşleri ise kavatasya’dır. Boğazlar tabiatın her türlü canlı varlığı için yaşam, beslenme ve bağlantı görevi olarak ekolojik kanal görevini görürler.

   Marmara Denizi iyi korunmayan, hor kullanılan, sahilleri sanayi atıkları ile kaplı, deniz canlılarının yaşaması için olmaması gereken her şeyin olduğu bir iç denizdir.

   Örnek mi istiyorsunuz: İstanbul’da Adalar Bölgesi koruma alanı ilan edildi. Ama kaçak trolcü bu bölgede, kaçak avlanan çok kişi orada, kendini dokunulmaz gören veya dokunulmazlarca korunduğunu düşünen amatör meraklı balıkçılar orada. Bu yasak sadece garip birkaç balıkçı için mi geçerli?

   Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’nin dünya su ürünlerindeki payı % 0.43 ve yaklaşık 700 000 ton / yıl civarında olup 30’uncu sırada yer alıyor. Sanki esamesi okunmayanlar sınıfındayız. Burada Çin 16.6 milyon ton / yılla birinci, 8.8 milyon  ton / yılla Peru ikinci, 4.5 milyon tonla Endonezya üçüncü ve 4.4 milyon ton / yılla bunları Japonya takip ediyor. Avrupa Birliği’nin toplam su ürünleri üretimi 6.4 milyon ton / yıl. ( Kaynak :TÜİK – FAO )

    Üretim yetersiz, acilen milli bir balıkçılık politikası oluşturulmalı, Akdeniz ve Karadeniz dışında okyanuslara açılmalı, Atlas Okyanusu’nda, Batı Afrika’da çıkış ülkelerimiz Moritanya ve Gana’da tırnaklarımızı Çinlilere rağmen takmalı, tutunmalıyız.Zorluklarına rağmen bilinçli bir devlet desteği ile üretim zincirine oradan gelen soğuk hava depoları ile balık yüklü tekneler ekonomiye çok şey katacaktır. Gümrük muafiyeti, yakıt temininde maksimum kolaylık, Dışişleri Bakanlığı’nın ilgisi ve gerekli yardımı, yol göstermesi, kazanç hanesine artı giriş sağlayacaktır.

   Biliyorum zor. Deniz meşakkattir, bilgidir, servettir;  bir yerde de mücadele etmenin gerektirdiği idare (komuta) mevkiidir, köprüüstüdür.

SU ÜRÜNLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ – DENİZDE BALIK ÇİFTLİKLERİ

   Sektörde yüz güldüren su ürünleri yetiştiriciliği son 6 yılda başarı grafiğini yükseltti. 2000’li yıllarda 80 000 ton / yıl olan balık yetiştiriciliği – üretimi 2016 yılı sonunda 253 000 ton / yıla ulaştı (Yazı yazılırken 2017 istatistikleri yayınlanmamıştı.)

   Türkiye dünyada su ürünleri yetiştiriciliği – deniz balığı çiftlikleri üretiminde en hızlı büyüyen üçüncü ülkedir.

    2009 yılına kadar kıyılarda faaliyet gösteren bu balık çiftlikleri – yapılan mutabakatlarla sahilden en az 0.6 deniz mili (1 100 metre.) uzaklıkta, 30 metreden daha derine ve akıntının tercih edildiği çevresi açık deniz alanlarına taşındı.Verim arttı, kalite yükseldi. Kayıtlarda bugün 2326 balık çiftliği üretim yapıyor ve bu üretimin % 80’i ihraç ediliyor. Avrupa’da tüketilen çipura ve levreğin % 30’u bizden – Türkiye’den gönderiliyor. Bu sektörde alabalık, levrek ve çipura … gibi balıkların yanında orkinos, lahos, orfoz, sarıkuyruk, kalkan ve mersin balığı gibi ekonomik değeri ve pazar payı yüksek türlerin üretimleri de yaygınlaştırılmalı. Bunlara ilaveten kabuklu su ürünleri: midye, kum midyesi, kerevit, istiridye ve karides gibi kabuklu deniz ürünleri üretimlerinin arttırılması halinde zaten pazarı hazır bu ürünler ile üretim ikiye katlanacak 500 000 ton / yılı geçecektir. Ki bu da sektöre ve işçisine güzel haberdir.

MARMARA TÜRKİYE’NİN DENİZDEKİ ŞAH DAMARIDIR

   Belki faydası olur gerekçesi ile (eksiği ve fazlası ile) düşüncelerimi aşağıya aktarıyorum:

 -Marmara’da balıkçılar için 24 metre üzeri uygulanan tekne yasağı devam etmeli.” Küçük tekneler ile balıkçılık verimli olmuyor, iflaslar arttı, biz ne yapacağız?” diyen balıkçıya Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı çözüm üretmeli ve gerekiyorsa onları sübvanse etmelidir.

 -Balıkçının mazotuna uygulanan ÖTV’siz satış devam etmeli, ek kolaylıklar sağlanmalı.

  -Tüm Marmara dahilinde ve her iki boğazın giriş – çıkışlarında tespit edilecek mevkiler kapsamında lamba ile balık avcılığı yapılmamalı. Çünkü bu tür avcılık balığın kökünü kurutmakta yarınlara da kalması gereken üremeyi bitirmektedir, suda işlenen cinayettir. Boğazların ekolojik yapısını bozmak, balık ve tabiat ürünlerini imha etmek demektir..

  -Sektörün yurt dışına çıkışta hedef satış pazarları olan ABD, Japonya ve bazı Avrupa ülkelerinde belirgin bir yerimiz olmalı. Konu ile ilgili fuarlar, konferanslar ve toplantılar iyi takip edilmeli halk da ilgili esnaf da bi şekilde haberdar edilmeli, sorumlularda halk da önünü görmeli.

 – Kendilerine yetki verilen bir bilim komitesi oluşturulmalı. Bu komite bakanlık yetkilileri, üniversiteler, denizcilik ve balıkçılıkla ilgili dernek ve kuruluşlardan oluşmalı. Biliyorum bunların bazıları var diyeceksiniz ama demek ki yetersiz, sorunlar devam ediyor. Denizde bu kurulun belirleyeceği kadar tekne olmalı. Halen 19 000 civarında ruhsatlı, 10 000 civarında da kaçak balıkçı teknesi var. Fazla ve kontrolsüz. Kontrol kelimesinin esas kapsadığı alan (ağ delikleri küçültülerek ufak balığın kaçmasını önleyen daraltınmış ağlar yarınlarda denizi kurutmaya yönelik ) gırgırlar, trol balıkçılığı, volici ve uzatmalılar. Bunlar vur patlasın çal oynasın – kıran kırana, o saha boş. Yetkililer kimse görevlerini yapmalı.

 –  Araştırınca görüyorsunuz ki sektör kendini güvende hissetmiyor.

 – Teşvikler nelerdir, kimlere verilir, balıkçı o konuda yeterince bilgilendirilmeli.

 –  Balık hallerinde pazarlama düzenli olmalı, tutanın elinde kalmamalı, kafası esen hâlde fiyat belirleyememeli

  -Bu konuda üretim, pazarlama ve yarınlar için etkili olmak istiyorsak konunun uzmanı 3 – 4 ülke ne yapıyor incelenmeli, örnek alınmalı. Tokyo’daki dünyanın en büyük balık satış hâli Tsukjii’de yer almak tezgah açmak ne büyük, ne güzel bir hayal!

 Son Söz – Boğazlar ve  Marmara’yı milli park ilan eder her türlü avlanmayı 2 veya 3 yıl yasaklar, bu bölgeyi geçmişte Yunanistan ve İspanya’nın da yaptığı gibi “Boğaz Koridorunu oluşturan ekolojik bölgeyi nadasa bırakırsak, tekrar verimli hale gelmesine müsaade etmiş oluruz.” Duruma göre bu süre 3 – 4 yılda sürebilir, sonra ise suda hareketlenme (canlanma) ile her şey normale girecektir.

    “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” demiş büyük Atatürk. Sağlıklı bünyenin kaynağı iyi beslenmekten geçer, onun da lokomotiflerinden biri protein kaynağı balıktır

    Her iki boğaz ve onları bağlayan Marmara Türkiye’nin denizdeki şah damarıdır. Bu suların ekolojik yapısını iyi korursak, yarın gelecek kuşaklara da ihanet etmemiş oluruz.   

Babür Hüseyin ÖZBEK
Babür Hüseyin ÖZBEKhozbek44@yahoo.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments