ARAPNÂME

Ali BADEMCİ

ENTELEKTÜEL DERİNLİK

Bu haber 01 Aralık 2018 - 17:09 'de eklendi ve 317 kez görüntülendi.

Recep SAVRAN

     recepsavran49@gmail.com

 

Bizim bilim adamlarımız  çok kasıntılı ve kendini beğenmiş insanlardır, o sebeble hemen kuvvetli entelektüelleri bir şekilde suçlamalarla boyayıverirler. Bir anda ya “Nurcu” veya  vatan düşmanı “Komünist” ilân ederler!  Bu  durum  o derece kronikleşmiştir ki  ilim adamları  çok önemli insanlar olduklarını ve kıymetlerinin bilinmediğini düşünürler. Serbest çalışana “Alaylı”  derler! Bereket ki  veya kısmen “Aşık Veysel” bunlar zamanında yaşamamıştır, hemen “Mahsunî” durumuna getirirlerdi.  100 sayfa çalışan ve akademik kariyer alana  bizde “Sorokin” gözü ile bakarlar. Halbuki Duvarger’in dediği gibi “Entelektüellik” zekâ mesleğidir. Ve Durmuşoğlu merhum ” Entelektüellik hiçbir olağanüstü zekâ ve çalışkanlık icap ettirmez.” der.

 

ENTELEKTÜEL DERİNLİK

 

Yaşadığımız  post-modern, hattâ idrakine adım attığımız  modernitede   en çok kullanılan deyimlerden biri işte bu “entelektüel”  deyimidir. Kısmen eskimiş  veya yaşlanmış olan  “Âlim-Ulema-Mütefekkir-Filozof-Münevver-Aydın-Bilim adamı-Sanatçı” gibi deyimlerin yerini  tek tek veya hepsini içine alır bir tarzda  artık entelektüel sözcüğü kullanılmaktadır. Sabri Ülgener entelektüelin fonksiyonu ve rolünü ”Kültür değişimine öncülük etmek, değişeni daha popüler ve yaygın hale getirmek, yeni bir zevkin ve üslûbun öncülüğünü sürdürmek, halkın politik ve sosyal tercihlerini etkilemek”(Aydınlar Sosyolojisi Ve Çağımız Aydını, İ.Ü.İ.F. Mecmusı, Sayı.35,2012,s.9-10.) ifade eder. Tabii olarak işi felsefeye yönlendiren çerçeve değişmemek kaydı ile  ifâdesi değişen tanımlamalar da bulunmaktadır.

 

Peki o zaman çok kullanılan “Entelektüel Derinlik” nedir, kim veya kimler  derin entelektüeldir! Özellikle pozitif bilim dallarında uğraşan bilim adamlarına  “entelektüel” diyemeyiz, olay tarihçileri ve coğrafyacılar, meslek ve din bilginleri de öyle! Felsefe, sosyoloji, siyaset, kültür alanında çalışan,   alanlarında savunduğu fikirlere yenilik, doğrulanabilir popülizm ve radikallik getirenlere  ancak entelektüel diyebiliriz! Dolayısiyle deyim kesin olarak  bilimselliğe,  ancak toplum bilimi içinde  dallanma ve yeni açıklamalarla girebilir! Biliniyor ki sosyal bilimlerde önemli olan muhakeme ve iddialardır. İddialarını  sosyal  buluşlar ve toplumdaki karşılıkları ile destekleyen görüşler ancak pozitif  popülizm olabilir! Elbette yalakalık, yağcılık, günün adamlığı için  popülizm yapanlar veya  radikalizmi  “Körkafa”ya çevirenler katiyen   entelektüel değildir!

 

Entelektüel insan her şeyden evvel idealist insan demektir, iddialarında post modernizmin  maddeciliğini bulamazsınız, düşünceler ve iddialar en az  “tarihi maddecilik” kadar derinliğe sahiptir! “Yurt” deyimini birçok yönden inceleyebilirsiniz, fakat  “Vatan” ve “Anayurt” dediğiniz zaman  deyim  entelektüel derinlik sahasına girmiştir. İlâhiyatçılar pek yanlış olarak entelektüeliği kendi  sahalarına çekiyorlar. Elbette  din de bir sosyal olgudur, fakat akılcılığa pek yer vermez, her şey derin kabullerle başlar ve öyle felsefeleşir. İşte “Sûfizm” dediğimiz şey de budur. Platon’dan Farabi’ye, İbni Arabi’den İbni Sina’ya, Hegel’den  Descartes ve Spinoza’ya kadar   felsefî görüşlerde mutlak olarak  “Sûfi” eğilimler vardır. Ne yazık ki  “Sûfizm”i “Selefiyye” de kullanmış ve günümüzde ancak böyle siyasete pencere açabilmiştir. “Eksiztansiyalizm” de  entelektüel görüşlere geçit vermez, çünkü  toplumun dibine inemez, söylemler ve anlatım dozu ağırdır. Halbuki  entelektüelliğe  giriş penceresi  popülizm, sonuç veya gelişme  alanı radikal idealizmdir. O sebeble bütün çalışma ve gayretlere rağmen   din düşüncesi entelektüel  sürece girememiştir. Çünkü dindar olmanın, yani dini görüşlere kıymet vermenin  bilimsel adı maalesef “Gericilik” tir.  Konumuz bu olmamasına rağmen doğru bu mudur? Bakınız  “Selefiye” “Sûfizm” kadar toplumsal katmanlara nüfuz edememiştir, neden? Bu sadece din bilginlerinin başarısız olması mıdır? Asla bu görüşe katılmak mümkün değildir, çünkü  “Selefiye”nin  açtığı  “Arap Milliyetçiliği” penceresi yanlıştır!

 

O halde  entelektüel derinlik  nedir derseniz, Ülgener’in  çizdiği çerçeveye   dönmek zorundayız. Türk aydınları olarak bizler bu konuda sınıfta kalanlardan olduğumuz için siyaset de düzgün gitmiyor ve bir iki yaz bozdan sonra kısmen  hizaya giriyor. Entelekülel kişilik üretici, yeni ve bilimsel metotlar yerine “Akıldanelik” etkisindedir. O sebeble uluslararası üne sahip ancak  Şerif Mardin gibi  birkaç entelektüelimiz vardır. Halbuki Avrupa ve ABD  Toplumbilimi bu konuda  üretken ve  çok ileridedir,  bir o kadar da  etkilidir. Şartlar ne olursa  dünyanın en güzel  sosyal ürünleri Avrupa’dan geçen  sosyoloji mekteplerinin izinden  gidenlerin yaptıklarıdır. Ne yazık ki bizler  onlardan bile habersiziz! Çünkü bizde lisan bilmek entelektüellikle eş anlamda  görülmektedir.

 

Bizim bilim adamlarımız  çok kasıntılı ve kendini beğenmiş insanlardır, o sebeble hemen kuvvetli entelektüelleri bir şekilde suçlamalarla boyayıverirler. Bir anda ya “Nurcu” veya  vatan düşmanı “Komünist” ilân ederler!  Bu  durum  o derece kronikleşmiştir ki  ilim adamları  çok önemli insanlar olduklarını ve kıymetlerinin bilinmediğini düşünürler. Serbest çalışana “Alaylı”  derler! Bereket ki  veya kısmen “Aşık Veysel” bunlar zamanında yaşamamıştır, hemen “Mahsunî” durumuna getirirlerdi.  100 sayfa çalışan ve akademik kariyer alana  bizde “Sorokin” gözü ile bakarlar. Halbuki Duvarger’in dediği gibi “Entelektüellik” zekâ mesleğidir. Ve Durmuşoğlu merhum” Entelektüellik hiçbir olağanüstü zeka ve çalışkanlık icap ettirmez.” der.

 

Allah’a Emanet Olun.

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments