ARAPNÂME

Ali BADEMCİ

BİLEK GÜREŞİ

Bu haber 13 Nisan 2018 - 22:55 'de eklendi ve 208 kez görüntülendi.

Hamza ALPARSLAN

       hamzaalparslan.80@gmail.com

 

 

Devlet politikamız doğrudur; “Baas” iktidarlarının  yüz yıl önceki kardeşlerimizi ne hâle getirdiği ortadadır!  Irak ve Suriye dramı bu olumsuzluklar üzerine bina edildi! Yaratıldığına pişman olmuş insanlar; iki coğrafyada %50 nüfus kaybetti, yetişen insanlar vatan savunmasında katledildi! Zavallı halk varını yoğunu bırakarak en başta Anadolu annesine sığındı! Ne yazık ki siyaseten bunun da tahlilini yapamıyor her şeyi particiliğe bağlıyoruz! Dünyada  particiliğin hudutlarını ilim adamları  belirlemiştir de, biz bir çatı altında bile kavga ediyoruz! “Fırkacılığın” kötüsü ile coğrafyamızın 4/3’ünü kaybettik; önce Kafkaslar, sonra  Balkanlar ve nihayetinde Ortadoğu ile İslâm Âlemi! Bu kadar kaybı hangi tarih, hangi coğrafya kaldırır! Önce Anadolu’da, titreyip de kendimize dönmeliyiz! Devlet Başkanı’nın güzel bir sözü ile bitirelim: Suriye bizim iç meselemizdir!

 

 

BİLEK GÜREŞİ

 

Devlet Başkanımız adını güzel koydu: Bilek güreşi! Elbette amaç savaş değil kendileri dışında millet ve  toplumların gözlerini korkutmak! Mutlaka  kendi içlerine de  mesaj veriyorlar! Çünkü her şeyleri büyük, yani küresel görünmeye endeksli! Böyle bir fırsatı ihmal ettikleri gün bizzat ülkelerinin   Suriye hâline dönüşeceklerini  her aklı başında adam  düşünebilir! Tencere dibin kara  seninki  benimkimden de kara! Var mı başka izah tarzı!

 

Evet mesele Suriye! Aslına bakarsanız  öyle zengin bir ülke değil, ama pek stratejik  bir konuma sahip! Tarih boyunca dünyayı etkilemek bir yana   Ortadoğu’nun anahtarı konumundadır!  Dinler ve inançlar coğrafyası! Elbette Irak’ı da böyle görmek lazım, İslâm’ın arka bahçesi! Asrın serveti yönünden Irak’ı  daha şumüllü düşünmek gerekiyor; çünkü dünyanın  ilk petrolleri Hazar ile aynı zamanda  burada çıkmış;  yeraltı serveti o yıllarda  toprağın yüzüne vurmuş!  O zaman Irak da Suriye de Türk toprağı, yani Osmanlı mülkü! Tedbir alınmamış mı, mutlaka alınmış ve tarih kayıtlarından bunu rahatlıkla anlayabiliyoruz da,  yanlış algılarımız da yok değil!

 

II. Abdülhamid Musul ve Kerkük’ü şahsi mülkü hâline getirmiş; Suriye’ye  Anadolu’dan kat be kat daha fazla önem vererek   Mithat ve Cevdet  Paşa gibi  süper valilere idare ettirmiştir! Özellikle Suriye’nin ezildiğine dair Arap iddiaları çok az; biraz şovenlikten gelen  Cemal Paşa icraatı söylenir durur! Halbuki Paşa Arap nankörlüğünü cezalandırmıştır! Suriye’de öyle nüfusun ancak %10’nunun Türk olduğu iddiaları kabulden vazgeçin; bu bir küresel algıdır! Dünya tarihinin hiçbir devresinde ve hiçbir ülkenin tarihinde %10 azınlıkla  bir ülkeyi size 1000 yıl idare ettirmezler! Azıcık da olsa aklımızı başımıza  toplayalım! Suriye’de  bir Baas devri görüp geçirilmiştir ki hangi millet veya inançtan olursanız olun Arapça konuşmak  mecburiyetindesiniz! Tıpkı Emeviler devri gibi! IX. asır Türk asıllı Tolunoğulları ve İhşid  hanedan devletlerinin   resmi dili elbette Arapça idi! Zamanın Karluk ve  Kıpçakları geri dönmediklerine göre  nerededir? İdlip-Hama-Hums-Golan jeoetnolojisini  inceleyin, azıcık tarihe de bakın,  göreceksiniz!

 

II. Abdülhamid’in Filistin’den toprak vermemek için  başta  Siyonist  Herzl ile mücadelesini  biliyoruz ve kimi zaman da  üfürme ilâvelerle  işi biraz abartıyoruz! İttihat Terakki’nin  Musul kaynaklarını  Abdülhamid’in şahsi servetinden  ayırıp devletleştirdiği de elbette doğrudur! Kızanlarımız ve küfredenlerimiz çok! Acaba  böyle bir hareketin  doğru yanı yok muydu? Teodor Herzl’in hatıralarından öğreniyoruz ki, II. Abdülhamid’e  devletin borçlarını ödeyecek kadar büyük paralardan  bahseden bu adama  Sultan’ın cevabı.” Madem bu kadar  büyük paranız var  gelin size şahsi mülküm olan Musul petrollerinin işletmesini vereyim” şeklindedir! İttihatçılar bunu biliyordu, o sebeble  devletleştirme cihetine gidilerek   işletmeciliği kontrolleri altındaki bir Ermeni’ye vermişlerdir! Savaş kaybedilip bölgeye  İngilizler yerleşince  akıbeti biliyoruz! Cumhuriyetle birlikte  ülke yönetimindeki değişiklikleri de düşününüz! Acaba hangisi veya hangileri haklı  olduğundan ziyade, şu ihanet işinin  ipini biraz gevşetmek gerekmiyor mu?

 

Konuyu çok dağıttık ama bilinmesi gerekiyor; kaybedilmiş strateji veya ideolojilerin  savunması olmaz! Zamanın Osmanlıcılığı da, İttihatçılığı da kaybedilmiş  düşüncelerdir! Bunlarla uğraşmak yerine  zamana bakmamız daha doğru değil mi?  Dünya  iki savaş sonrası durumu yeniden yaşıyor; o paylaşımlarda  hakkı gasbedilen  tek ülke Türkiye ve tek millet de Türkler’dir! Eğer bunların tehdidleri ciddiye alınacaksa  devletimizin işine bakması gerekiyor! Cumhuriyetin kabı taşmalıdır ki sütün yağlı olduğunu  bilelim! Alttan ve derinden!

 

Devlet politikamız doğrudur; “Baas” iktidarlarının yüz yıl önceki kardeşlerimizi ne hâle getirdiği ortadadır!  Irak ve Suriye dramı bu olumsuzluklar üzerine bina edildi! Yaratıldığına pişman olmuş insanlar; iki coğrafyada %50 nüfus kaybetti, yetişen insanlar vatan savunmasında katledildi! Zavallı halk varını yoğunu bırakarak  en başta Anadolu annesine sığındı! Ne yazık ki siyaseten bunun da tahlilini yapamıyor her şeyi particiliğe bağlıyoruz! Dünyada particiliğin hudutlarını ilim adamları  belirlemiştir de, biz bir çatı altında bile kavga ediyoruz! “Fırkacılığın” kötüsü ile coğrafyamızın 4/3’ünü kaybettik; önce Kafkaslar, sonra  Balkanlar ve nihayetinde Ortadoğu ile İslâm Âlemi ! Bu kadar kaybı hangi tarih, hangi coğrafya kaldırır! Önce Anadolu’da, titreyip de kendimize dönmeliyiz! Devlet  Başkanı’nın güzel bir sözü ile bitirelim: Suriye bizim iç meselemizdir!

 

Allah’a Emanet Olun.

 

 

 

 

Hamza ALPARSLAN
Hamza ALPARSLANhamzaalparslan8@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments