TAYYİP ERDOĞAN

Bu haber 08 Mayıs 2018 - 0:46 'de eklendi ve 151 kez görüntülendi.

     Recep SAVRAN

     recepsavran49@gmail.com

 

Çorçil dermiş ki, Yahudiler’in en büyük düşmanı Araplar değil Elenler (Yunan), en yakın gördükleri kavim de Kürtler’miş! Yıllar önce  o büyük siyaset ve ilim adamı  bu tesbiti yapmış! Şu Yahudiler bize dost, hattâ  minnettardırlar! Hukukumuz da  sanıldığı gibi İspanya’dan geldikleri  zaman başlamamış, meşhur Hazar Kağanlığı’ndan beri kan birliğimiz bile var! Karayimler hâlâ Kırım’da da  Türkiye’de de var! Acaba neden şu Kürtler ile aramızı bulmak yerine açarlar? Sorma gitsin, konuşacak şey çok, amma okumuyoruz ki!

 

TAYYİP ERDOĞAN

 

Bir takım arkadaşlar ağızlarına bile almıyor ve devlet başkanı olarak görmüyorlar, ama Erdoğan T.C. Cumhurbaşkanı! Fanatizm kabul etmeyebilir, deyim netice itibari ile muhayyile! Demokrasi realize olmuş muhayyiledir, o sebeble fanatizm peşinde olan siyaset dışındadır! Erdoğan Cumhuriyet tarihinin genç siyasetçisi, 1954 doğumlu,1960 sonrası bunalımlı yılların ikinci kuşağı olarak  elbette ideolojik bir ortamdan gelmiştir ve fikri müktesabatı “İslâmcılık”tır; bir kere bunu hiç unutmayacağız, hani şu Osmanlı’nın “Üç Tarzı Siyaset” ve “Türkleşmek-İslâmlaşmak-Muasırlaşmak” düşüncesinin bir kanadı! Batılılaşma işine diyecek yok, bir Türk tarih geleneği olarak  bu ülkede her düşünce “Muasırlaşma” üzerine kuruludur! Ancak sıralama pek önemli; Erdoğan’ın tenkid edilen  en önemli tarafı öteki umde, yani Türkleşmek!

 

Tayyip Bey “Türkçüyüm” diyenlerden  çok güzel Türkçe konuşuyor, hatasız bir dili var denebilir! Fakat bizim Türkçüler-Milliyetçiler  Türkçe konuşamaz, imtihan etsen sınıfta kalır! Üç satır yazalım deseler imlâdan hiç haberleri yok! Bildikleri kulaktan dolma ve genellikle hamaset! Görünen o ki Tayyip Bey’in  âile ve toplum hukuku da fevkin üzerindedir! Üç günlük vekillikte  kaset işine falan konu olmamış, 50 yıllık arkadaşları var ve  çevresine bağlı! Bizim astsubay yetiştirme okuluna benzeyen partimiz de iki kişi bir araya gelmez! Eline fırsat geçerse malı götürür! Milliyetçilerin ne hakkı var  Erdoğan’a lâf söylemeye, bakın işte ortak da oldular! Hesapta bunlar var mıydı?

 

“Türkleşmek” bizde 200 seneden beri konuşulur, ama Anadolu üzerine oturmuş Türkiye’nin 1000 yıldan beri Türk olduğunu savunulur, ne de olsa tarihi gelenek! O zaman  Türkleşme’yi şeddeleştirmenin  anlamı nerede? “İslâmlaşma” için de aynı şeyi söyleyebiliriz! Vakia elimizde tek şey kalıyor, o da yeni sayılır: Avrupa’ya  çok sonradan uyum! O meşhur anlaşmaya adını veren  İngiliz  siyaset adamı Sir Mark Sykes,”Ülkesi için canını fedâ etmeyecek az Türk  vardır. Ülkesini içinde bulunduğu  dahili çürümeden  kurtaracak az Türk bulunur.”diyor .(Mark Sykes, Darü’l İslâm, Ter.Y.Yezcan, Ankara 2000, s.27.)

 

Şu bizim milliyetçiler kendilerini akıllı adam sanırlar, aslında hiç de öyle değil! Çünkü Türk etnolojisinde akıl  sonraki kazanımlardandır! Donanım ve bilgi de öyle, milliyetçilerde hemen hemen  donanımlılık hiç yok! Okumadıkları için  düşünemezler! Çünkü delikanlılık çağında  bizim sosyolojimizde  çarpıklıklar başlar, genel olarak lise 2’de! Meselâ okulu bırakır, askerlikte edindiğimiz tecrübe ile  ya özel güvenlik veya “Özel Harekatçı”lığı tercih eder yavuklunun koynuna gireriz! Garpta hiç böyle bir şey yok, tamamen   şarka mahsus devam eden feodal bir gelenek! Anlayacağınız  Sykes’in dediği gibi  kendimizi idare edecek,   devlet dediğimiz şirketi  yönetecek  insan bulamayız! Zaten yabancı ideologların Türk insanın  böyle olmasını isteyen bir tavırları da hiç olmamış, o “Unesko” kampanyaları da hikâyedendir!! Gerek yok  bu boşluğu  başkaları doldurur!

 

Türkiye’de  devlet adamı olmak için  kimliğiniz karanlık olacak veya azından  epeyce melez olacaksınız! Anadolu insanının böyle bir şansı yok! Basınımızda  soy-sop uzmanları var, önüne geleni  bir yere  yapıştırırlar! Bunlar doğru mu yanlış mı, onu ancak  devletin kayıtlarını görebilenler bilir! Milliyetçiler kendilerine hiç bakmazlar, kendilerini sorgulamazlar da, kafalarında çeşit çeşit listeler var!  Solcular bir yandan  iflâs den “Hümanizma” peşinde ısrar ederlerken bir taraftan da soy-sop cedvelleri çıkarırlar! Hastalık derecesinde kime kimden bulaşmış! Müptelaya sorarsanız  Türkiye’de Yahudi’ye bulaşmayan yok! Tanınmış herkes “Mason”; deyimlerin içi boş, insanı kedere sevketmekten başka işe yaramaz!

 

Osmanlı devrinde  Türkiye İstanbul’dan değil Selânik’ten  idare edilirdi, batırma da oradan başlar kurtarma da! Son zamanlarda buna  yine bir Selânikli olan  Kavalalılar  dolayısiyle Mısır-İskenderiye bu duruma geldi! Altın devrinde İttihat Terakki’nin Anadolu’da şubesi yok, İstanbul – İzmir bile ikinci durumda! Mübadele olmuş  güya Yunanistan’dan Türk getirmişiz de oraya Rum göndermişiz! Oldukça tartışmalı, Selânik’i  Türkiye’ye taşımızşız! Trabzon’a kadar  yerleştirmişiz!  Öyle ya Rum ve Ermeniler gitti boşluğu kim dolduracak?

 

Çorçil dermiş ki, Yahudiler’in en büyük düşmanı Araplar değil Elenler(Yunan), en yakın gördükleri kavim de  Kürtler’miş! Yıllar önce  o büyük siyaset ve ilim adamı  bu tesbiti yapmış! Şu Yahudiler bize dost, hatta  minnettardırlar! Hukukumuz da  sanıldığı gibi İspanya’dan geldikleri  zaman başlamamış, meşhur Hazar Kağanlığı’ndan beri kan birliğimiz bile var! Karayimler  hala Kırım’da da  Türkiye’de de var! Acaba neden şu Kürtler ile aramızı bulmak yerine açarlar? Sorma gitsin, konuşacak şey çok, amma okumuyoruz ki!

 

Muhabbetle.

 

 

 

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments