ARAPNÂME

Ali BADEMCİ

YENİ KAPİTALİZMİN KÜLTÜREL TASARIMI

Bu haber 14 Kasım 2018 - 19:46 'de eklendi ve 452 kez görüntülendi.

Safter TANIK

 

Bazılarınız; “bir ekonomik model sunan kapitalizmin, kültürü mü olur?” diyebilir. Ekonomi ağırlığı olsa da; her siyasi ideoloji gibi, kapitalizmin de şekillendirdiği bir toplum ve insan portresi vardır.

Kapitalizm, sanayi devrimi ile Batı Avrupa’da doğdu. Bu; merkantilist ekonomik dönemin sonu, kapitalist ekonomik dönemin ise başlangıcı olarak kabul edildi.

Dünyadaki ekonomik-sosyal-kültürel-siyasi değişimlere paralel olarak kapitalizm de bir değişim yaşadı, tek değişmeyen yönü ise kriz ve gelir dağılımı bozukluğu üretmesi oldu.

Temel düşünce-mantığında; bir değişme olmadı ise de, Karl Marks’ın; 150 yıl önce kaleme aldığı “Das Kapital” adlı kitabında, ciddi eleştiriler getirdiği kapitalizm ile bugünün kapitalizmi farklı özelliklere sahiptir.

Zira emek-sermayenin şekli ile ilişkisi değişti, üretim-tasarruf-yatırım ve tüketim farklı bir önem kazandı. Kar, tek performans ölçüsü olarak kabul gördü. Örgütlü toplumdan uzaklaşıldı, aşırı ben odaklı-karakteri erozyona uğramış bir birey ortaya çıktı. Yani yeni kapitalizmin toplum modeli ve kültürü doğdu.

Batı’da; 1970’li yıllarda emareleri görülen, bizde; 1980 sonrasında hissedilen ve anlaşılmaya çalışılan bir ekonomik-sosyal-kültürel-siyasi değişim yaşandı. Bu; önce “Yeni Muhafazakârlık veya Türk-İslam Sentezi” adı verilen, daha sonra “Ilımlı İslam” kılıfında uygulamaya konan yeni kapitalizme geçiş ile ilgili idi.   

Neo-Liberal Politikalar, Sermaye ve Üretimin Küreselleşmesi

Neo-Liberal Politikalar; sermayenin serbest dolaşımını engelleyen sınırları kaldırdı, sermaye ve üretimin küreselleşmesini sağladı.

Ucuz Üretim, Daha Fazla Kar  

Sermaye; “ucuz üretim, daha fazla kar” hedefiyle, emek yoğunda;  hammadde ve emeğin ucuz olduğu, bilgi yoğunda ise; ileri teknolojiye sahip ülkelere yöneldi.

Üretim Tesislerinin Küçülmesi

Üretim için başka bir ülkeyi tercih eden sermaye; merkezdeki üretim tesisini kapattı, ya da burasını merkez üssü gibi kullanacak bir şekilde, daha küçük, esnek kapasiteli bir üretim tesisine dönüştürdü.

Ahde Vefası Olmayan Bir Personel Politikası

Dev üretim tesisleri; daha küçük-esnek kapasiteli üretim tesisine dönüşürken, kurumsal aidiyete bakılmaksızın dar bir kadro dışındaki tüm personelin işine son verildi. Çalışanlar; sebebini anlamaksızın bir anda kendini kapıda buldu, bir ihbar ve takdire bile ihtiyaç duyulmadı. Eldeki kadroya ise her an değişebilir gözüyle bakıldı.

Yeni Bir Emek Sermaye İlişkisinin Doğuşu

Sermayenin kurumsal aidiyeti dikkate almaması, eldeki kadroya bile her an değişebilir gözüyle bakması, sürekli olarak en iyisini bulma çabasına girmesi, yıldızlardan oluşan bir kadro oluşturmaya çalışması;  acımasızca yarışan, sık-sık şova başvuran, liyakatsiz olmasına rağmen başkasının omuzuna basarak yükselen, çıkarı için en yakın arkadaşını satan birey portresi ile kimsenin kimseye güvenmediği, kolektif bilinç ve kurumsal aidiyetten yoksun bir iş kültürünü doğurdu.

Küresel İş Bölümü

Emek yoğun üretim; Çin-Hindistan-Endonezya v.b gelişmekte olan ülkelerde toplanırken, bilgi yoğun üretim; A.B.D.-Almanya-Japonya gibi gelişmiş ülkelerde toplandı. New York-Londra ise; dünde olduğu gibi, finans kapitalin merkezi olarak varlığını sürdürdü.

Rekabet

Üretimin küreselleşmesi; üretim birim maliyetinin düşmesine, bu da; korumadan mahrum milli sınırlar dâhilinde üretim yapan sermayenin, rekabet gücünü kaybetmesine neden oldu.

Sermaye Evliliği  

Milli sınırlar dâhilinde üretim yapan sermaye; rekabet gücünü kaybetmesi ile varlığını kaybetme, üretimden çekilme, küresel sermayenin güvenlik şemsiyesi altına girme gibi üç seçenekle karşı karşıya kaldı. Bazıları sermaye evliliğini tercih ederken, bazıları da sanayi alanından çekilmek zorunda kaldı. Bu da; sanayinin, gelişmekte olan birçok ülkede, bitişine neden oldu.

Küresel Sermayenin Korumasına Girme ve Taşeronluğun Kabulü

Küresel sermayenin güvenlik şemsiyesi altına giren milli sermaye; taşeronluk görevini üstlendi, “daha az üretim, daha fazla ticaret” düsturunu benimsedi.

Özelleştirme

Özelleştirme; “sermaye için rant ve kar kapısı, emekçi için de işi kaybetmekle birlikte toplu para” demekti. Bu da; üretim tesislerinin, üretim dışı kalmasına veya küçülmesine yol açtı

Devletin Küçülmesi, Âdem-i Merkezi Yönetim ve Taşeronlaşma

Özelleştirme; devletin küçülmesine, devletin küçülmesi; bürokratik kadronun daralmasına, bürokratik kadronun daralması; âdem-i merkezi yönetime, âdem-i merkezi yönetim de taşeronlaşmaya yol açtı.

Ekmeğine Sahip Çıkmayan Bir Emekçi Sınıfı

KİT’lere en büyük darbeyi, siyaset ve anarşist sendikacılık vurdu.

Siyaset ve anarşist sendikacılık; ücret hiyerarşisini bozdu, iş disiplini ve kurumsal aidiyeti bitirdi.

Toplu para ve iş kurma özlemi ise; özelleştirmenin ciddi bir direniş ile karşılaşmadan yapılmasını sağladı.

Emekçinin İş Kurma veya İş Arama Gayreti

Eline toplu para geçen emekçi; önce sahip olduğu bilgi-tecrübeye göre, yıllarca özlemini duyduğu bir iş kurmayı denedi.

Yeni işinde başarısız olan, “ne oldum” delisine dönerek elindeki toplu parayı çarçur eden, büyük şehirlerin cazibesine kapılanlar ile işsiz kalanlar ise Mega Kentlerin yolunu tuttu.

İşsizlik

Üretim tesislerinin küçülmesi, özelleştirme ve İflaslar; kırsal-kentsel kesimde, büyük bir kitlenin işsiz kalmasına neden oldu.

İşsiz kalanlar; ya bulunduğu yerde her şeye razı bir şekilde yaşamayı tercih etti, ya da doğup büyüdüğü yeri terk ederek çareyi büyükşehir varoşlarında aradı.

Varoş Kültürü

Büyükşehir varoşlarında; çaresizliğin verdiği küskünlük psikolojisi sonucu, yorgun-bezgin-umutsuz-kendi kabuğuna çekilmiş bir kesim ile yüksek gelir gruplarının yaşam tarzına özlem duyan, bunu “her ne pahasına olursa, olsun” elde etmeye çalışan bir kitle oluştu.

Kendi kabuğuna çekilen; çareyi başkasının destek ve yardımında ararken, yüksek gelir gruplarının yaşam tarzına özlem duyan ise; aşırı ben odaklı, görgü kurallarını hiçe sayan, hak-hukuk tanımayan, saldırgan, tantanacı, kavgacı bir davranışı benimsedi.

Alt Kimliğin Cazip Hale Gelmesi ve Toplumun Çözülmesi

Varoşlar, gettolaşmayı doğurdu. Gettolaşma da; hemşeri-dini-etnik-mezhebi bağı öne çıkardı, bunu cazip hale getirdi.

Hemşeri-dini-etnik-mezhebi bağın cazip hale gelmesi; alt kimliği üst kimliğe dönüştürürken, işçi sınıf bilinci ile millet kimliğini erozyona uğrattı, etnik-mezhebi grupları öne çıkarttı, tarikat-cemaatleri sığınma yeri yaptı, sorgulamayı reddeden bir biat kültürüne hizmet etti.

Sermaye Hareketleri

Neo-Liberal Politikalar; sermaye dolaşımını serbest hale getirirken, sermayenin serbest dolaşımı; menkul-gayrimenkul-emtia borsalarını, maddi verilerden yoksun bir kumarhaneye dönüştürdü.

Girişinde; yatırımcıya inanılmaz, akıl-mantığı durduran, davranış bozukluğuna neden olan bir kar sağlarken, çıkışında ise; yatırımcının tüm birikimini alıp-götürdü, kendisi ve ailesini bunalıma sürükledi.

Aşırı Kar ve Kısa Yoldan Köşe Dönme

Menkul-gayrimenkul-emtia borsalarının, yatırımcıya kısa sürede inanılmaz bir kar sağlama fırsatı vermesi; sermayenin her türlü yatırıma yüksek kar marjı ile bakmasına, “aşırı kar ve kısa yoldan köşe dönme” düşüncesiyle hareket etmesine yol açtı.

Banka ve Borsaların Öne Çıkması

Aşırı kar ve kısa yoldan köşe dönme düşüncesi; bankacılık hizmetleri ve menkul-gayrimenkul-emtia borsalarını öne çıkarırken, üretimi ise ikinci plana attı.

Daha Fazla Üretim, Daha Fazla Tüketim

Daha fazla üretim, daha fazla tüketim” demekti. Bu da; tüketicinin, bir kredi ile donatılmasını gerekli kıldı.  Sermaye girdisinin doğurduğu para bolluğu ise, tüketiciye yönelik kredi musluğunun sonuna açılmasını sağladı.

Tasarruf-Yatırım-Tüketim İlişkisinin Değişmesi ve Sanal Refah

Artık, halkın; ev-araba-dayanıklı ve dayanıksız tüketim malları sahibi olması için bir tasarruf yapması gerekmiyordu. İnsanlar; küçük bir birikime sahip olmasına rağmen, 10-20 yıla varan borçlanma ile ev sahibi oldu, araba aldı, evin eşyasını da a’dan z’ye kadar yeniledi.

Reklam ve Pembe Dizilerin Dayanılmaz Cazibesi

Reklam ve dizi filimler ile yüksek gelir gruplarının yaşam tarzı öne çıkarıldı. Yüksek gelir gruplarının yaşam tarzının öne çıkarılması ise özellikle kadın ile idol arayışında olan gençler ve alt kültür kesimi üzerinde etkili oldu. Bu da; halkın, buna özlem duymasına yol açtı.

Tüketim Çılgınlığı ve Mutluluğu Tüketimde Arama

Özlem; özentiyi, özenti de; tasarrufu düşünmeyen, kazanmadan harcayan, alışveriş yarışına giren, “yok” diye bir şeyi kabul etmeyen, “paran yoksa kredi çek” diyen tüketim çılgını-mutluluğu tüketimde arayan bir bireyi ortaya çıkardı.

Fast Food Kültürü   

Aile bağ-disiplinini sağlayan, sağlıklı beslenmeye hizmet eden evde yemek yeme ve ev yemeği kültürü terk edildi.

Yerini; dışarda yemek yeme modasıyla, “Fast Food Kültürü” denilen hazır yemek ve içecek tüketmek, yemeği ayaküstü geçiştirmek gibi bir kültür aldı. Bu da; aile bağ ve disiplinini bozdu, sağlıksız beslenmeye, başta obezite olmak üzere kalp-damar hastalıklarının gençler arasında yayılmasına neden oldu.

NBŞ ve GDO’lu Ürün Suskunluğu

Bir kesimin kullandığı tütün-sigara üzerinde hassasiyetle durulurken, her ne hikmetse herkesin tükettiği yiyecek-içecekler içindeki NBŞ ve GDO’lu ürünleri ise fazlaca dikkate alan olmadı.

Kişilik Bozukluğu ve Aile ile Toplumun Zarar Görmesi

İmkânı olanlar, elde avuçta ne varsa harcayarak yarışı sürdürmeye çalıştı. Tasarrufu yitirenler ile buna sahip olmayanlar ise;  eziklik içinde, ya içe kapandılar, ya da “ne olursa olsun” diyerek fırsat kolladı. Bu da; kişilik bozukluğu, aile içi kavga, kadına karşı şiddet, evlilik dışı ilişki, evlilik dışı çocuk sahibi olma, boşanma, cinayet, intihar gibi aile ve topluma zarar veren olayları doğurdu.

Mega Kenttin Karanlık Sokakları ve Kaybolanlar

İmkânı olmamakla birlikte, “ne pahasına olursa, olsun” deyip lüküs hayatı yaşamak isteyenler; çareyi illegalitede aradı, ya mafya lideri oldu, ya da fuhuş-hırsızlık-dolandırıcı-gasp ve uyuşturucu çetelerinin kullanıp harcadığı malzeme olarak, Mega Kentin karanlık sokaklarında kayboldu.

Milli Kimliğini Kaybeden Bir Sermaye   

Tesadüfen zengin olmuş biri; televizyona çıkmış, “param var, parası olmayan düşünsün. Bütün dünya, benim vatanım. Param ile nereye gidersem gidim, beni kabul ederler” diyor. Başka birisi de; “devletin teşviki olmazsa, fabrikayı söküp başka bir ülkeye taşırım ha!” diye tehdit ediyor. Servetini kazandığı ülkeye, kendini var eden millete ise hiçbir sorumluluk hissetmiyor.

Yeni Orta Sınıf

Tasarrufu olan, ayağını yorganına göre uzatan, bağımsız hür iradesi bulunan orta sınıfa; konut-araç-tüketim kredisi ile varlığa kavuşan, her an endişe içinde yaşayan borç zengini ile “nerede, nasıl” para kazandığı belli olmayan bir kesim dâhil oldu.

Kriz  

Sermaye hareketleri; girişte ekonomik rahatlamaya ve menkul-gayrimenkul-emtia borsalarında aşırı şişmeye neden olurken, çıkışta da mali-ekonomik krize yol açtı.

Devletin Zarar Etmesi ve Faturanın Halka Kesilmesi

Mali-ekonomik kriz; “birilerinin zarar etmesine karşılık birilerinin de kar etmesi” demekti. Bu da; büyük oyuncuların kaybetmek ile birlikte karlı çıkması,  kurtarıcı rol üstlenen devletin zarar etmesi, sermayenin el değiştirmesi, faturanın halka kesilmesi gibi bir sonucu doğurdu.

1997 Asya Krizi

1990’lı yıllarda Japonya, küresel sermayenin yoğun girişi ile Asya’nın finans ve yatırım merkezi oldu.

Her biri bir dünya devi olan Japon banka-şirketleri; para bolluğundan da güç olarak, G.Kore-Çin-Tayvan-Tayland-Endonezya ve Malezya gibi Asya ülkelerinde, inanılmaz büyüklükte yatırımlara girişti.

Bunu takip eden küresel sermaye; girişi ile de Japonya ve gelişmekte olan Asya ülkelerinde, menkul-emtia-emlak fiyatlarının aşırı derecede şişmesine yol açtı.

Kriz; ilk olarak, Asya’nın turizm merkezi olmayı hedefleyen Tayland’da baş gösterdi. Kriz öncesinde; Bangkok’ta 40 kat çıkan emlak fiyatı, 20 kat düştü, 48 banka battı.

Bu rüzgâr; G.Kore-Endonezya-Malezya’yı etkisi altına aldıktan sonra, sistemin merkezi olan Japonya’yı vurdu. En büyük bedeli de Japonya ödedi.

Japonya; bugün bile etkisi görülen, uzun bir durgunluk dönemi yaşadı.  Stratejik banka-şirketleri kurtarmak zorunda kalan Japonya’nın, kamu borcu da 12,2 trilyon dolara ulaştı.

Japonya; ABD’den sonra en borçlu ülke, ancak; borcunun; % 50’si kamu yatırım fonları, % 40’ı yerli özel yatırım kuruluşları, % 10’u ise yabancı fonlar ile ilgili. Ayrıca; sürekli cari fazla veren, ülkelerarası borç-alacak ilişkisinde 2,7 trilyon dolarlık alacak fazlası olan bir ülke.

Endonezya’da küresel sermayeye kapısını açan Suharto; 1997 Asya krizi sonucu, 31 yıllık iktidarını kaybetti, yolsuzluktan kendisi ve ailesi yargılanıp mahkûm oldu, ülkesi de çok uluslu şirketlerin kontrolünde bir fason üretim merkezi oldu.

1997’de Rusya, 1999’da Brezilya ve Arjantin, 2001’de de Türkiye mali- ekonomik krizi yaşadı.

2008 Mortgage Krizi

Kaderin cilvesi mi? Nedir? Bu sefer, kriz;  emlak balonu, fiyatların hızla düşmesi ve yaşanan panik sonucu, sistemin kurucusu-yöneticisi ve merkezi olan ABD’de patlak verdi.

Amerikan-İngiliz-Alman-Fransız-İtalyan banka ve şirketleri arasında büyük bir sermaye alışverişinin olması ise, krizin doğrudan bu ülkelere yansımasına neden oldu.

İngiltere’nin “İrlanda ve İzlanda”, Fransa’nın “Yunanistan”, Almanya’nın “İrlanda ve Yunanistan”, İspanya’nın “Portekiz” gibi ülkelerden olan alacaklarını tahsil edememesi, krize yeni bir boyut kazandırdı. İspanya’daki olumsuz mali gelişmeler ise Almanya ve Fransa’ya adeta bir kâbusu yaşattı.

Kriz, ABD’yi iflasın eşiğine getirdi. Bazı banka-şirketlerin iflasına izin verilirken, stratejik banka-şirketler kurtarıldı.

ABD’nin 5 büyük yatırım bankasından biri olan Lehman Brothers’ın, batışına izin verilmesi ile 750 milyar dolar battı. Mudiler, aldıkları bir mektupla “paranız battı” yazısı ile karşılaştı. İşin ilginç yönü ise, batan paranın; 600 milyar dolarının Körfez ülkelerine, 150 milyar doların da 1990 sonrasında özelleştirmelerden zengin olan Rus Oligarklara ait olması idi.

Kriz sonucu; Bank of America “Merrill Lynch’i” satın aldı,  başta ABD’nin en büyük sigorta şirketi AIG ile modelin mucidi Goldman Sachs kurtarıldı. Aralarında “Bank of America, Wells Fargo, Citigroup, Goldman Sachs, JP Morgan Chase, Morgan Stanley, Bank of New York (New York Mellon), Steel Bank” olmak üzere 10 büyük banka; mal varlığı itibariyle ABD bankacılığında % 77’lik bir paya sahip oldu, iflası kabul edilmez-edilemez bir büyüklüğe ulaştı. ABD’nin kamu borcu, 2 katına çıktı (bugün 21 trilyon dolar). Milyonca kişi, iş ve evini kaybetti.

Özet olarak; gerek 1997 Asya Krizi, gerekse 2008 Mortgage Krizi ile küresel baronlar servetine servet katarken, devletlerin kamu borcu hızla arttı, fatura halka kesildi. Hal böyle iken, Türkiye; bundan ders çıkarmadı, çarpık mali-ekonomik yapıdan kaynaklan sorunları, halı altına süpürerek tarihi bir hata yaptı.

Hizmetler Sektöründe Taşeronlaşma

Sermayenin “daha fazla ticaret, daha fazla kar” hedefi, dağıtım ağı ile taşeronluğu doğurdu. Bu durum; sermayeyi bankalara bağımlı hale getirirken, küçük sermayeyi tasfiye etti, ya da sistemin en alt kastına itti. Haliyle mağaza-marketler; bunun bir halkası, AVM’ler ise abidesi oldu.

Bir İşyerine Girip, Buradan Emekli Olmayı Düşünen Yok

Üretim ve hizmetler sektöründe taşeronluğa gidilmesi, işyeri ve işi geçici kıldı. Haliyle bir işyerine girip, buradan emekli olmayı düşünen kalmadı. Bu da; işyerine olan aidiyet ve işe verilen özeni ortadan kaldırdı,  iş kalitesini düşürdü, işletme güvenliğini tehlikeye soktu.

Geçici İşçilik, İşsizler, Yabancı Serbest-Kaçak-Göçmen İşçiler

Üretim ve hizmetler sektöründe taşeronluğa gidilmesinin doğurduğu en önemli sonuç, “geçici işçiliktir” dersek yerinde olur. Taşeronluk; geçici işçiliği doğururken, geçici işçilik de; işsizlerin, yabancı serbest-kaçak-göçmen işçilerin umut kapısı oldu.

Çaresizlerin Kaderi

Geçici işçilik; işsizlerin-yabancı serbest-kaçak-göçmen işçilerin umut kapısı olurken, onlara iş güvenliği-sigorta-mesai kavramından yoksun bir şekilde en düşük ücreti sundu. Hayatını kaybedenler için, sadece “kader” sözcüğü kullanıldı.

İşçi Sendikalarının Etkisiz Hale Gelmesi

Kurumsal aidiyeti dışlayan bir özelliğe sahip olan geçici işçilik; üretim tesislerinin küçülmesi ve özelleştirmeler sonucu, gücünü kaybetmeye başlayan işçi sendikalarının adeta kaynağını kuruttu. İşçi sendikaları, etkisiz bir güç haline geldi.

Örgütlü Toplumdan Örgütsüz Topluma Geçiş 

Neo-Liberal Politikalar; sadece emek sermaye ilişkisini değiştirmekle kalmadı, ben odaklı, ilkesiz-ilgisiz-samimiyetsiz-sorumsuz bir bireyi de ortaya çıkardı. Bu da; kurumsal bir varlığa olan bağlılık ile aidiyeti yok etti, başta işçi sendikaları olmak üzere iş bölümüne dayalı birlik-oda gibi örgütleri gereksiz kıldı.     

Demokrasiden Uzak Siyaset ve Yönetim  

Mesleki örgütler ile aydın-kadın-gençlik tabanlı örgütlerin varlığının tartışılır hale gelmesi, medyanın tekelleşmesi, bürokrasinin erkinliğini kaybetmesi; altyapıdan yoksun partileri dikkate almaz isek,  sadece parti liderlerinden oluşan bir siyaset-yönetim şeklini doğurdu. Bu da, iktidarı; kalecisiz kaleye, sürekli gol atan bir takım yaptı.

Toplumun Atomizasyonu

Sosyal kurumların cazibesini kaybetmesi; insanın sosyal hayattan uzaklaşmasına, uzaklaşması da;  yalnızlığı ve yalnız yaşamayı tercih etmesine, mutluluğu ise sanal âlemde veya AVM’de alışveriş-gezinti yapmak, futbol-tatil-eğlence-cinsellik-yarışma v.b şeylerde aramasına neden oldu.

Mega Kentlerin Görkemli ve Ürkütücü Görüntüsü

Gelişmekte olan ülkelerde, Mega Kentler; neredeyse ülke nüfusunun yarısını barındıran, ihtişamıyla büyüleyen, ancak arazi rantı ve plansız-imarsız yapılaşmadan doğan çarpık-ucube görüntüsüyle de ürküten bir yerleşim yerine dönüştü.

Cadde-sokaklar; sokak çocukları, kapkaççılar ve uyuşturucu çetelerin terör estirdiği alanlar oldu, bireyin kendini güvende hissettiği evin içi bile güvensiz bir hale geldi.

Biri Bizi Gözetliyor

Mega Kentlerin güvensiz ortamı; tedbir almaya, tedbir de; teknik donanım yatırımı ile artan ölçüde güvenlik kadrosuna ihtiyaç gösterdi.  Bu da; her an gözetlenen ve müdahale hazır, site-ev-işyeri-cadde ve sokakları ortaya çıkardı.

Polis Devleti ve Kuşku ile Endişe

Polis kadrosunun nerdeyse milli ordunun personel sayısına ulaşması, her yerin gözetlenen-dinlenen bir ortama dönüşmesi; bireyin en özel hayatını sır olmaktan çıkardı, sanal âlemde özgürlüğü arayan bireyi de kuşku ve endişeye sürükledi.

Gemisini Kurtaran Kaptan

Sistemin; “en iyiye, en baskın olana” imkân sunması, bireyi kendisi ile bile kavgalı bir yarışa soktu. Bu da; ilke-samimiyet-sorumluluk- görgü kurallarından yoksun, hak hukuk tanımayan, her şeyi istismar konusu yapan, şovmen-tantanacı-kavgacı özellikte bir bireyi üretti.

İşe Yarıyorum O Halde Varım

Bireyselleşme; aşama, aşama öyle bir yere geldi ki, insanlar; “işe yarıyorum, o halde varım” sözünü söylemeye başladı. Bu da; sözün, bittiği yerdi.

Kurtuluş

Kurtuluş mu? Kurtuluş ise “ben, biz olduğumda, ben olduğumu anladım!” sözünde saklıdır.    

Safter TANIK
Safter TANIKsaftertanik@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments