MHP-AKP ORTAKLIĞI

Hamza ALPARSLAN

MİLLÎ MÜCÂDELENİN DOĞRU OKUNMASI

Bu haber 09 Ekim 2018 - 1:51 'de eklendi ve 795 kez görüntülendi.

         Ali BADEMCİ

           alibademci@gmail.com

 

Milli Mücâdele’nin bitiş tarihi bellidir, Başkumandanlık Muharebesi: 30 Ağustos 1922. İstanbul ve Ege’nin boşaltılması! En büyük ihanet iddiası ise Milli Mücadele’nin danışıklı döğüş olduğu şeklindeki saçmalıktır.  Milli Mücâdele elbette bir “Subay” savaşı olarak başlamış fakat “Halk Hareketi” olarak sonuçlanmıştır Kafalarında “Şike” barındıranlar Sakarya’yı  “Parya” olarak göstermek isteyenlerdir. Tevfik Çavdar’ın “Ankara’nın Taşı, Gözlerimin Yaşı” hatırlatması ise Cumhuriyette İmparatorluk şuurunun devâmı olarak okunmalıdır. (Tevfik Çavdar, Milli Mücadelede Sayılarla Vaziyeti Umumiye).

.

 

MİLLÎ MÜCÂDELENİN DOĞRU OKUNMASI

 

2019 Millî Mücâdele’nin başlamasının 100.yıldönümü; bu konuda devlet etkinliklerinin olacağını, gösterimlerinde bulunulacağını, programlar hazırlanıp sunulacağını  tahmin ediyoruz. Elbette doğru olanı budur; yeni nesillerin işin ruhunu anlaması için bu husus bilhassa çok önemlidir. Aslında Millî Mücâdele’nin başlangıcını Filistin Cephesi’nin çöküşü ve Yıldırım Ordularının  bugünkü Anadolu’ya ayak basmasından  itibaren, yani  Kasım 1918’den itibaren almak ve bu tarihi başlangıç kabul etmek  zorundayız.(.S.Selek, Anadolu İhtilali).Meseleyi  “Halk”dan başlatmak gerekiyorsa; yani işe bir halk  ayaklanması deniliyorsa bu şarttır ve doğru olanı da budur. “Kemalizm”in şu “Bandırma Vapuru”nda ne biçim bir takıntısı varsa, saltanat sevdalılarının “Vahidedin” hikâyeleri de tarih oluşturma ve konuşmanın pek dışındadır. Tabiî olarak  “Bandırma Vapuru”  ve varsa “Saray”ın teşebbüslerini  yok saymıyoruz. Lâkin bu işin suyu çıkmış ve nesillerin hafızalarında düzgün bir literatür oluşmadığı gibi,  bir kamplaşma ortaya çıkmıştır. İki görüşte müstakil olarak incelendiğinde tarih yazımı ortaya koyabilecek gerçek görüşler ortaya çıkmamıştır.

 

Milli Mücadele’yi 19 Mayıs 1919 ile başlatırsak Türkiye’nin bugünkü Suriye’de arayışlarını îzah edemeyiz. Eğer Güney ve Güneydoğu “Cetvel” sınırlarını kabullenirsek, Irak ve devlet politikası olan sınır güvenliğimizin de  anlatımı pek zorlaşır! Netice itibariyle TSK. Mustafa Kemal’in  güney sınırlarımızdan  “Yeni Anadolu”ya  ayak bastığı çizgi üzerindedir ve son İdlip  mutabakatı ile   daha aşağılara inme imkânını bulmuştur. Muhtemel “Fırat’ın Doğusu Operasyonu” ise tıpkı Suriye gibi  Irak’ta da  Türkiye ve TSK’ya derinlik kazandıracaktır. Anlayacağınız ne yaparsak yapalım  her şey tabiî mecrasına oturmaktadır; bizi doğru hedeflere  geçmiş yüzyılda  izinden ayrılmadığımız  “Batı” algılarına sırt dönmemiz ve kendimize gelmemiz kurtaracaktır. Çünkü anti Kemalist Cephenin ileri sürdüğü Anadolu’yu yönlendiren bir “batı” görüşü hiç zaman olmamıştır. Batının tavsiyesi bellidir ve istiklal değil  “Manda” yönetimidir.(Halide Edip, Türk’ün Ateşle İmtihanı.). Düşünce olarak “İzmir Ekolü”den sayılması gereken  Adıvar’ın  o meşhur “Sultanahmed  Mitingi” ile  ne yapmak istediği belli olmadığı için, bilâhare kendini Ankara’da  bulmuştur da, neden sonunda kaçmayı tercih etmiştir?

 

Eğer Millî Mücâdele bir halk hareketi ise -ki öyledir- bunu bugünkü görüşlerle   sağlam temellere oturtamayız. Erzurum-Sivas-Ankara’nın görünen yüzü ve yazılanlar bu hareketin hiç de  bir “halk hareketi” olmadığını  ortaya koymaktadır. Dünya ve Türk âleminde muasır halk hareketleri ile  karşılaştırdığımız  zaman  hiç de üzerinde konuşulacak sonuçlar ortaya çıkmamaktadır. Bir “Bolşevik İhtilâlini” düşününüz ki onun bile bir halk hareketi olup olmadığı hâlâ tartışılmaktadır, fakat Şubat 1917(Menşevik) hareketi bir halk hareketidir. Çok öğünülen “Sarıklılar” ve “Tarikatlar”ın  çoban olan Anadolu’da  hiç de karşılığı  yoktur; çünkü  hararet derecesinde  “Nakşilik”e mensup hiçbir çoban gösteremezsiniz! Fakat “Menemen” ve “Şeyh Sait İsyanı”nda bu canavarın dişleri neredeyse  son yılda kazanılanları havaya uçurmuştu; elbette 15 Temmuz 2016 da bu işin tabiî bir devamı  hatta sonucudur.

 

Kendisi Selânikli olan Halide Edip “Manda” görüş ve inançları ile Selânik İzmir’i ile tenakuz hâlindedir. Bu sebeble  insan hareketi çok zayıf ve ağır olan  Anadolu yerine   İzmirliler’in  parasının Millî Mücâdele’nin finansörü olduğu   genellikle kabul edilmiş bir görüştür. Elbette Mustafa Kemal’in Latife ile evlenmesi ve Selânikli damadı olması bu açıdan çok önemlidir. Gazi’nin neden ayrıldığı, hatta çocuk yapmaması cidden ilginçtir. O sebeble Atatürk’ün hayatında çok ihtiyaç olduğu hâlde bir “Varlık Kanunu” çıkmaması  ve zihniyetin ülkeden ABD’ye göçmemesinin önemli sebebidir. Çünkü tek başına  İsrail bağımsızlığı “Amerikan Yahudi Lobisi” teşkilinin yegâne sebebi değildir. O zamanın şartlarında çoğu Türkiye’de olan Yahudi sermayedarların “Devleti Aliyye” yerine İsrail’i daha çok önemsediklerini kimse söyleyemez. Türkiye’den  haksız kazanç sağlayan Yahudi  sermayesinin kaçması   11 Kasım 1942 tarih,4305 sayılı kanundur ve bunun şerefi Milli Şef’e aittir. Bir kuruş vergi ödemeden İsrail ve ABD’ye kaçanlardan  büyük yekununun   DP devrinde çıkarılan Af Kanunu ile gerçekleştiğini  elbette  biliyoruz.(Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi). İlginçtir ki ülkede yatıp kalkıp İsmet Paşa’ya  lanet okuyanlar siyonistler değil anti siyonistlerdir.

 

Millî Mücâdele’nin bitiş tarihi bellidir, Başkumandanlık Muharebesi: 30 Ağustos 1922. İstanbul ve Ege’nin boşaltılması! En büyük ihanet iddiası ise Milli Mücadele’nin danışıklı döğüş olduğu şeklindeki saçmalıktır.  Milli Mücâdele elbette bir “Subay” savaşı olarak başlamış fakat “Halk Hareketi” olarak sonuçlanmıştır Kafalarında “Şike” barındıranlar Sakarya’yı  “Parya” olarak  göstermek isteyenlerdir. Tevfik Çavdar’ın “Ankara’nın Taşı, Gözlerimin Yaşı” hatırlatması ise  Cumhuriyette İmparatorluk şuurunun devâmı olarak okunmalıdır.(Tevfik Çavdar, Milli Mücadelede Sayılarla Vaziyeti Umumiye).

 

Esen kalın.

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments