KAŞIKÇI

Ali BADEMCİ

SEÇİMİN BİLİMSEL ANALİZİ

Bu haber 18 Temmuz 2018 - 0:46 'de eklendi ve 436 kez görüntülendi.

Safter TANIK

24 Haziran 2018 cumhurbaşkanı seçiminde; Recep Tayyip Erdoğan % 52.59, Muharrem İnce % 30.64, Selahattin Demirtaş % 8.40, Meral Akşener % 7.29, Temel Karamollaoğlu % 0.89, Doğu Perinçek % 0.20, genel seçimlerde ise;  AKP % 42.56, CHP 22.65, HDP % 11.70, MHP % 11.10, İYİ Parti % 9.96, SP % 1.34, HÜDA PAR % 0.31, VP’de % 0.23 oy aldı.

AKP, % 49,5’ten % 42.56’ya düştü. Ancak; toplam milletvekilinin, neredeyse yarısını kazandı. İttifaktan ise zararlı çıktı.                    

1 Kasım 2015 genel seçimlerinde % 49,5 oranında oy alan AKP’nin oyu, % 42.56’ya düştü. Yani 7 puan kaybetti. Buna rağmen; toplam milletvekili sayısının neredeyse yarısı olan, 295 milletvekili kazandı.

TBMM’deki temsil oranı ise; % 57.63’ten, % 49.17’ye düştü. Bu da; yaklaşık, 8,5 puan demek. Haliyle ittifakın; milletvekili bakımından, kendisine faydadan çok zarar verdiği görülüyor.     

CHP, % 25,3’ten % 22.64’e düştü. Ancak, TBMM’deki temsil gücünü korudu. İttifaktan ise karlı çıktı.   

1 Kasım 2015 genel seçimlerinde % 25,3 oranında oy alan CHP’nin oyu, % 22.64’e düştü. Yani 3 puan kaybetti. Buna rağmen; 600 milletvekilinden 146’sını kazandı.

TBMM’deki temsil oranı ise değişmedi (% 24.36’dan % 24.33’e düştü). Haliyle İttifakın; milletvekili bakımından, kendisine fayda sağladığı görülüyor. 40 yıldır milletvekili çıkaramadığı Elazığ’ın yanı sıra Adıyaman-Karabük-Karaman-Kastamonu-Kırıkkale-Kırşehir-Kütahya-Nevşehir-Şanlıurfa ve Yozgat’ta milletvekili çıkarması da bunu gösteriyor.

HDP, baraja takılmadı.  

1 Kasım 2015 genel seçimlerinde % 10.80 oranında oy alan HDP’nin oyu, % 11.70’e çıktı. Yani yaklaşık olarak 1 puan arttı.

Milletvekili sayısı; 59’dan 67’ye, TBMM’deki temsil gücü; % 10’73’ten % 11.17’e yükseldi.

Doğu ve güneydoğunun bazı illerinde; % 5 hatta % 10’a varan oy kaybı yaşadı ise de, bunu İstanbul-Ankara-İzmir gibi büyükşehirlerden gelen oylar ile telafi etti. Toplam oyunun; % 30’unun buradan gelmesi, bunu gösteriyor. CHP-Sol seçmenin; stratejik oy kullanması da, bunda etkili oldu.             

MHP, sürpriz yaptı.

1 Kasım 2015 genel seçimlerinde % 11.90 oranında oy alan MHP’nin oy oranı, % 11.10 oldu. Yani “değişmedi” desek yerinde olur. Oysaki anketler;  MHP’nin, ciddi bir oy kaybı yaşayacağını gösteriyordu. Bu nedenle de; MHP’nin aldığı oy, sürpriz olarak karşılandı.

Aslında ne oldu?

MHP, 1999-2018 dönemi arasında yapılan genel ve yerel seçimlerde;  en yüksek % 17.98, en düşük % 8.35 oranında oy aldı.

7 Haziran 2015 genel seçimlerinde; % 16,3 oranında oy alırken, bu; 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde, % 11,90’a düştü.

Milliyetçi kulvarın; oy potansiyeli hakkında, farklı birçok oran var.  Ancak; çok partili siyaset tarihimize baktığımızda, seçmenin en fazla % 18’inin milliyetçi söylemi öne çıkaran bir partiye, yani MHP’ye oy verdiğini görüyoruz.  

2002’den bu yana; MHP-AKP arasında gidip-gelen, bazen MHP’yi, bazen AKP’yi tercih eden, hangi saik ile hareket ettiği belli olmayan, daha çok muhafazakâr, yarı MHP’li yarı AKP’li bir seçmen kitlesi var.  Anketçileri; tahmin yürütenleri, yanıltan da bu hızlı geçişkenlik oldu.

Bu kitle, cumhurbaşkanı seçiminde;  Recep Tayyip Erdoğan’ı, genel seçimlerde de; MHP’yi tercih etti. Haliyle cumhurbaşkanı seçiminde; Recep Tayyip Erdoğan % 52.59 oy alırken, AKP 7 puan kaybetti. Bu da; MHP’ye, 7 puan kazandırdı.  

AKP-MHP’nin toplam oyu % 53,66, Recep Tayyip Erdoğan’ın ise % 52.59.  O zaman 1 puan kime gitti?

İYİ Parti % 9.96, Meral Akşener % 7.29 oranında oy aldı. HDP’nin oyu % 11.70, Selahattin Demirtaş’ın ise % 8.40. Bu da; MHP’nin % 10’nluk kesiminin (1 puana tekabül eden), Muharrem İnce’ye oy verdiğini gösteriyor.

İYİ Parti; hedefinin, gerisinde kaldı.

Akşener; cumhurbaşkanı seçiminde 2. çıkıp 2. turda Erdoğan ile yarışmayı,  İYİ Parti de % 18-22 bandında bir oy oranını hedefledi. Ancak; Akşener % 7.29,  İYİ Parti de % 9.96 oranında oy alabildi.

Neden?

İYİ Parti; seçime, hazırlıksız yakalandı. Dezavantaj zaman-ortam, sistematiği oluşmamış fikir-mantık, kısıtlı bütçe, olmayan alt yapı,   yoksun görsel medya, dar-kaynaşmamış kadro ile seçime katılmak zorunda kaldı. Hatta seçime katılamama tehlikesi ile karşılaştı.

Meral Akşener ile taraftar kazandı ve kaybetti.

Muharrem İnce’nin adaylığına kadar, Meral Akşener ve İYİ Parti’nin hedefini doğrulayan bir dip dalgası vardı. Ancak; İnce’nin aday olması ile esen rüzgâr, Akşener ve İYİ Parti’nin aleyhine çalışan bir makineye dönüştü.

Her ne kadar hedefinin uzağında kaldı ise de; rakipleri ile arasındaki güç farkı dikkate alında, % 9.96 oy alarak 43 milletvekili çıkarması da başarı sayılır       

SP tabanını kaybetmiş, “DYP, ANAP seçmeni” diye bir şey de yok.

Saadet Partisi (SP), % 1.34 oranında oy aldı. Bu da; SP’li seçmenin, AKP içinde eridiğini gösteriyor. Bu; bir zamanlar DYP ve ANAP’a oy veren seçmen için de geçerlidir. Zira bir partiye oy vermek, zaman içinde alışkanlık yapar. Haliyle 16 yıldır AKP’ye oy verenin; ne SP, ne DYP ne de ANAP kimliği kalır.   

Recep Tayyip Erdoğan, neden kazandı?

Akşener ve İYİ Parti’yi seçim dışı bırakamasa da, en uygun zaman ve ortamda seçime gitti.

CHP-HDP’yi yan yana koyan, CHP-HDP karşıtlığına dayalı propaganda çalışması; Akşener’in adaylığıyla boşa çıktı. Ancak; CHP’nin HDP’vari seçim bildirisi ardından, İnce’nin bu ağzı kullanması, yarış birinci turda bitecekmiş gibi seçim kampanyasını CHP-AKP yarışına dönüştürmesi, bunu tekrar işler hale getirdi.  

Londra ziyaretiyle ABD ile olan ilişkisini yumuşattı, küresel baronları Mehmet Şimşek ile ikna etti.  

Rakipleri ile mukayese edilemeyecek ölçüde bir bütçeyle seçime katıldı, Partisi-altyapı ile kanaat önderlerini harekete geçirdi, seçim kampanyasını 350.000’e varan aktif kadroyla yürüttü, yazılı-görsel medyadaki hâkimiyetini kullandı, OHAL ortamından istifade etti.

Muharrem İnce, başarılı mı?

CHP’den Akşener ve İYİ Parti’ye olan oy akışını durdurduğu gibi, partisinden 8 puan fazla oy aldı. Konuya; bu açıdan bakıldığında, başarılı olduğu görülüyor. Ancak; MHP’li seçmenden aldığı 1 puan dışında, AKP’li seçmenden oy alamadığı anlaşılıyor. Bir de; biri partisi ile birlikte, diğeri kendisine ait onarılamaz iki stratejik hata yaptı. Yani iki altın kuralı çiğnedi.

Madde 1-) HDP’nin desteği ile iktidar olunmaz, iktidar olunsa bile ülke yönetilemez.

Kılıçdaroğlu ve kurmaylarının HDP desteği ile iktidar olma stratejisi; matematik açıdan doğru, siyasi açıdan ise yanlıştı. Bir de buna; CHP’nin HDP’vari seçim bildirisi, İnce’nin bunu tasdik eden hamasi söylemi eklendi. Bu da; PKK ile mücadele kozunu kullanan-milliyetçi söylemi öne çıkaran Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürdü, AKP’den kaçan oyların MHP’ye akışına neden oldu.

Madde 2-) Toplumsal akılda; % 65 sağ, % 35 sol oy algısı var. Haliyle CHP’nin AKP ile karşı karşıya kalması, sonu belli olan yarışa girmesi demektir.                      

İnce; seçim, “sanki birinci turda bitecek” gibi bir hava yarattı. Bu da cumhurbaşkanlığı seçimini CHP-AKP yarışına soktu, Akşener’i cazip olmaktan çıkardı, Erdoğan’ın seçim stratejisine hizmet etti.

Meral Akşener’in Başarı, Yanılgı ve Hatası

Akşener; dezavantaj zaman-ortam, sistematiği oluşmamış fikir-mantık, kısıtlı bütçe, olmayan alt yapı,  yoksun görsel medya, dar-kaynaşmamış kadro ile her türlü engellemeye rağmen kendisi ve partisinin varlığını ispatladı.  

Abdullah Gül’ün çatı adaylığına karşı çıkarak iç-dış güç odaklarının tepkisini aldı ise de, halkın güvenini kazandı.

YSK’dan olumsuz bir karar çıkma ihtimalinin yükselmesi üzerine,   Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşme sonucu; adeta zamanla yarışarak CHP’den 15 milletvekili transfer etti, hem kendisinin cumhurbaşkanı adaylığını kesinleştirdi, hem de partisinin seçimlere katılmasına hak kazandırdı.

CHP’nin; 15 milletvekili vermesiyle, cumhurbaşkanı adaylığı için hak kazandı ise de 100.000 seçmenin imzasına başvurdu. 1 günde 126.341 imza toplayarak gücünü ispatladı, meşruiyetini halka dayandırdı, aynı zamanda Temel Karamollaoğlu ve Doğu Perinçek’in önünü açtı.

Millet İttifakı’nı inşa edenlerden biri oldu, Cumhur İttifakı’nın avantajı dezavantaja dönüştü.

Seçim kampanya döneminde; görsel medyadan yoksun bir şekilde, 56 ilde 71 miting yaptı, engellemeler ile karşılaştı.

“Suriyeli Sorunu-Şeker Fabrikaları Özelleştirmesi” ile fındık-tarım sektörü ve sanayileşme konuları üzerinde durdu, gençlik-kadın-yeni sınıfın sorunları için çözüm sundu, vaatlerde bulundu.

“AKP’de; 10-15 puan, DYP-ANAP’lı seçmenin olduğunu” düşünmesi,   yanılgısı oldu.

Karşı olmasına rağmen, HDP hakkındaki görüşü belirsiz kaldı.

Stratejik hatalar; kendisinden değil, ortağı CHP yönetimi ve İnce’den kaynaklandı. Bunu düzeltecek taktiklere, başvurmaması ile de eleştiri aldı.

Akıl Tutulması       

Son dönemde yapılan referandum-cumhurbaşkanı-genel seçimlere baktığımızda; destekçisi değişse de, iktidar ve muhalefet kanadında, “% 52’ye 48 ya da % 51’e 49” şeklinde bir bloklaşma olduğu, bunun fazlaca değişmediği görülüyor. Bu da; bireyin aklı ile değil, toplumsal akılla hareket ettiğini, taraftar mantığıyla alışkın olduğu partiye oy verdiğini, toplumsal akılda ise değişen bir şeyin olmadığını gösteriyor.

Bireysel ve Toplumsal Akıl        

Sosyal-Psikoloji bilim dalında; “bireysel akıl”, “toplumsal akıl” gibi, tanımı-anlamı-alanı ve kanunları farklı olan iki kavram vardır.

Bireysel akıl; bireyle, toplumsal /toplum aklı; kitle/toplumla ilgilidir. Ancak;  toplumsal akıl, bireylerin aklının toplamı değildir. Zira bir elma ile bir armudun toplamı iki değildir. Aynı zamanda, farklı bileşenleri içerir. Bunun için; akılsız bireyi, akıllı yapmak mümkün değildir; akıllı veya düşünmeyen toplum inşa etmek ise mümkündür.

Bu konuda da medya öne çıkar. Haliyle medyaya hâkim olan, bunu bir kadro ile etkin kullanan, topluma istediği yön ve şekli verir. Zira sık-sık görünen ve tekrar edilen, akılda kalır.

Bir de; toplum hayatında, “akıl tutulması” denilen bir olayın yaşandığı dönemler vardır. Ünlü Alman düşünürü Friedrich Nietzsche’ye (Niçe) göre; “uykuya yatmış akıl, ancak derin acı ile uyanır.”.    

İnsan Sosyal Bir Hayvandır

İnsan, “sosyal bir hayvandır” derler. Zira aklı ile düşünür, toplumsal akılla hareket eder. Bir siyasi parti ile liderini acımasızca eleştirenenin; sandığa gittiğinde O’na oy vermesi, kitle içinde iken doğru-yanlışa, iyi kötüye, leh-aleyhine olduğuna bakmaksızın hatibi çılgınca alkışlaması, bunu gösterir.

İnsanlar Güce Tapar

İnsanlar; şiddet-baskı ortamında, korku güdüsü ile hareket eder;  haklının değil, güçlünün yanında görünür.

Siyasette; güçlü-önde gideni tercih eder, en çok sesi çıkana bakar. Bu; doğu toplumlarında, daha da öne çıkar.

Erdoğan’ın; gündem oluşturması, yazılı medyaya sık-sık demeç vermesi, görsel medyada sürekli görünmesi, hitabında ses tonunu yükseltmesi, “Hey” diyerek meydan okuması, görkemli mitingler ve toplantılar düzenlemesi, Kılıçdaroğlu’nun; “Ankara-İstanbul Adalet Yürüyüşü”, Akşener’in; güven-cesaret-umut veren erkeksi bir görüntü sergilemesi de toplumsal akılda etkin olma ile ilgilidir.  

İnsanlar Ağlayan Siyasetçiyi Sevmez

İnsanlar; ağlayan, sızlanan, sürekli dert yanan kişiden rahatsız olduğu gibi, bu özellikteki siyasetçiyi de sevmez. Zira bu; ona acısını-sıkıntısını hatırlatır, güven-cesaret ve umudu arzu eder.

Yeni Sınıfın Eğilimi Değişmedi

İnce ve Akşener; “30,4 milyonu kredi borçlusu ve 13 milyonu sosyal yardım alandan oluşan” Yeni Sınıfın sorunları üzerinde durdu, çözüm sundu. Buna rağmen; Yeni Sınıfın eğiliminde, değişen fazlaca bir şey olmadı.  

Neden?  

Yeni Sınıf; herkes gibi çare ve umudu arar, ancak; değişimden değil, statükodan yanadır. Zira değişim, “risk” demektir. Bu nedenle; ciddi alternatif görmeden, zorda kalmadan, iktidarda olanı tercih eder.   

Suriyeli Sorunu Geri Planda Kaldı  

İnce ve Akşener; halkın şikâyetçi olduğu “Suriyeli Sorunu” üzerinde durdu, çözüm sundu. Ancak; Suriyelilerin en çok yaşadığı yedi ilde  (İstanbul-Bursa-Adana-Gaziantep-Şanlıurfa-Hatay-Kilis), AKP oy kaybı yaşadı ise de, Erdoğan ve AKP birinci çıktı.   

Neden?

Birey; aklı ile düşünür, toplumsal akılla hareket eder, taraftar mantığıyla alışkın olduğu partiye oy verir. Bir de; “vardır, bir bildiği” gibi, bir bahanesi mevcuttur.

Şeker Fabrikaları Özelleştirmesinin Etkisi Düşünüldüğü Gibi Olmadı  

İnce ve Akşener; halkın şikâyetçi olduğu, geniş bir kitleyi etkileyen  “Şeker Fabrikaları Özelleştirmesi” üzerinde durdu, çözüm sundu. Ancak; Erzurum-Muş dışında, “Şeker Fabrikaları” özelleştirmesinin yapıldığı 11 ilde (Yozgat-Niğde-Çorum-Kırşehir-Erzincan-Tokat-Tekirdağ-Afyonkarahisar-Burdur-Kahramanmaraş-Konya), AKP ciddi oy kaybı yaşamadı, Erdoğan ise; 16 Nisan 2017 Referandumuna göre oyunu arttırdı.

Neden?

Doğu toplumları; uzun değil, kısa vadeli düşünür. Haliyle toplu para alması ya da alacak olması,  işinden olmasını ikinci plana atar. Tabi ki buna bir de taraftar mantığını ilave edebiliriz.

MHP Güneydoğu’da Oyunu Arttırdı

MHP; Şanlıurfa, Adıyaman, Tunceli, Mardin, Diyarbakır, Şırnak, Muş, Van ve Hakkâri’de oyunu arttırdı. Bu da bir takım söylentilere neden oldu. Sanki MHP; burada, bu orandaki oyu, ilk defa almış gibi bir izlenim oluştu. Oysaki MHP; 1999 genel seçimlerinde, Adıyaman-Şanlıurfa ve Van’da milletvekili çıkardı. Haliyle MHP’nin burada düşük oranda olsa bile, bir tabanı olduğu anlaşılıyor.  

Güneydoğu’da 2002’den itibaren hız kazanan PKK terörüyle; halkın bir kısmı HDP yanında yer alırken, hangi parti seçmeni olursa olsun PKK’ya karşı olanlar ise AKP çatısı altında toplandı. PKK eylem-şiddet- baskısının doğurduğu korku ortamının azalması ile de; AKP’deki MHP seçmeninin, eski partisine dönüşe geçtiği görülüyor.    

Harran’da kullanılan toplu oy ve MHP ile AKP’ye çıkan oy eleştirisine gelince. Burada, feodal bir yapı vardır. Haliyle bireyin iradesi, beyin-ağanın iradesinin gölgesinde kalır. MHP’nin; Harran’da, birkaç dönem belediye başkanlığını kazanması dikkate alındığında da, % 49 oranında oy alması sürpriz değildir.

Özet olarak, bir akıl tutulması yaşanıyor; birey aklı ile değil, toplumsal akılla hareket ediyor, taraftar mantığıyla otomatiğe bağlanmış gibi alışkın olduğu partiye oy veriyor.

Safter TANIK
Safter TANIKsaftertanik@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments