İKTİDAR OLMAK

Bu haber 16 Ekim 2018 - 16:40 'de eklendi ve 699 kez görüntülendi.

     Recep SAVRAN

     recepsavran49@gmail.com

 

Artık 50-100 yıl öncesinde yaşamıyoruz, Cumhuriyet-1944, hattâ kendini yenilemeyen “Ülkücü Milliyetçilik” yaprak dökümü safhasına gelmiştir. O sebeble siyasette daima kendini küçülten, büyük hedefler yerine yama olarak kalmayı tercih eden, birincilikten vazgeçip ikincilik talep eden bir siyaset siyaset olmaktan çıkmıştır. İkame imkânları da yok, hep boşa çıkıyor, çünkü olgunlaşmayan meyvayı kaynatarak yemeye çalışıyoruz. Hareketin kurtuluşu yeniden kendini yaratmasıdır. İşte bunun için kendimize dönmemiz gerekiyor.

 

İKTİDAR OLMAK

 

Bir çok okuyucu ve dostlarımız, elbette milliyetçiler adına soruyor: “Ne zaman iktidar olacağız?” İlginç ve üzerinde çok düşünülecek ve çok şey konuşulacak, iki ucu da açık bir soru! Konuyu incelerken konuya nereden başlamak gerektiğini pek iyi hesaplamak gerekiyor. Meselâ siyasetten mi başlayalım; yoksa siyaseti oluşturan sosyalizasyondan mı? Elbette iktidara gelmek yoğun bir siyasi bütünlük istiyor, fakat sosyalizasyon onun çok önünde olmalıdır. Peki siyaset nerede başlar, sosyalizasyon nerede biter?

 

Toplumu kişiler oluşturur, işte mükemmel bir idare arayışları da burada başlar! Artık Ortaçağ’da olduğu gibi “Mahalle kabadayılığı”ndan toplum lideri olunmuyor. Lider olacak kişinin her bakımdan hitap edilen toplum ve onun düşünceleri ile örtüşmesi gerekiyor! Öne çıkan veya çıkanların aynı zamanda toplumun arzu, işaret, hattâ direktiflerine tam olarak hâkim olmaları teşekkülün olmazsa olmaz şartıdır. Öne çıkanlar toplumdan uzak düşünce ve tavırlar içinde ise o hareketin siyasileşme şansı yoktur.

 

Geçen asırda “Etniste” milliyetçiliğin temel umdesi idi, bugün bu değişmiştir; en azından pratikte öyle görülüyor; o şuurda olmak yeterli sayılıyor. Fakat işin ruhuna yaklaşırsanız yine aynı yere varıyorsunuz. Görünen manzara ve kullanılan argümanlar din eksenlidir, çünkü ABD bilim adamları 50 yıldan beri toplumları emperyal çemberde tutmak için inanç eksenli, taşaronal ekipler, hatta ordular kullanıyorlar. Böyle olunca milliyetçiliğin düşmanlarını arayacağınız yeri bulmakta tereddüd ediyorsunuz. O sebeble iktidar olmak isteyen düşüncelerin bir hayli ilmî çalışması gerekiyor.

 

Yine değişen bir şey var ki eskiden mlliyetçiliğin ve milliyet düşüncesinin hudutlarını çizemiyordunuz; bir yandan sosyoloji, diğer yandan coğrafya, tarih ve kültür önünüze çıkıyordu. Belki doğru olanı buydu ve böyle çalışmak gerekiyordu. Lâkin o zaman da karşımıza siyaset bilimi ve onun oyunları gibi büyük bir set çıkıyor. Küreselleşme ve post modernizm siyaset kurallarını da tahrip edercesine değiştirdi; bu sefer ekonomi ve çıkarlar herşeyin üzerine çıkıyor.

 

Siyasetçiler, ekonominin topluma yansımaları ve yönlendirmelerini dikkatleri başka yöne çevirecek yapay gündemlerle atlatmağa çalışıyor ve siyaset katiyyen toplumsal ekonomiden haberdar değildir. Herşey çok kötü olduğu zaman bile asayişin berkemâl olduğu pekâla savunulabiliyor, bu konuda tröstleşmiş medya herşeyi değiştirmeye muktedir bir güç olarak ortaya çıkmaktadır. Görsel Medya insanların gözlerini kapatıyor ve çok daha değişik, hattâ pembe rüyalar görmesini sağlıyor. O sebeble günümüz insanlarında hayal kırıklığı had’ safhadadır. Üretim yapıyor satamıyorsunuz, kredi alıyor ödeyemiyorsunuz, gazete çıkarıyor satamıyorsunuz, hattâ evleniyorsunuz fakat mutlu olamıyorsunuz; arayışlar devam ediyor, o zaman da sokaklar gayrimeşrularla doluyor. Günümüz toplumlarının genel olarak hâli budur da; İslâm ülkelerinde iş biraz daha sırıtıyor. Geçmiş yıllarda Brezilya dizilerini şöyle bir hatırlayın diyeceğim ama şu anda bizler onları çok geçtik.

 

Dünyada bilimsel milliyetçiklik geri plâna çekilmiştir, fakat tabu olma durumunu sürdürmektedir. Batı her milli hareketi “şövenizm” gözü ile görüyor ama kendisi alâ milliyetçiliği yapıyor, Hristiyan dünyasının birlik olamamasının gerçek sebebi de budur. O bakımdan İslâm dünyası biraz daha rahattır diyebiliriz. Milliyetçiliği temsil iddiasından olan Türk siyaset ve bilim adamları bir algı olan bu kurulın maalesef dışına çıkamıyorlar. Bilim, tarih, efsane ve hatırâ ile kendini aldatıyor, siyaset ise her bakımdan küçülmeyi tercih ediyor. Böyle bir kombine içinde sizler de” Ne zaman iktidar olacağız” diyorsunuz. Bu umutların cevabı elbette sessiz yürüyüşlerle olmaz; bağırıp çağırmak da meseleyi halletmez. İşi bir mesele olarak masaya koyduktan sonra bilimsel yollarla çare arayacağız. Bu konuda bize yardım edecek sosyolojik tesbitlerdir. Bunlar ne olmalıdır derseniz, dünyayı ve bilimi kavramak gibi cevabımız hazırdır.

 

Artık 50-100 yıl öncesinde yaşamıyoruz, Cumhuriyet-1944, hattâ kendini yenilemeyen “Ülkücü Milliyetçilik” yaprak dökümü safhasına gelmiştir. O sebeble siyasette daima kendini küçülten, büyük hedefler yerine yama olarak kalmayı tercih eden, birincilikten vazgeçip ikincilik talep eden bir siyaset siyaset olmaktan çıkmıştır. İkame imkânları da yok, hep boşa çıkıyor, çünkü olgunlaşmayan meyvayı kaynatarak yemeye çalışıyoruz. Hareketin kurtuluşu yeniden kendini yaratmasıdır. İşte bunun için kendimize dönmemiz gerekiyor.

 

Muhabbetle.

 

 

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments