17.06.2018 - Ülkücü Kadro - Ülkücü Haber Sitesi

MİLLETLEŞMEYE DÖNMEK

MİLLETLEŞMEYE DÖNMEK

      Ali ALPARSLAN
alialparslan78@gmail.com

 

Türkiye’nin bir savaşta olduğu mâlum; millî ideoloji bunu “bekaa savaşı” olarak adlandırıyor! Baazıları da bu bir savaş değil çünkü muhataplarımızın devlet olmadığını söylüyor! Ne yazık ki mes’ul mevkide olan şahsiyetler de aynı şeyi iddia ediyor! Halbuki  karşımızdaki güç bir değil yedi düveldir; tıpkı büyük savaşta olduğu gibi! Bu anlamda “Millî Mücadele”nin sürmediğini düşünmek dar görüşlüktür! Halkın heyecanı hamaseti aşmış, akın akın savaş bölgesine ziyaretler yapılıyor! İşte milletleşme veya yeniden milletleşme bu değil midir? Sakın savaş çığırtkanlığı yaptığımızı sanmayın, bu ülkede böyle geri zekâlı yok; birçok yetişmiş beyin var! Kolay iş değil, tesadüfî zamanlardan da geçmiyoruz, bu coğrafyada ayakta durmayı öğrenmek harcıalem bir söz! Bu işi çok iyi biliyoruz ve coğrafyamızın 1000 yıldan beri şuurundayız! Bu ülkede yiğitler gibi can vereceğiz ki efendiler gibi yaşayalım! Bunun ideolojisi de elbette milletleşmedir!

 

 

MİLLETLEŞMEYE DÖNMEK

 

Elbette “Millet” sosyolojik bir deyim ve olgudur. Oluşumuna doğru giderseniz kültür, gelişmesi yönünde hareket ederseniz ekonomi ile haşir neşir olursunuz! Eskiden iktisadî hayatı  kültür içinde görürdük; lâkin günümüzde sosyal tarihin  eski bir deyim olan “içtimai iktisadiyet”in karşılığı olduğunu görüyoruz! Durkheim  mahreçli  dinin de bir kültür kavramı olduğu  görüşleri çok eskimiş hattâ Gökalp’in  görüşlerini de eskitmiştir! Din kavramı  kültürden ziyâde bir sosyolojik kavramdır, ki bu iki görüş birbirinden farklıdır! Çünkü din mefhumu da millet deyimi kadar oturmuş ve artık kaideleşmiş, hatta müessese halini almıştır. İşte buna “Ümmet”      diyoruz; siz millet gibi ümmet deyiminin de Arapça eski mânâsını  artık unutun! Türk dilinde  “ırk-kavim-kabile” gibi alt sosyolojik mefhumların  tam bir karşılığı olmadığı için  “millet” ve “ümmet” deyimlerinin son şekli üzerinde yoğunlaşmamız gerekiyor!

 

Bugün aynı gibi gösterilen millet ve ümmet mefhumları elbette  ayrı ayrı özelliklere ve anlamlara sahiptir. Din ümmet mefhumunun varlık sebebi, fakat millet mefhumunun yapıştırışıdır! Bu derece bir sosyolojik  iletişimi sezmemek mümkün değildir! Kültür millet mefhumunun elbisesi veya dairevî  hudûdunu oluşturur! Din ara mefhumlardandır; çünkü bir millet yekpare olarak bir dinin  mensubu olamaz! Çünkü doğru din târihî  denemelerle ancak bulunabilmiş, hâli hazırda veya hâfızalarda  bakiyyeler de bırakmıştır! Bunları silmek ve ortadan kaldırmak katiyetle mümkün değildir! Bu konuda şaka yapar gibi tezler ortaya sürmenin hiçbir anlamı yoktur! Anlamlı buluyor ve iddia haline getiriyorsak ya boş işle uğraşıyor veya kuru hamaset yapıyoruz!

 

Millet oluşumuna  heyecanla başlayıp hız kazandıran müesseseler de vardır! Kim ne derse desin savaş barış deyiminden daha sevimli veya sempatiktir! Çünkü insanların doğumundan ziyade ölümleri sosyolojinin ana tartışma konusudur; ölüm sosyal hayatta toplum üzerine daha çok iz bırakır! İşte “savaş” da öyle, “barış” kadar kuru değildir! Barış toplumları hantallaştırdığı için millet oluşumu ve gelişmesinin can düşmanıdır! Onun için bir asırdan beri şu “Yurtta Cihanda Sulh”  işini anlamlandıramadık; hâni “yurd” işini anladık şu “cihan “ işi hiç de  miras bırakılacak bir  şey değildir! Peki o zaman “savaş nedir” sosyolojik bir anlamı var mı; veya   harç görevi  yapar mı? İşte esas mesele budur!

 

Öyle sandığımız gibi  “savaş”  insanların ölmesi, toplumların küçülmesi, veya rehavet değildir! Aksine onu “barış”dan daha anlamlı hâle getiren birleştiriciliğidir! Budanmayan ağaç ya tez ihtiyarlar veya zamansız kurur, kuru dalların ne çiçeği, ne yeşili, ne de meyvesi olmaz! Esasında ömür dediğimiz şey devri daimin yarattığı gençleşmedir; ki bunu toplum anlamında düşünmelisiniz! Hududlanmış, çerçevesi çizilmiş  toplumlara ancak ”millet” diyebildiğimiz için  milletleşme aynı zamanda gençleşmedir; bu gençleşmeyi de en iyi savaşlar yaratır! 1.Cihan Savaşı olmasaydı “Milli Mücadele” de olmazdı; milli mücadele olmazsa Türkiye ortaya çıkmaz, alın teri dediğimiz iktisad olmasaydı  “Büyük Türkiye” düşüncesi de yeşermezdi!

 

Tarih savaşların tarihidir; milletlerarası mücadelede  barış tarihi olmaz, kimse kendini kandırmasın! Atsız Bey “Ruh Adam”da  edebiyat ile tarihi tartışır ve “şiir”in insan ufkunu açmadığını savunur! Ve Bedriye’nin  tarihçi olmasını ister! Hakikatten  şiir günlük, tarih  bir kalü-belâ  olgusudur! Dünyada bütün barışlar savaş üzerine binâ edilmiştir O sebeble savaş aleyhtarlığını bir küçülme ideolojisi olarak tanımlamak rahatlıkla mümkündür! Bu yönü ile savaş karşıtlığı ve barış havariliğinin   bir küresel salgın hastalık olduğunu da  ilâve etmememizde herhangi bir sakıncadır!

 

Türkiye için elbette “Milli Mücâdele” bitmiş değildir, durağan  dönem olan soğuk savaş yılları dünyada  milli heyecanı  “komünizm” düşmanlığına indirgedi! İşte şimdi bunun sıkıntılarını çekiyoruz! “komünist”  olmamak için “marşhal” yardımlarını ekonomik kalkınma sandık! Yazık o elli yıla ki, gözlerimiz  başka şeyi görmediği için  “marksizm” ve “komünizm”i de  kestirmeden  birleştiriverdik! Halbuki zamanın Avrupası’nda  Marks ve Engels’den başka  Türkiye’nin bütünlüğünü savunan olmamıştır. (Bkz.Karl Marks,Türkiye Üzerine,Çev.S.Hilav,A.Toktlı,Gerçek Yayınları, İstanbul 1966.) Ve herhalde  “Marksist Sosyoloji Okulu”nun hâlâ yaşadığının da çok farkında değiliz!

 

Türkiye’nin bir savaşta olduğu mâlüm; millî ideoloji bunu “bekaa savaşı” olarak adlandırıyor! Baazıları da bu bir savaş değil  çünkü muhataplarımızın devlet olmadığını söylüyor! Ne yazık ki mes’ul mevkide olan şahsiyetler de aynı şeyi  iddia ediyor! Halbuki  karşımızdaki güç bir değil yedi düveldir; tıplı büyük savaşta olduğu gibi! Bu anlamda “Millî Mücadele”nin sürmediğini düşünmek dar görüşlüktür! Halkın heyacanı hamaseti aşmiş, akın akın savaş bölgesine ziyaretler yapılıyor! İşte milletleşme veya yeniden milletleşme bu değil midir? Sakın savaş çığırtkanlığı yaptığımızı sanmayın, bu ülkede böyle geri zekâlı yok; birçok  yetişmiş beyin  var! Kolay iş değil, tesadüfî zamanlardan da geçmiyoruz, bu coğrafyada ayakta durmayı öğrenmek harcıalem bir söz! Bu işi çok iyi biliyoruz ve coğrafyamızın  1000 yıldan beri şuurundayız! Bu ülkede  yiğitler gibi can vereceğiz ki efendiler gibi yaşayalım! Bunun ideolojisi de elbette milletleşmedir!

 

Hoşçakalın.

Sosyal Ağlarda Paylaşın :
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ