ÜLKÜCÜLER VE 12 EYLÜL | Ülkücü Kadro - Ülkücü Haber Sitesi
kadikoy escort

ÜLKÜCÜLER VE 12 EYLÜL

ÜLKÜCÜLER VE 12 EYLÜL

    Hamza ALPARSLAN

       hamzaalparslan.80@gmail.com

 

Günümüzde ülkücülük ilkelerine uygun şekilde temsil edilmiyor; anlaşılan operasyon devam ediyor! Tavan ile taban arasında neredeyse iki kutup kadar  mesafe vardır! İşte ülkücüler önce bu operasyon  çemberinden kendini kurtarmalıdır. Çemberin dışına çıkmak gayri faalmiş gibi bir manzara ortaya koyabilir, lakin hiç de öyle değildir! Ülkücüler çok okumak, dünya ve bölgeyi tanımak zorundadır sadece canını vermekle   iş bitmiyor; ne için  canı ve cananı feda ettiğimizi artık  anlamalıyız.

 

 

ÜLKÜCÜLER VE 12 EYLÛL

 

12 Eylül’ü sosyolojik boyutları ile ve ülkücü gözle yazılmış  bir  eser henüz ortaya konmamıştır. Aslında  12 Eylül sıradan bir operasyondu; geniş tutuklamalar oldu, işkence odalarında yüzlerce genç sakat bırakıldı ve güya  ibret olsun diye  bir soldan bir sağdan  insanlar  göstermelik yargılamalar ile ipe gönderildi. Hepsinden önemlisi aradan 37 yıl geçmesine rağmen ülkücüler  bu işlerden sağlam dersler çıkaramadılar. Kuru tarih ve  mağduriyet beyanları sosyolojide idealistliği unutturuyor.  Bunun üzerinde hatıra yazılarında işin içine  kişilik yapmak da girince  felâket zafermiş gibi bir durum ortaya çıkıyor! Operasyonel  üst akıl,  şahsiyet yapmayı teşvik etti, kişilikler zedelendi. Elbette 12 Eylül’ün amacı ülkücüleri parçalara ayırmaktı, ki bu iş  bugün başarılmış bir ölçüde ülkücülük   güya disiline  edilmiştir; karşıt güçler olduğu yerde durmakta ve mücadeleyi çeşitli şekillerde silâhlı olarak sürdürmektedir. Mutlaka silâh ülkücülüğün amacı değil, mukabil savunma aracıydı; esas olan halk bandında ülkücülüğün dik duruşudur!

 

Himmet Kayıhan’ın “Gün Sazak” çalışması dikkatle okunmalıdır, bu biyografide ders alınacak çok yön bulunmaktadır. Siyasi iradenin teşviki ile ortaya çıkan kitapları okumak ve bu çalışmalardan ders çıkarmak hemen hemen mümkün değildir! Bademci’nin “12 Eylül İşkencesinde Ülkücü Bir Gazetecinin Dramı” eserinde  yazarın cezaevi hayatında 116 günlük  gözlemleri ve kuvvetli tahlilleri bulunmaktadır, bir solukta okunacak ama çokj düşündürecek bir kitapçık!. Keşke 12 Eylül bu gözle  tetkik edilip de provokatör-ülkücü ayrımı yapılabilse! İşte o zaman günümüzü daha rahat aydınlatabilir, önümüzü daha rahat görebiliriz!

 

12 Eylül’ün  ülkücüler yönünden en büyük algısı şüphesiz ki”Fikrimiz iktidarda biz içerideyiz” sözleri oldu; daha sonra “Sokakları boşaltmak” gibi  harekete en büyük darbeyi indirecek  operasyon bu görüş üzerine bina edilmiştir! Türkeş kimseye söz geçiremedi, siyaset olarak  en yakınında bulunanlar algıya kandılar ve yeni açılan sahalarda kendilerine yer buldular’ İşte Yaşar Okuyan, Namık Kemal Zeybek, Taha Akyol! Bunlar güya mürekkep yalamış insanlardı; ne yazık ki Nevzat Kösoğlu’nu hesaba katan olmadı! Halbuki o  öldüğü güne kadar  direndi, fakat fazlasına  ömrü yetmedi! Demişti ki ”Bu kadar başımıza gelenlerden sonra  esasında biz ülkücülüğü hizmet hareketi gibi düşünmüştük de hâlimize bırakmadılar!” Şimdi gelinen noktada   üstadın  bu teşhis ve tesbitini iyice düşünmelisiniz! O, Bademci’nin kitabına “Tarihe ışık tutacak  önemli bir çalışma” demiş ve yayına teşvik etmişti! Herhalde yaşamış olsaydı feylesof dünyası ile bambaşka bir ülkücülük ortaya koyacaktı!

 

Bizler 12 Eylül’ü  yetişkin olarak yaşadık; öyle derinlikleri olan kuvvetli bir operasyon olduğu söylenemez! Ülkücülere yeni bir şekil verilmeğe, başarılamazsa  sulandırmaya çalıştılar! Ne yazık ki  bu algı kuvvetli çalıştı ve 1982 Anayasası’na bir çok ülkücü “Evet” dedi. İçeriden çıkanlar MDP’ye kanalize ediliyordu, ama tutmadı; ülkücüler ANAP’a da önceleri sıcak bakmadılar ama, sonunda  bu partinin yönetim kademelerini elegeçirmek için kendi aralarında hesaplaşmalara bile girdiler! Türkeş  yağlı kemik yarışını engelleyemedi ve ortaya garip bir manzara çıktı! İşkence gören bir çok ülkücü  MDP’ye davet edilmişti; tutmayınca bunlar  ANAP’da boy gösterdi! Buna karşılık DYP zorlamaları da  yedekde avcılığa davam  etti ve başarılı da oldular! Türkeş öldüğünde MHP Meclis dışındaydı; halbuki evvelinde o en kötü günlerde bile Türkeş Bey’in şahsında  MHP her zaman ayaktaydı!

 

MDP-ANAP-DYP  mirasçılarına karşılık bir ölçüde siyaseten zayıf  bir MHP olsa da artık önemli bir oyuncu olmaktan çıkmıştı!  Bahçeli’nin ilk icraatı  “Ağabeylik”  kurumunu ortadan kaldırmak ve “Ülkücüleri sokaktan çekmek” gibi iki operasyonel slogan içeriyordu! Yeminliler herhalde akıbeti tahmin etmişlerdi ki hareket içinde  bulunmadılar ve ülkücülük “Yaban eller”in  elinde kaldı! Acaba kurtulabilir mi diye heves edenler de  2015’in iki seçiminde de  tam bir hayal kırıklığı  yaşadı! Çünkü operasyon bitmemişti ve üst akılın  karar mercii önüne koyduğu listeler Kasım 2015 tablosunu ortaya çıkardı!

 

Günümüzde ülkücülük ilkelerine uygun şekilde temsil edilmiyor; anlaşılan operasyon devam ediyor! Tavan ile taban arasında neredeyse iki kutup kadar  mesafe vardır! İşte ülkücüler önce bu operasyon  çemberinden kendini kurtarmalıdır. Çemberin dışına çıkmak gayri faalmiş gibi bir manzara ortaya koyabilir, lakin hiç de öyle değildir! Ülkücüler çok okumak, dünya ve bölgeyi tanımak zorundadır sadece canını vermekle   iş bitmiyor; ne için  canı ve cananı feda ettiğimizi artık  anlamalıyız.

 

Hoşçakalın.

 

izmirescort ankara escort izmir escort hal saha yapan firmalar