KAŞIKÇI

Ali BADEMCİ

SİYASET BİLİMİ YAZISI

Bu haber 04 Ekim 2018 - 10:56 'de eklendi ve 678 kez görüntülendi.

  Ali BADEMCİ

           alibademci@gmail.com

 

Türkiye’nin çağa ve dünyaya uyumunda,  özellikle FETÖ olayından sonra hiç de kötü değiliz. Siyasetteki birleşme aşağılara doğru iniyor ama çok yavaş hareket ediyor. Bilhassa bürokrasi engelini aşmak gerekiyor, çünkü birçok bürokrat  provokatör gibi  hareket ediyor. Halbuki siyasette sağlanan birliktelik güçlü dalgalarla halka inmeli ve özellikle bilim adamları da buna uyum sağlamalıdır. Bu safhada devletin yapacağı en önemli şey budur. Gündelik siyasetten, eski düşüncelerden arınmalıyız. Cumhuriyet Milliyetçiliği  başarılı olmadı, bir ideoloji yaratamadı,  hamaset olarak bile kadük kaldı! Elbette İslâm itici, potansiyel, katalizör güçtür. Her görüş siyasidir, çünkü toplumlar siyaset üzerine kurulur ve siyaset sosyalizasyonun sonucu ise realizasyon safhasıdır. Müsaade edin toplum birleşsin, milletimizin alt şuuru pek kuvvetlidir ve Türk ırkı  doğuştan milliyetçi duygulara sahiptir. Dinî görüşlerin yanlış algılanılarak toplumsal yapıştırıcılık yerine  ayrışma oluşturması  özellikle sosyoloji yapanların  yegane maçıdır.  Bu konuya  başka bir yazı ile devam ederiz. Söylenen ve yazılanların anlaşıldığını sanıyoruz.

 

 

SİYASET BİLİMİ YAZISI

 

2000’li yılların  başından itibaren  dünyaya paralel olarak  Türkiye’de de  siyaset sosyolojisi  sür’atli bir değişim içine girdi. Doğu 1990, Batı ise 1970’lerden beri  bu değişimin  içine girmiş ve yeni bir yaşama şekli, yeni bir siyasi ortamı idrak etmişti. 1960 sonra Batı siyaseti tam olarak sosyolojik  yeni kaideler üzerine oturmuş ve bu tarihten itibaren  özellikle ABD’de de  yapılan çalışmalar 19.yy. oryantalizmi hattâ Annales Okulunu çoktan katlamıştı. Sovyet bilim adamları Siyasi Etnoloji ve Antropoloji çalışırken ABD Marksist sosyoloji kuramları üzerine din çalışmalarını oturttu. Sovyet bilim adamlarının çalışmalarından sakat doğmuş bir Avrasya çıkarken, ABD sadece İslâmi figürlerle   dünya İmparatorluğu olma yolunda ilerledi. Vietnam pahalı fakat sıradan bir denemeydi, lâkin  Afganistan ile başlayan   “Mihver İslâm Coğrafyası” işgâli  Irak, Kuzey Afrika, Mısır ve Suriye ile devâm etti. Bu işte mutlak olarak  Sovyetler’den devralınan Rusya ve Putin çok geç kaldı, sahaya tereddütlü indi. Dolayısiyle özellikle İslâm Coğrafyasında  ABD koyduğunu kat be kat almış  Rusya’nın senetleri protesto olmuştur. Yaşadığımız 21.yüzyılın ilk çeyreği “Acaba dengeleme olur mu?” sorusuna cevap aramaktadır.

 

Türkiye bu işte geç mi kaldı; bunun için 12 Eylül Darbesi’ni bilhassa  incelemek gerekiyor. Hatta 27 Mayıs’ın ile ilgili değerlendirmelerin  kuyruk acısı olanların feveranları olduğunu  bilhassa  gözardı etmemeliyiz! 27 Mayıs ne Nazlı’nın yazdıkları ne çok bayatlamış olan Başbakan Menderes hikâyeleridir, sır niteliğinde olan çok önemli yönler var! 27 Mayıs Osmanlı zihniyeti ürünü olan  bir devrin kapanması da değildir! “”Üç Darağacı” iyice incelenmeli ve düşünce adamlarının fikirleri, varsa devletin arka planı  siyaset sosyolojisi süzgecinden geçirilmelidir. Böyle bir çalışma var mı,  bu görüşler ışığında yeni çalışmalara hazır mıyız derseniz, maalesef ülkemizde öncelikle “Sağ” denen cenahta ne sosyoloji ve sosyolog bulunmamaktadır. Tarihçiler ve kültür tarihçileri daha sosyalizasyon penceresini bile tıklayamamışlardır. Coğrafya bir etnoloji bilimidir, onu hiç bilmiyoruz ve Suriye olaylarında ancak farkına vardık. Anlayacağınız “Coğrafya” Türkiye’nin  7 bölgesi, akarsuları, gölleri, denizleri ve dağları değildir. Kadim bir siyasî coğrafya vardır, peki kim bu işin farkında? Arayışların neresindeyiz, o da çok belli değil, çünkü  bu tarafa yönlendirilen bilim adamı maalesef yok! Coğrafya ve sosyoloji çalışmaları okunmuyor, hatta kitaplara inen ön görüşler “Ağır” diye nitelendiriliyor, bu şartlarda  ülkenin siyaset problemlerini nasıl çözeriz?

 

Şöyle veya böyle ülke sosyolojisinde bir iç bütünleşme sağlandı, fakat bu hâlâ çok üst seviyelerdedir. AKP bürokrasisi sık sık  bu realizasyonu bozuyor. “Müslümanlar” ve” Müslüman Olmayanlar” ayrımı lider bir Müslüman ülkeye  hiçbir şey kazandırmaz? O sebeble bilhassa  dış siyasette “Müslüman Türkler” deyimi çok sakat ve  tecrübe edilmiş görüşlere  özenmedir. Türk ırkının kahir ekseriyeti zaten Müslümandır, bunu yeni ayırım ve parçalanmalara kapı arayalayacak  tamamen heyacana dayanan sloganlara teslim edebilir miyiz?

 

Ülkede 4 milyona yakın  Suriyeli mülteci var; bunlara tam anlamı ile Arap diyebilir miyiz?  Dersek, Türkiye’ye ilgiyi izah edemeyiz! Bu ülkenin bütün vatandaşları fukara değildir; imkânı olmayanları bir yana bırakın, büyük şehirlerimizde 5 yıldızlı oteller onlarla dolu, pekâla daha rahat olacakları ülkelere gidemezler miydi?  Hudud bürokrasisi çok hatâ yapıyor; buralarda  “Müslüman Türkler” diye tamamen siyaset mahreçli etkinlikler yapılıyor!  Örnek vereyim; büyük bir Suriye Türkmen kampının bulunduğu Yayladağı ilçemizde onlar için bir şölen yapılıyor. Kaymakam’ın pankartına bakınız; “Bayırbucak Müslüman Türkleri!” Hoppala  bu adam serhadı  İstanbul tekkesi sanıyor! Bayır Bucaklılar bırakın  başka dinden olmayı Türkçe’den başka lisan da bilmezler! Suriye Türk ve Türkmenleri tamamen Sünni-Hanefi Müslümandır ve bir tane ne Hıristiyan ne de Musevi’ye rastlanmaz! Örneği iyi düşünün, devlet de kendini dinlemeyenlere  bir işaret koysun!

 

Türkiye’nin çağa ve dünyaya uyumunda,  özellikle FETÖ  olayından sonra  hiç de kötü değiliz. Siyasetteki birleşme  aşağılara doğru iniyor amma  çok yavaş hareket ediyor. Bilhassa bürokrasi engelini aşmak gerekiyor, çünkü birçok bürokrat  provokatör gibi  hareket ediyor. Halbuki siyasette sağlanan birliktelik  güçlü dalgalarla halka inmeli ve özellikle bilim adamları da buna uyum sağlamalıdır. Bu safhada devletin yapacağı en önemli şey budur. Gündelik siyasetten, eski düşüncelerden  arınmalıyız. Cumhuriyet Milliyetçiliği  başarılı olmadı, bir ideoloji yaratamadı,  hamaset olarak bile kadük kaldı! Elbette İslâm itici, potansiyel, katalizör güçtür. Her görüş siyasidir, çünkü toplumlar siyaset üzerine kurulur ve siyaset sosyalizasyonun  sonucu  ise realizasyon safhasıdır. Müsaade edin toplum birleşsin, milletimizin alt şuuru pek kuvvetlidir ve Türk ırkı  doğuştan milliyetçi duygulara sahiptir. Dinî görüşlerin yanlış algılanılarak toplumsal yapıştırıcılık yerine ayrışma oluşturması  özellikle sosyoloji yapanların  yegane maçıdır.  Bu konuya  başka bir yazı ile devam ederiz. Söylenen ve yazılanların anlaşıldığını  sanıyoruz.

.

 

Allah’a Emanet Olun.

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments