ŞAH İSMAİL

Bu haber 24 Eylül 2018 - 10:12 'de eklendi ve 795 kez görüntülendi.

     Recep SAVRAN

     recepsavran49@gmail.com

 

 

Peki, Şah Rıza olmasaydı, bugün tamamen bir Fars Devleti olan İran olur muydu? Kesinlikle mümkün değildi! İran’ı Rıza yarattı; İmamlar’ın  Devleti’înde lokomotif kesinlikle Fars olmaktır. Bu düşünce başkentin Tebriz’den İsfahan’a taşınmasından beri  bayrak yapılmıştır. Velhasıl çok yönlü araştırmalara şiddetle ihtiyacımız var.  İlmî ölçü olarak kullanan bilim adamları yetiştirilmesi lâzım. İşte ancak onlar tarihin tekerrür olduğunu çalışmaları ile ortaya  koyacaklardır.

 

 

ŞAH İSMAİL

 

“Hatayî” mahlası ile Türkçe yazan Şah İsmail’in şairliğine dayanarak  onun Türklüğü ile övünüp dururuz. Bu gelenekler bizim şaşkın “Bektaşiler” de daha yaygındır da, milliyetçilere de sirayet etmiş ve görüş kemikleşmiştir. Halbuki İsmail’in soyu ispat edilmiş değildir. Kurduğu devlete bakılır ve akıbeti incelenirse ona pekâlâ “Fars” denebilir. Tabiî olarak kullandığımız malzeme  geleneklerden gelen “Seyyidlik” değildir; onun bizzat soyudur. Doğrudur ki büyük büyük anne ve anne tarafından  Akkoyunlu, yani bir Türkmen’dir, ya baba ve dedeler!

 

Elbette  Safavî Devleti Anadolu menşeyli Karakoyunlular ve Akkoyunlular’ın İran topraklarında devamıdır. Bizim pek de düşünmeden ve ölçüp biçmeden Safavî Devletini bir Türk Devleti saymamızın çok önemi yok; İsmail’in deyişleri maalesef kendi dönemi için geçerlidir. Batı literatürü “Fars” diye bir milleti İsmail’in ortaya çıkardığını gayet ciddî çalışmalarla ortaya koymuşlardır. Onun siyasette tamamen “Koloniyalist” bir yol izlemesi Fars ve Arap karekterine  daha bağlı olduğunu göstermiyor mu? Halbuki Türkmen Arap ve Farslar’in aksine sufidir, hiç de sömürücü değildir. O sebeble hemen hemen batılı bütün bilim adamları onun  “Saf Türk” olmadığı sonucuna varmışlardır.

Safavî âilesi Hazar Denizi kıyısında Deylem menşeylidir ve  koyu Şafiî Müslüman olarak neşed etmiş, bu sebeble sürekli olarak Osmanlı’dan yardım almıştır. Dede Şeyh Cüneyd  Anadolu’yu gezdikten sonra Safaviyye tarikatına  son şeklini vermiş ve bu görüşler üzerine bir devlet kurmuştur. Esasında devlet bugünkü İran’da olduğuı gibi bir İslâm Devleti idi ve Caferi Mezhebini esas alan  teokratik temeller üzerine oturmuştu. Hatta o düşünceye İslamî Protestanlık bile denebilir. O sebeble bizim Cumhuriyet  tarih görüşü Safaviler’i  Türk Devleti saymadığı için “Cumhurbaşkanı Forsu”na dahil etmemişlerdir.

İsmail’in Türkî  havası Safaviler’in beşinci hükümdarı olan  Şah Abbas’a kadar devam etti. Bu zata büyük denmesinin sebebi yaptığı düzen ve anlayış değişikliğidir. Irak onun zamanında alındı, İsfahan onun zamanında başkend oldu, ama  ordunun  çoğunluğu  Müslüman olmuş Gürcü ve Ermenilerden  oluşuyordu. Hatta  bu devirden sonra  saray tamamen  onların eline geçti, çünkü kadınlar bunlardan alınıyordu. Dolayısiyle batı bu devri “Üveysî” diye nitelendiriyordu. Böyle bir gelenek vardı, Hindistan’da Timuriler yerliler ile evlenip  tabanı sağlamlaştırıyordu ama  Ermeni ve Gürcüler gerçek anlamda bir İran unsuru değildir,  tarife Ermeniler uysa da   hiçbir zaman bu coğrafyaya sahip olamamışlardır.

Safaviler’i kim yıktı, elbette Afganlılar! Bu saldırı ve işgale bakın ki çapul ve ganimet kadar  “Üveysilik” de önemli sebeptir, çünkü Afgan  güçlerinin çoğu Türk menşeylidir ki  bunlar üzerinde  ancak  Nadir’in Türkmenleri etkili olmuşlardır Sümer Hocam, ”Afşar Nadir’in kavmî duyguları yüksektir” diyor. İşte buradan da yozlaşan ve başlangıcından uzaklaşan Safavî hanedanının  devlet olarak  net resmini görmüyor muyuz?

Olay  tarihçiliği artık devrini tamamlamaktadır. Aslında o tekerrür denen tarih içinde olay tekerrür etmez çıkarılacak sonuçlardan ders alınır. Ezber ve heyecanla  tarihten ders alamayız.Bir şeyi iddia ve kabul ederken  temeline inmeli, devri devir yapan hadiseleri  çok iyi incelemeliyiz. Demek istemiyoruz ki  Şah İsmail ve  devrinin   hiçbir önemi yoktur; elbette böyle değildir; lâkin öyle sağlam bir düşünce kritiği yoktur, estetikle  bir devir kapanıp  yeni bir devir açılmaz. Nadir olmasaydı elbette  İran’da Kaçarlar olmazdı! Bunun gibi  bölgeden hiç çıkmayan Rus ve İngiliz misyonerler olmasaydı Pehleviler olmazdı. Rıza  İsmail gibi yarı yarıya bir Türkmen olarak doğdu, lâkin herşeyi ile  Fars olan  bir diktatör olarak öldü. En büyük  zulmü de  Türklere  revâ gördü!

Peki, Şah Rıza olmasaydı, bugün tamamen bir Fars Devleti olan İran olur muydu? Kesinlikle mümkün değildi! İran’ı Rıza yarattı; İmamlar’ın  Devleti’înde lokomotif kesinlikle Fars olmaktır. Bu düşünce başkentin Tebriz’den İsfahan’a taşınmasından beri  bayrak yapılmıştır. Velhasıl çok yönlü araştırmalara şiddetle ihtiyacımıuz var.  İlmî ölçü olarak kullanan bilim adamları yetiştirilmesi lâzım. İşte ancak onlar tarihin tekerrür olduğunu çalışmaları ile ortaya  koyacaklardır.

 

Muhabbetle.

 

 

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments