ARAPNÂME

Ali BADEMCİ

ÜLKÜCÜLÜĞÜN MESELELERİ

Bu haber 14 Nisan 2018 - 23:21 'de eklendi ve 232 kez görüntülendi.

    Recep SAVRAN

     recepsavran49@gmail.com

 

 

Günümüz ülkücülüğünün disiplininden sorumlu olanlar mutlaka beyanlarında geçmişe ve fikriyata  atıflar yapacaklardır! Önemli olan bu işi yaparken ülkücülerin doğruyu görmesini sağlamaktır! Siyaset mutlak olarak çok değişkendir,  zaman hesabı ile genç doğar ve ihtiyarlamadan ölür! O sebeble “Disiplin” derken  ülkücülüğün etrafına kalın duvarlar örülmesini onaylamak mümkün değildir! Hele hele   bilim adamlarını  zamanın akademisyenleri ile bir tutup  onları görülmeyecek şekilde paketlemek  aklın alacağı bir şey olmamalıdır! O sebeble ülkücülük adına beyanda bulunan ve lider konumunda olanlar  en az  geçmişteki kadar dikkatli bulunmalıdır! Her şeye evet; siyasete bile; fakat makul, ilmi, çağdaş, cumhuriyetçi, Kemalist, demokratik ülkücülüğe yasak konmamalıdır!

 

ÜLKÜCÜLÜĞÜN MESELELERİ

 

Cumhuriyet tarihimiz boyunca bilim  ve siyaset adamları birçok “Milliyetçiliğin Meseleleri” eseri ortaya koymuşlardır; sayılmayacak kadar  makale ve araştırma-inceleme yazısı da vardır! Keşke bunların bir bibliyografyası yapılsa; daha yakından görür, bilgilerimizi tazeler, yapacaklarımıza yapılanlara göre bir ayar veririz! Her şey bir yana  bu eser ve araştırmalara baktığımız zaman  tek müşterek taraf hâlâ milliyetçiliğin  tarifinde anlaşılmamış  olmasıdır! Elbette  sosyal ve siyasi oluşumlarda  her zaman ölçü aramak ve aranan intizamı bulmak mümkün değildir; ama hiç olmazsa  ana umde veya meselelerde  bir iştirak sağlanamaz mı? Meselâ, siyaset gereği; böyle bir şey yok; aksine hep siyasetin dışında olmak  hem  vurgulanır, hem de tavsiye edilir! Bir milliyetçi için siyasetin dışında olmak  çoğu zaman erdem olarak kabullenilmiştir! Doğru mu?

 

Gelelim ülkücülüğe, Cumhuriyete dayalı Türk Milliyetçiliği 100, Ülkücülük 50 yaşındadır! Arada ne fark var, hiçbir ayrılık yok sadece ülkücülük siyaset içermekte ve disipline bir harekettir! Ülkücülüğe siyasi Türk Milliyetçiliği  diyebilir miyiz, elbette diyebiliriz! Milliyetçiliğin aksine ülkücülüğün  oturmuş ve umdeleşmiş  sağlam bir tarifi vardır, halbuki evvelce de söylediğimiz gibi  Umumi Türk milliyetçiliğinin  üzerinde uzlaşılmış bir tarifi ve kapsamını ne yazık ki ne kültürde, ne sosyoloji de, ne tarih anlayışlarında  bulamayız! Hele hele geniş Türk toplulukları göz anına alınırsa  inanç esaslarında da  birleşmek mümkün değildir! Küresel dünyada “Genel Milliliyetçilik” de anlamını  kaybediyor, dünyanın geçirdiği modernizm öncsi milliyetçilik  “Özel Milliyetçilik”tir! O sebeble istılahta batı ile anlaşmamız mümkün değildir!

 

Özel diye adlandırdığımız Türk Milliyetçiliği  yeni hali ile   ülkücülüğe yaklaşmış, belki de kendisi hâline gelmiştir! Çünkü diğer Türk soylu topluluklarla çok az müşterekler kalmaya başlamıştır! Sadece dili muhafaza edersek öpüp başımıza koyacağız! Siyasette anlaşamayan bir soya ait milliyetçi gurupların küresel dünyada başarıya ulaşma şansı yoktur! Umûmî Türk Milliyetçiliğinde  tarihten ziyade kültür ve coğrafya öne  çıkmıştır; coğrafya da tarihi coğrafya değil bölgesel coğrafyadır; katiyen etnolojinin veya sosyal antropolojinin bir şubesi olarak görülmez! İşte o sebeble içinde bulunduğumuz Türkiye toplumu milliyetçiliğine  “Anadoluculuk” suçlaması getirilmiştir! Burada da bir incelik vardır  ki  Erol Güngör misali  önümüze gelene de  “Anadolucu” diyemeyiz; çünkü onlar Türklüğü bir  bütün olarak  kabul etmekle birlikte  ideallerin gerçekleşmesi için  Anadolu insanının öne çıkmasını, bilgili ve donanımlı insanlar olmasını  istemişlerdir! Onlara çok  yanlış bir deyimle “Türkiye Milliyetçisi “ dersek çok büyük hata  yaparız!

 

Ülkücülük Türklüğü bir bütün olarak kabul eder; bu yönü ile Erol Güngörler’in yolundan ayrılmış değildir! Hatta Mümtaz Turhan ve Mehmet Kaplan’nın bile! Bugünkü ülkücülükte o bilim adamlarının etkisi ne kadardır? İşte bu noktada hafızalarımızı sağlam tutamıyor ve ilmin önünü  siyasi disiplin  zırhı ile kesiyoruz! Yaşayan ilim adamlarımızın bir kısmı siyaseten hatâ yapabilir; ilmin kabahati nedir, işte bunu anlamak mümkün değildir! Netice itibariyle Türk Milliyetçiliği de ülkücülük de birer ilim değil midir? Böyle görmezsek çok yanılır ve ülkücülüğün geçmişini düzgün anlamayarak siyasi söylemler içinde boğuluruz!

 

Elbette ülkücülükte mürşid, yani lider, yani “Başbuğ” çok önemlidir; onun bir tabu misâli sonsuza kadar yaşaması şarttır! Fakat bunu sağlarken hatâ yapmamalıyız! En büyük kusurumuz tabuların kendi hayatlarında yapmadığı ve söylemediği şeylerle ifâde etmemizdir! İzafe edilen şeyler zamana göre gerekli, şart; hatta  mecburiyet arz ediyorsa bunu kendi fikrimiz olarak açıklar, böyle şeyler varsa,  geçmişte siyaseten de olsa  yapılan hatalara  açıklama getirmiş, öz eleştiri yapmış oluruz!

 

Elbette Alparslan Türkeş düşüncesinin ideolojik kökleri yaşadığı Cumhuriyet devrinden gelmektedir ve “1944 Milliyetçilik Olayı”nda birlikte bulunduğu insanlardan özellikle Nihal Atsız’dan çok etkilenmiştir! Ne yazık ki Atsız Bey düşüncesinde  “Cumhuriyet” ve “Kemalizm” vurgulu biçimde yer almaz; varsa yoksa komünizm! Peki bunlara karşı mıdır elbette değildir; lâkin  belki de başına gelenler veya yanlış gurupların bu yolda  olmasından ötürü  en azından muhabeti sezilmemektedir; Hocası Köprülü de öyle değil mi? Bugün komünizm iflâs etmiştir, Atsız Bey düşüncesinde bunun yerine neyi koyacağız? Her şeyden evvel koyacağımız şeyi bir gelişme olarak tartmak ve ona mal etmemek mümkün değil mi?

 

Alparslan Türkeş Bey’in  siyasi ve ideolojik fikirlerini ancak 1969-1980 arası net olarak görebiliriz! İkinci  siyaset döneminde de elbette fikirleri ve çizdiği nihai yol çok önemlidir; fakat bu dönem biraz daha zamana ve zemine uygun, “Nazım Hikmet”  ve “Kürt” meselelerinde olduğu gibi siyasi popülizm görüntüsündedir! Yapılacak bilimsel çalışmalar elbette bu iddiayı kuvvetlendirecektir! Aynı zamanda ülkücülüğün test edilip zararlı bulunduğu 1970-80 dönemine de dikkat çekmemiz gerekiyor! Bu dönemde ülkücü düşünce din düşünceleri üzerine bina edilmiştir! Atsız meselesinde olduğu gibi bu fotoğrafa  “Kemalizm” ilâve etmek dönemin fikir ve siyaset yapısı ile bağdaşmıyor! Şimdi öyle olmasını isteyebiliriz, bu da ülkücülükte yeni bir safha ve yeni bir kazanımdır! Elbette  Türkeş Bey  her şeyden evvel TSK mensubu bir aydın sıfatiyle  “Cumhuriyet”in de “ Kemalizm”in de  önemine müdrikti! Fakat onun beyanlarında  bunlar yerine demokrasi öne çıkmıştır!

 

Günümüz ülkücülüğünün disiplininden sorumlu olanlar mutlaka beyanlarında geçmişe ve fikriyata atıflar yapacaklardır! Önemli olan bu işi yaparken ülkücülerin doğruyu görmesini sağlamaktır! Siyaset mutlak olarak çok değişkendir,  zaman hesabı ile genç doğar ve ihtiyarlamadan ölür! O sebeble “Disiplin” derken ülkücülüğün etrafına kalın duvarlar örülmesini onaylamak mümkün değildir! Hele hele bilim adamlarını zamanın akademisyenleri ile bir tutup onları görülmeyecek şekilde paketlemek aklın alacağı bir şey olmamalıdır! O sebeble ülkücülük adına beyanda bulunan ve lider konumunda olanlar  en az  geçmişteki kadar dikkatli bulunmalıdır! Her şeye evet; siyasete bile; fakat  makul, ilmi, çağdaş, cumhuriyetçi, Kemalist, demokratik ülkücülüğe yasak konmamalıdır!

 

Muhabbetle.

 

 

 

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments