BABA YAZI VI: KÜLTÜREL İÇGÜDÜ

Bu haber 01 Mayıs 2018 - 16:13 'de eklendi ve 228 kez görüntülendi.

     Ali BADEMCİ

      alibademci@gmail.com

 

 

Cins ve soy mefhûmu ilim olmaktan evvel içgüdülere gizlenmiş  bir olgudur; o sebeble bilim adamları arasında “milliyet” üzerinde anlaşılmış bir tarif yoktur! Tarihçiler milliyeti siyasal olaylar, kültür tarihçileri de gelenek kümeleri ile izah ediyorlar da, ama kimseyi iknâ edemiyorlar! Bütün bu bilimsel  gelişmelerden habersiz duran bir insanlar  ayrılıkçılara  bomba indirirken uçak seslerini duyunca neden başka dünyanın insanları olurlar! Bu duygular bir anda ve çok kısa zamanda bilimsel teorileri geride bırakarak toplumsallaşıyor; öyle bir toplumsallaşma ortaya çıkıyor ki  siyaseti bile  yönlendiriyor! Bunun adı nedir? Hangi ilim dalının konusudur, psikoloji yetersiz kalıyor, iktisat aydınlatma yapmıyor, sosyoloji çok karışıyor! Sebeb ve sonuçları acaba nerelerde aramalıyız?

 

BABA YAZI VI: KÜLTÜREL İÇGÜDÜ

 

İktisatçı, Thorstein Veblen (ABD, 1857-1929) ekonomist gözü ile  “iç güdü”yü mükemmel bir şekilde açıklamıştır. O insanın evrim sürecinin kökenini bu deyimle açıklarken varmak istediği,  maddî olan “üretim”i bir sonuç olarak ortaya koymaktadır. Halbuki iç güdünün maddi olmayan; elle tutulmayan, gözle görülmeyen; kazanan fakat hiç kaybetmeyen, oynandığı veya ısındığında genişleyen-genleşen, buharlaşmayan, zaman  zaman devasa toplumsal olaylara dönüşen, durağan halde bile insandan ayrılmayan, kişiliği oluşturan, Veblen’in kültür tanımı içinde, durağan halde bir kurum olmayan, sosyolojik-psikolojik-ekonomik, etnolojik, etnoğrafik, antropolojik içgüdüler de vardır.  İşte o film adı “temel içgüdü” tam anlamı ile budur! Bu yazı ile bu konuda bir sosyolojik fikir jimnastiği yapacağız.

 

Sosyolojinin konusu olan ve toplumu meydana getiren  insanlar toplumla tanıştıkları gün ve saatte alt yapısı olmayan işe yaramaz bir bilgisayar aleti gibidir. İnsanın ilk edinimleri ana sütü ve bunun verdiği ananın vücut sıcaklığıdır. Elbette emme ekonomik kavramlarla  izah edilebilecek bir üretim-tüketim işidir! Fakat yeni alette ortaya çıkan bu refah mutlak olarak gülücükler, ağlamalar, ebeveyn sevgisi gibi ancak psikoloji veya sosyoloji ile açıklanacak olgular ortaya koymaya başlar! Bu olguyu diyalektik kavramı veya materyalist  sosyoloji ile  izah edemeyiz! Öyle alt-yapı üst yapı kavramları içine de dahil edemeyiz! Duygu menşeyli bu görünüm tamamen manevi bir alt şuur niteliğindedir.

 

Veblen düşüncesinin bizi ilgilendiren tarafı, düşünce alışkanlıklarını “kurum” deyimi ile açıklamasıdır. Ancak ” kurum” kişinin alışkanlıkları artıp da bir küme şeklini alınca böyle adlandırılıyor! Burada elbette “Darwinci” evrim süreci ve seçilim teorisine dayanılmaktadır. Bu noktadan hareketle Veblen  toplumsal evrimi ”toplumun tabiatının ve düşünce alışkanlıklarının, toplu yaşam koşullarının baskısı altında  seçici bir şekilde adaptasyona uğrama süreci” olarak  ifâde etmektedir.(Gülenay Baş Dinar (Doç.Dr), Kurum, İçgüdü ve Alışkanlık Kavramları Temelinde Veblen’in Kurumsal Evrim Teorisi, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 46,Sayı 4,Aralık 2013,s.44-65). Tamamen psikanaliz kurallarının evrimine uygun “İç güdü” önce “kurum” şeklini alıyor ve sonra da  alışkanlıklarla  sistemleşip, programlaşmış ve alt yapısı dizilmiş bir makineye dönüşüyor!

 

Ebette insan anakartının neresinde olduğu belli olmayan ve açıklanması bir hayli güçlük arzeden içgüdü parçalarının kümelenmesi ve birikmesi söz konusudur. Benzer olaylarla bazen hatırlanır ve ortaya çıkarak insanın az-çok gizli kalan şahsiyetini ortaya koyarlar. Bunlara davranış alışkanlıkları dememiz mümkün değildir, çünkü alışkanlıklar yeni ve gençtir, ağaç dibi sürgünlerini hatırlatırlar; esas olan gövdenin kendisidir, mevsimden mevsime yapraklar ve çiçeklere bürünen dallar ve üst sürgünler ancak alışkanlıklardır! Süreklilik arzeden ve her mevsim kendini muhafaza eden nedir? Biz buna çeşitlendiği ve temaslarla kümelendiği zaman  toplumsal şuur diyebilir miyiz?

 

Örneklendirelim: Mehter Marşının ortaya çıktığı yılları bilmeyen, tanımayan, bu konuda yüzeyselliği geçmeyen bilgiler dışında bilgisi olmayan, Türk etnolojisi ile ilgisi âile ve dilden ibaret olan bir Türk insanı neden bu marş terennüm edildiği zaman heyecanlanır? Veya yakın zamanın “Çırpınırdı Karadeniz” türküsü bizlere çok şey hatırlatır, tarihin meçhul derinliklerine götürür! Erzurum’u hiç görmemiş bir Türk insanı şu “çarşı-pazar”a neden bu kadar duygulanır? Böyle bir türküyü toplumumuza ait olmayan biri  nasıl  ifâde edebilir, bilemediğimiz, düşünemeyeceğimiz, tarihsel bir genetizim mi söz konusu! Bu işlerin Orwel’lin açıklamaları ile de ilgisi yok, bizim rüya tabircileri ile de!

 

Cins ve soy mefhûmu ilim olmaktan evvel içgüdülere gizlenmiş bir olgudur; o sebeble bilim adamları arasında “milliyet” üzerinde anlaşılmış bir tarif yoktur! Tarihçiler milliyeti siyasal olaylar, kültür tarihçileri de  gelenek kümeleri ile izah ediyorlar da, ama kimseyi iknâ edemiyorlar! Bütün bu bilimsel gelişmelerden habersiz duran bir insanlar ayrılıkçılara bomba indirirken uçak seslerini duyunca neden başka dünyanın insanları olurlar! Bu duygular bir anda ve çok kısa zamanda bilimsel teorileri geride bırakarak toplumsallaşıyor; öyle bir toplumsallaşma ortaya çıkıyor ki siyaseti bile yönlendiriyor! Bunun adı nedir? Hangi ilim dalının konusudur, psikoloji yetersiz kalıyor, iktisat aydınlatma yapmıyor, sosyoloji çok karışıyor! Sebeb ve sonuçları acaba nerelerde aramalıyız?

 

Muhabbetle.

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments