TÜRK KÜLTÜRÜNDE HOŞGÖRÜ

Bu haber 27 Ekim 2018 - 22:38 'de eklendi ve 372 kez görüntülendi.

TÜRK TÖRESİNDE

HOŞGÖRÜ – İNSANLIK (KİŞİLİK)

 

2. BÖLÜM

TÜRK KÜLTÜRÜNDE HOŞGÖRÜ

 Bülent Vedat AYDEMİR 

   Türk tarihine hoşgörü açısından baktığımızda, Türklerin İslâm öncesi ve sonrasında gittikleri yerlerde, devlet kursun-kurmasın, diğer inanç mensuplarına ve kültürel topluluklara karşı son derece hoşgörülü yaklaşmışlardır. Zira Türkler her varlığın bir ruhu olduğuna inanmışlar; tabiattaki hiçbir varlığa zarar verilmemesini benimsemişlerdir.

Mefhum itibariyle her milletin mutlaka bir hoşgörü yönü vardır. Fakat net bir zaman dilimi tayin edilemese de bu sözcüğün tamamen Türkçe olması, onun tarihi, sosyolojik ve kültürel arka planının Müslüman Türk kültürü tarafından oluşturulduğuna işaret etmektedir.

Hoşgörünün mefhum, içerik ve filolojik yönlerden tamamen Müslüman Türk kültürüne ait olduğu konusunda değişik görüşler bulunmaktadır. Türklerin İslam’ı kabul etmelerinden önceki kültürlerine baktığımızda hoşgörü düşüncesi için belki bir tarih vermek güç ama bunun Türk kültüründe çok eskiden beri hatta ta Milattan önce bile var olduğu kanaatini taşıyanlar vardır.(4)

Türk kültür geleneğinde hoşgörü; “İnsan sevgisi ve insan haysiyetine hürmet gösterme” prensibi çerçevesinde hoş gören ve hoş görülen tarafın insan oluşu ekseninde gelişmiştir ve dinî-ahlakî bir görev olarak benimsenmiştir.

Rahmetli Alpaslan Türkeş’in ifadesiyle de; “Allah yeryüzünü insanlar için yaratmıştır, insan yüce Allah’ın yeryüzündeki kutsal emanetidir; insanı da insana emanet etmiştir” düsturu Türklerin hayat felsefesini oluşturmuştur.

Türk kültüründe tarih itibariyle çok uzun bir geçmişe sahip olan bu kavram sahip olduğu değerlerin anlamları itibariyle sürekli öne çıkmıştır. Hoşgörü ve İnsan sevgisi Türk düşüncesinin her safhasında merkezi bir konumda yer almıştır.

Türkler, kendi hayat tarzının bir parçası olan hoşgörü anlayışını İslâmiyet’i kabul etmelerinden sonra da, İslâmi metinleri kendi kültür yapıları çerçevesinde yorumlamışlar ve İslâm’la özümsenmiş yeni bir Türk İslâm hoşgörü anlayışını geliştirmişlerdir. Hoşgörü geleneksel Türk kültüründe köklü bir biçimde yer almıştır; Türk tasavvufuna da geniş bir insan sevgisi ve hoşgörü öncülüğü yapmıştır.

Yunus Emre’nin (ö: 1320)

Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaradılanı hoş gör

Yaradandan ötürü

Dizelerindeki “Yaradılanı hoşgör” ifadesindeki hoş gör sözcüğünün türemiş olduğu hoş görmek fiilinin eski Anadolu Türkçesinde kullanıldığını görmekteyiz. Bu aynı zamanda hoşgörü terimin uzun bir süreden beri yazılı ve sözlü Türk edebiyatında kullanıldığını bize göstermektedir.

Yabancı itikatlara saygılı olma Türklerin karakter yapısında vardır. Hür ve bağımsız yaşama azmi ile birlikte dünyaya hâkim olma “Cihan hâkimiyeti” mefkûre ve iradesi, Türkleri, münasebette bulundukları veya idaresi altına aldığı kavimlere karşı saygılı olmayı gerektirmiştir. Türk devlet adamları töre’nin prensiplerini uygularken, Türk milletinden bir kimse ile Türk milleti ile yan yana yaşamak durumunda olan herhangi bir yabancıya eşit davranmışlardır. Hem Türkler arasında, hem de Türk olmayan topluluklar arasında benimsenen fikir ve inançlara saygı gösterilmiş, onların yaşayış şartlarına müdahale edilmemiştir.

Bu aynı zamanda Türklerdeki demokrasi anlayışının çok eskilere kadar gittiğinin bir göstergesidir.

Türkler herkesçe bilinen iyi silah kullanmak, cesaret, teşebbüs sahibi ve teşkilatçı olmak vasıfları yanında, zaman-zaman karşılaştıkları yabancı rakipleri tarafından bazı menfi sıfatla ile de vasıflandırılmışlardır. Bundan başka coğrafi durumu ve tarihi inkişafın kendilerine yüklediği vazifelerin ifasında da mesuliyetlerini müdrik olarak hareket etmiş olmaları tabiidir. Bununla beraber hayatlarını tanzim eden hususi bir dünya görüşüne sahip olan yabancıları insanlık ölçüsüne göre değerlendiren, komşularını sayan, tabiatı seven, ahlaktan hoşlanan ve beşeri değerlere kendi icadından da birçok kıymetler katmak suretiyle ay ve güneşle birlikte dolaşan bir topluluk olmuşlardır. (5)

Çin vesikalarında Türklerin devlet idaresindeki hoşgörü hakkında önemli bilgiler vardır.  Bunlardan bir tanesi şöyledir: Bizim(Çin) idaremizde büyük aksaklıklar vardır. İdareciler halkı eziyor. Hoşgörü ve adaletten uzak bu sistemden dolayı ezilen halk nefretle idareye başkaldırıyor ve birbirlerini öldürüyorlar. Halbuki Türkler böyle değiller. Orada idareciler halka erdemli davranıyor, halkta idarecilere sadakatle hizmet ediyorlar. Bir ülkeyi idare etmek, bir vücudu idare etmek gibi olduğundan ülkenin nasıl idare edildiği hissedilmiyor. Türklerin idaresi gerçek bir bilgenin idaresidir. (6)

Yine başka bir Çin vesikasında Türklerde idarecilerin kanun önünde halkla aynı haklara sahip olduğu belirtilmiştir.

Prof. Dr. Erol Güngör’e göre bunun gerekçesi, ”Türklerde hiçbir zaman verilmiş hakların olmamasıdır. Türklerde verilmiş haklar değil kazanılmış haklar vardır.” Diğer bir gerekçe ise; Türk devlet geleneğinde ve toplum yapısında sınıfların olmamasıdır: Türk devlet sisteminde egemen sınıflar yoktur,  Batılı devletlerde görülen üstünlük sıfatları (Dük, Kont, Sör, Lord gibi feodal yapılardaki sıfatlar)hiç olmamıştır; devlet sınıflar üstüdür ve yönetimi altındaki bütün fertlerin koruyucusudur. Toprak/ülke devlete aittir, hükümdar toprağı dilediği gibi tasarruf edemez, dolayısıyla toprak kullanım hakkı devlete, millete aittir.

   Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu; “Türklerde var olan kültürel yapıyı biçimlendiren unsurları;

-İnançta tek tanrıcılık,

-Hukukta evrensellik (bunun yansıması olarak hoşgörü anlayışı),

-Ailede adalet,

-Mazide tarihi’lik ve

-Ahlakta Alp’lık olarak belirtir.

Türk kültüründe evrensel hukukun yansıması olarak kendini gösteren hoşgörünün izlerini Türk siyaset kitabı olan Kutadgu Bilig’de de görmek mümkündür. Bu kitapta halkın meslekleri ve meşguliyet sahaları etraflıca anlatılmasına rağmen; asilzadelerden ve kölelerden hiç söz edilmemiştir” (7)

   Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu Yusuf Has Hacib tarafından yazılan Kutadgu Bilig’le ilgili “Kutadgu Bilg ve Kültür tarihimizdeki yeri” başlıklı makalesinde; kitapta tarif ve tasvir edilen töre’nin prensiplerini şu şekilde sıralar.

1-Kişilik (adalet)

2-Uzluk (İyilik-faydalılık)

3-Tüz’lük(eşitlik)

4-Kişilik(İnsanlık)-(Üniversellik)-(Hoşgörü)

Kafesoğlu bu prensiplerden Kişilik(insanlık prensibini şöyle açıklar.

“Kişilik (İnsanlık)-(Üniversellik)-(Hoşgörü): Töre’de insanlık, yani üniversellik fikri de yer almaktadır.”Kanun güneşi bütün insanlara ulaşmalı, bütün cihan aydınlanmalıdır”.Zira “İnsanoğullarının aslı birdir, onları ayıran yalnız bilgi dereceleridir. Kanun ne ölçüde insanlığı kuşatırsa, o nispette halk mesut ve devlet payidar olur. Devleti mahveden iki şey vardır: Biri vazifeyi ihmal, diğeri insanlara zulüm! (b. 2024). İnsanoğullarının arasında seçkinler ancak bilgileri ile temayüz etmişlerdir (b. 1958). Kutadgu Bilig’de devletin en yüksek makamlarının “kalem tutan” vezirlik ile “kılıç tutan” sü-başılık olduğu belirtildikten sonra, bu makamlara getirilecek kimseler “Halk arasından ve saygı kazanmış olanlardan seçilmelidir” denilmektedir.
Dilimizin eski kültür kelimelerinden biri olan Türkçe töre tabirinin mazisi 1600 yıl kadar geri gider. Bugün eldeki vesikalara göre ilk defa Tabgaç Türk dilinde görülmektedir. Tabgaçların, Asya Hunlarının çocukları olduğu ve atalarının geleneklerini devam ettirdiği düşünülürse, Asya Hun İmparatorluğu’nda töre geleneğinin varlığı şüphe götürmez. Asya Hunlarının büyük ve muntazam teşkilâtı da buna delâlet eder. Töre’nin olduğu yerde “kut” da vardır ve “kut” tabiri Hun imparatoru Mo-tun (M.Ö. 209-174)’un unvanları arasında zikredilmiştir. Gök Türklerde ve Uygurlarda da mevcut olan töre geleneği 11. Yüzyıl Türklüğünde de çok kuvvetli şekilde yaşamakta idi.(8)

Eski Anadolu Türkçesinde kişilik “insanlık”; kişiliksiz “şahsiyetsiz”; kişi oğlu kişi “soylu, insan oğlu insan”; kişilik eylemek “insanca hareket etmek”; kişi sürüsü ise “insan topluluğu olarak kullanılmıştır.(9)

Türk töresinin hükümdarlara yüklediği bir diğer görev ise, dini ve milleti ne olursa olsun hâkimiyeti altında bulunan bütün halkların güvenliğini sağlamak, karnını doyurmak ve onları barış içerisinde yaşatmaktır.

Devleti oluşturan halk insanoğlu veya eski Türklerin değişi ile kişioğludur. Göktürk yazıtlarına göre, “yer ve gök yaratıldığında, yer ile gök arasında da insanoğlu yaratıldığında, Türk hakanı insanoğlunun üzerine hakan olarak oturmuştur.”  Yer yer, gök gök idi. İnsanoğlu insanoğluydu. Hepsi de ayrı ayrı Tanrı tarafından yaratılmıştı. Türk hakanı ise insanoğlunu idare etmesi için Tanrı tarafından yüceltilmiştir. Ancak Tanrı’nın yarattığı insanoğlunun Türk hakanının malı olduğuna dair en küçük bir vesika yoktur. Türk hakanı, Tanrı’nın emri ve yardımıyla, insanoğlunu yalnızca idare etmesi için görevlendirmiştir.( 10)

Erdem, insanda bulunan yüksek ahlak, değer ve üstün niteliklerdir. Erdem, Göktürk devrinden kalma bir kelimedir. Eski Türkler fazilete erdem, fazilet sahibi kişilere de erdemli derlerdi. İnanışa göre, erdem, bir “Tanrı yolu” ve hükümdara Tanrı tarafından verilmiş bir özelliktir. İnsanda erdemli olmanın sonucunda birçok hasletler belirir. Büyük olarak küçüğü koruma duygusu bunlardan biridir. Nitekim tarih boyunca Türk hükümdarları “baba” olarak yurttaşlarını korumuşlardır. Erdemli olmanın sonucu olarak oluşan babalık duygusu, halkın itaat ve bağlılığına karşılık hükümdarın yönetimi altındakileri doyurması, giydirmesi ve zengin etmesidir.(11)

Yönetenler ile yönetilenler arasında bir anlaşma bulunması da Türk töresinin önemli bir konusudur. Yönetenler ile yönetilen arasında uygunluk ve anlaşma bulunması bir milletin varlığı için en önemli bir şarttır. Bu anlaşma ve düzene eski Türkler “tüz” yani “düz olma” derlerdi. Düz olmama ve asayiş içinde olmama deyimlerinin karşılığı ise, ”bulgak”, yani “karışıklı, bulanıklık idi. Bu sebeple Türk devletlerinin güçlü oldukları zamanlarda, “Türk beyleri ile millet düz idiler”. Yani idare edenlerle millet iyi bir anlaşma içinde idiler. (12)

Yine Kafesoğlu’na göre; Türk insanındaki hoşgörü, adalet, eşitlik ve hürriyet düşüncesinin temelleri “beylik gururuna” dayanır. Buradaki “beylik gururu”  öğünme meselesi olmayıp, onun Gök-Tanrı’dan kaynak alan üniversal devlet anlayışının gereği olarak, asıl özelliği, herhangi bir karşılık beklemeksizin koruyucu olmaktır.(13)

Türkler İslamiyet’i kabul ettiklerinde, var olan kültürel yapıları, İslamiyet’in insanlar arasındaki eşitlik ve adalet anlayışının herkes için geçerli olma ilkesine uymakta idi. İslamiyet’te önemli bir yere sahip olan barışseverlik, hoşgörü ve yardımseverlik prensipleri Türklerin çok da uzak olmadıkları kavramlardı. İslamiyet’in vazgeçilmez düsturları arasında yer alan hoşgörü, din ve vicdan hüviyeti Türklerin daha önce birçok farklı din ve millet karşısında dikkate aldıkları unsurlar olarak değerlendirilebilir.

İslamiyet’in adalet, eşitlik, iyilik, yardımseverlik ve hoşgörü prensiplerini kendi kültürel değerleriyle kaynaştıran Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra yüz yıllarca bu prensiplerin bayraktarlığını yapmışlardır.

Burada şu hususu da belirtmekte fayda vardır. Hoşgörünün zıt anlamı fanatizm’dir; tekelci görüş, bağnazlık ve taassuptur. Fanatizm aynı zamanda hayatın tüm katmanlarında dar görüşlülük, durgunluk ve entelektüel gerilik anlamlarını da taşır.

Fanatizmin olduğu yerde bilgisizlik, kuşkuculuk özellikle dinî tartışmalarda dünyevî çıkarlara dayalı aşırı bir istismar düşüncesi görülür.

Hoşgörü olgusunun taşıdığı değerler kümesi aile ilişkilerinden, kültürel faaliyetlere, dinî tutumların aydınlanmasına kadar toplum hayatında olumlu ve çok önemli roller üstlenmesine karşın, fanatizm bu konularda olumsuz ve çatışmacı bir rol üstlenmektedir.

Her ne kadar İslâm ve Türk dinî tarihinde fanatizm, tekelci anlayış ve bağnazlık örnekleri az olmasa da Türk dinî tarihinde dinî hoşgörü anlayışının tekelci anlayışa,  fanatizm ve bağnazlığa baskın çıktığı bilinmektedir.

Tarihimizde olduğu gibi günümüzde de din konusunda tartışmalar, çatışmalar ve taassubun az çok var olduğu bilinmektedir.

XVI. Yüzyılda Türk dinî hoşgörüsüne tamamen ters düşen tutucu, bağnaz ve Türk tasavvuf düşüncesiyle çatışmacı mücadelelere rastlanılmıştır.  Hiç şüphesiz bu anlayış Hanbeli ekolünden gelen İbn-i Teymiyye’nin görüşlerinden beslenmiştir. En bariz örneği ise XVII. Yüzyıl’da IV. Murad döneminde Sivasîler ile Kadızadeliler arasında vuku bulan tarihimizde kara bir leke olan geçen olaylardır.

XVIII. Yüzyılda ise, ülke içerisinde taraftar toplamaya başlayan Suudi Arabistan kaynaklı katı ve fanatik görüşlere sahip, kökten dinci Hanbeli-Teymiyye-Vahhabî hareketi mensupları Türk-İslâm düşüncesinin özünü oluşturtan Hanefi-Maturidi çizgideki hoşgörü din anlayışını benimseyen tarikat mensuplarını kâfir ilan edecek kadar ileri gitmişlerdir.

Buna rağmen biz Türklerin dini tarihinin en önemli ve sürekli özelliği din konusunda gösterdiği hoşgörülü tutum olmuştur: Bu hoşgörülü tutum bir gelenek haline gelmiştir.

 

2. Bölüm dipnotlar:

4- Ömer Arslan, Prof. Dr. Cumhuriyet Ün. İlahiyat Fak. Temel İslâmi Bilimler. Böl. “Hoşgörü ve Tolerans Kavramlarına Etmolojik Açıdan Analitik Bir Yaklaşım”: Cumhuriyet Ün. İlahiyat Fak. Dergisi, Yıl 2001, Cilt 5, Sayı:2 Ss: 357-380

5-Reşit Rahmeti Arat, Prof. Dr; Kutadgu Bilig II. Çeviri, s: VIII-Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1974

6- Yüksel Göğebakan, Yrd. Doç. Dr. İnönü Ün. Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi “ Türk Kültüründe Hoşgörü Anlayışının Tarihsel ve Kültürel kaynakları ve Bu Anlayışın Kültür Varlıklarına Yansımaları”,  İnönü Ün. İlahiyat Fak. Dergisi Güz:2010-C:1-sayı 2- Sayfa:201-223

7- İbrahim Kafesoğlu, Prof. Dr. Türk İslâm Sentezi, s:62, Ötüken Neşriyat İst. 1996

8- İbrahim Kafesoğlu Prof. Dr. Umumi Türk Tarihi Hakkında Tespitler, Görüşle ve MülahazalarS:48-49 Ötüken Neşriyet, İst 2014

9- Bahaeddin Ögel, Prof. Dr. Türklerde Devlet Anlayışı S:38, Ötüken Neşriyat, İst-2016

10- Bahaeddin Ögel Aynı eser s:131

11- Aydın Taneri, Prof. Dr. Türk Devlet Geleneği Dün-Bugün s:138 Bilge Kültür Sabat-İst-2015

12- Aydın Taneri Aynı Eser s: 85

13- İbrahim Kafesoğlu 1996 s: 87

 

Bülent Vedat Aydemir
Bülent Vedat Aydemirvedataydemir1@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments