DOĞU TÜRKİSTAN

Bu haber 04 Kasım 2018 - 9:52 'de eklendi ve 499 kez görüntülendi.

     Recep SAVRAN

     recepsavran49@gmail.com

 

 

ABD’nin Çin’e karşı siyasi ve ekonomik tavrı belli; acaba bundan bir şey çıkar mı? Çıkamaya çıkmaz da işte böyle medyanın verdiği rüzgarla iş sık sık  gündeme gelir ve  âlimlerin diline düşer! Yazanlar yazar yazmayanlar yazmaz, okunur geçer! Türkiye olarak ne yapabiliriz, derseniz herhalde yapacak bir şeyimiz yok! Suriye-İdlip-Cisrişuğur’da 5000 Uygur âileyi teslim etmesinler razıyız! Ne yazık ki siyaset yazan  âlimimiz varsa da yazmıyor, halbuki Çinliler “Uygur Jenosidi”ni  üniversitede ders olarak okutuyorlar, o sebeble aşağı yukarı her Çinli bu meseleyi biliyor ve “Milli Mesele” olarak görüyor! Peki ya biz? Biz âlimler gibi seyrediyoruz! Sanırız ki  Li Sheng   gibi bir bilim adamımız yok! Tavsiye ederiz onun  “Uygur Tarihi”ni edinin ve eleştirel gözle mutlaka okuyun! Ayrıca, bu sütunların yazarı Ali Bademci’nin  11 Haziran 2017 tarihinde yayımlanan “ Li Sheng’in Uygur Tarihi” başlıklı yazıya mutlaka bakın, Amerikalılar bu yazıyı kullandılar ve ses getirdi. Acaba hatırladınız mı?

 

DOĞU TÜRKİSTAN

 

Doğu Türkistan Türk-Çin münasebetleri tarihi, Çin tarihinin en önemli meselesidir ve fasılasız asırlardan beri aynı minval üzere devam etmektedir: Jenosid ve baskı. Bunun için uzun tarihi geçmişte başvurulmadık yol kalmamıştır. Tang Hanedanı zamanında birlikte hareket denenmiş fakat bir ırka kendi hususiyetleri unutturulamayınca yeniden kıyım ve kırımlara  başlanmıştır. Dolayısiyla şunu ifade etmek zorundayız ki Türk kültür tarihinin “Karabudun”u Uygurlar’ın yaşadıkları öz vatanlarında çileleri bir türlü bitmemiştir. Yoğun Çinli  nüfusun iticiliği İslâmiyet bile birlikte   Türkler’i batıya  hareket ettiren güçlerden biridir. Elbette en son Cengiz yayılması ile Uygurlar  büyük Türk coğrafyasına dağıldılar, lâkin çoğu da ilk vatanlarında kaldılar. Bugün de onlara Uygurlar diyoruz, yani Yazıtlar’ın adlandırması ile  Dokuz Oğuzlar! Elbette onlar da söylendiği gibi “Karabudun” Oğuzları’dır; yeni coğrafyalarında Uygurluğu unuttular, ama asıl vatanlarında asla!

 

Ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı, Türkiye’nin en büyük gazetesinin 4 Kasım tarihli nüshasında bakın bugünkü Uygurlar için ne diyor: “Çin gibi büyük ve istediğini yapan, hele şimdi yeni bulunan gaz ve maden kaynaklarının dolu olduğu, adeta Mendeleyev cetvelinin bütün elemanlarının bulunduğu Sincan (Doğu Türkistan) gibi eyaletlerde Uygurlara büyük baskı var. Bilgiler ve belgeseller korkunç. Geniş kitleler kamplara toplanıyor, işkence ve beyin yıkama metotları uygulanıyor. Birleşmiş Milletler (BM) dünya nüfus hareketliliği haritasını elinde tutuyor. Bu sayede mevcut ülkelerin içindeki köyden şehre göçler gibi hareketlere müdahale etmenin dışında etnik göçleri veya göç zorlamalarını önlemeyi amaçlıyor. Tabii çoğu konuda olduğu gibi bu konuda da BM mikrofonunun sesleri hakiki gücün çok üstünde. Teşkilât Afrika gibi karşılıklı katliamların (mukatelenin) görüldüğü, kiralık askerler vasıtasıyla Batı devletlerinin cirit attığı, kültürel ve etnik haritası değişiklikler gösteren Mali, Gine, daha önceleri Ruanda’da müdahaleyi doğrusu çok yapamadı, işler olacağına vardı. Söz galiba daha çok birkaç ülkeye geçiyor ve ora hedefleniyor.. Bölgeye herkes giremiyor. Ancak BBC gibi çok kuvvetli yayın organlarının getirdiği bilgiler ve belgeseller korkunç. Geniş kitleler kamplara toplanıyor, işkence ve beyin yıkama metotları uygulanıyor.Çin’in açıklamaları çok sathi ve soranla alay edercesine üstü örtülü geçiliyor. Bu bölgelerdeki nüfus bilgileri doğru değil. Çok yakın gelecekte imha hareketleri vukua gelirse haritanın nasıl değişeceği belirsiz. Belirli olsa da BM gibi örgütlerin sözünü geçireceği şüpheli. Bazı nüfus gruplarının akıbeti meçhul. Bunların izlenmesinin ne faşist politikalara ne de emperyalist eğilimlere delil olmayacağı açık. Bu takip 21. yüzyılda insanlığın ve uluslararası demokratik normların işleyebilmesi için gereklidir. Çin’le barış ve kültür yılına giriyoruz. Bu gibi politikaların uygulandığı ve etnik bir grubun açıkça tahrip edilmesinin hedeflendiği bir ülkeyle hangi kültürel ilişki ve barış yılını birlikte kutlayacağız doğrusu çok merak edilir. Dünyada barış yılının kutlanması savaş yapanlar arasında görülür. Kültürel bağların yoğunlaştırıldığı yıllar ise ancak bunun layık olduğu ülkelerle yapılır. Önemli ama daha önemlisi varlık ve onurlarının korunması gereken kardeş akraba toplulukların bulunması keyfiyetidir. Doğrusu müzelerimizin gezdirileceği, değerli kültürel varlıkların sergileneceği yerlerin iyi tespit edilmesi gerekiyor.”

 

ABD’nin Çin’e karşı siyasi ve ekonomik tavrı belli; acaba bundan bir şey çıkar mı? Çıkamaya çıkmaz da işte böyle medyanın verdiği rüzgarla iş sık sık  gündeme gelir ve  âlimlerin diline düşer! Yazanlar yazar yazmayanlar yazmaz, okunur geçer! Türkiye olarak ne yapabiliriz, derseniz herhalde yapacak bir şeyimiz yok! Suriye-İdlip-Cisrişuğur’da 5000 Uygur âileyi teslim etmesinler  razıyız! Ne yazık ki siyaset yazan  âlimimiz varsa da yazmıyor, halbuki Çinliler “Uygur Jenosidi”ni  üniversitede ders olarak okutuyorlar, o sebeble aşağı yukarı her Çinli bu meseleyi biliyor ve “Milli Mesele” olarak görüyor! Peki ya biz? Biz âlimler gibi seyrediyoruz! Sanırız ki  Li Sheng   gibi bir bilim adamımız yok! Tavsiye ederiz onun  “Uygur Tarihi”ni edinin ve eleştirel gözle mutlaka okuyun! Ayrıca, bu sütunların yazarı Ali Bademci’nin  11 Haziran 2017 tarihinde yayımlanan “ Li Sheng’in Uygur Tarihi” başlıklı yazıya mutlaka bakın, Amerikalılar bu yazıyı kullandılar ve ses getirdi. Acaba hatırladınız mı?

 

Esen kalın.

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments