ARAPNÂME

Ali BADEMCİ

TİHEK Başkanı Arslan: Boşanmalar da bir terör

Bu haber 06 Aralık 2018 - 1:50 'de eklendi ve 95 kez görüntülendi.

Başbakanlık’a bağlı iken Cumhurbaşkanlığı genelgesi ile Adalet Bakanlığı ile ilişkilendirilen TİHEK, yeniden yapılanma çalışmalarını büyük oranda tamamladı. 6-7 Aralık tarihlerinde ilki düzenlenecek ve 20’ye yakın ülkenin katılımının beklendiği Uluslararası İnsan Hakları Sempozyumu öncesinde Kurum Başkanı Süleyman Arslan, bir grup gazeteciyle bir araya gelerek bilgi verdi, soruları yanıtladı.

“HAK İHLALİDİR”

Sempozyumun başlığının, “İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek” olduğunu kaydeden Arslan, “Cezaevlerindeki durum ve işkence ile mücadelenin yanı sıra yaşlı hakkından, engelli hakkına tüm başlıklarda geniş çerçevede konulara bakmamız gerek” dedi. “İnsan haklarının temelinde aile içi sorunlar var” diyen Arslan, şöyle devam etti:

“Bataklığı kurutmamız gerek. Terör, çocuk istismarı, uyuşturucu bağımlılığı, kadına yönelik şiddet toplumsal yaşantının, eğitimin, zihinsel dönüşümün bir sonucudur. Aile ihmal edilince, korunmayınca birçok sorun ortaya çıkıyor. Cezaevleri dolu suç oranları artıyor. Boşanma oranları çok yüksek. Yıllık 500-600 bin evlilik, 130 bini aşan boşanmalar yaşanıyor. Boşanma oranları Türkiye’de yüzde 20’leri aştı. Bu 130 bin ailede huzursuzluk anlamına gelir. Bu eşlerin, çocukların, annelerin, babaların, akrabaları da kattığınız zaman ciddi huzursuzluk içinde olduğumuzu gösterir. Bu aslında bir terördür, çocuk hakkı ihlalidir. Bunlar çok ciddi can yakıyor. Bu, çocuklar sevgisiz büyüyor demektir. Çocuklar, duygu boşluğu yaşıyor, kontrolsüz kalıyor demektir.”

İnsan hakları eğitiminin büyük bir eksiklik olduğunu kaydeden Arslan, “Eğitim ne yazık ki üniversiteyi kazanmaya odaklı. Aile korunamıyor. Aile toplumun atom parçası, bunu koruyamazsak gençler uyuşturucuya ve teröre daha çabuk bulaşıyorlar. Artık aileleri televizyonlar eğitiyor, toplum parçalanıyor. Bu konularda Aile Bakanlığı’nın da gerekli çalışmaları yaptığını düşünmüyorum” dedi.

“BİZ DE BAKACAĞIZ”

“6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi Kanunu”na atıfta bulunan Arslan, “Bu kanun, ailenin korunması diye başlıyor. Ama bu kanunun içinde ailenin korunması yok. Bu konuda bizde kurum olarak ne yapılabilir bakacağız. Ya bir alt düzenleme çıkarılmalı ya da ailenin korunması ifadesi düzenlemeden çıkarılmalıdır” ifadesini kullandı.

CEZAEVİ SAYISI ARTIRARAK BİR YERE VARILMAZ

Cezaevleri, nezarethaneler, huzurevleri gibi yerleri gelen ihbarlar veya habersiz denetimlerle incelediklerini kaydeden Arslan, “Tespitlerimize göre cezaevlerinde işkence yok ancak kalabalığın getirdiği sorunlar var. Sağlığa erişim hakkı şikayeti geliyor, bazen duvardaki rutubet bile şikayet konusu olabiliyor. Cezaevlerinin sayısı toplumsal sıkıntılar nedeniyle artıyor. Cezaevlerinin sayısını arttırarak bir yere varamayız. Cezaevleri çok kalabalık. Cezaevlerindeki sayı 260 bini aştı. Bu milyonlarca insanı etkileyen ciddi bir sorun. Mesela kişi nezarethaneye geldiğinde suçluluğu sabit olmuyor. Oralar bir anlamda misafirhanedir. 1987’de evlendim, ilk ayımızda bir polis kontrolünde kimliğim yok diye bir gün nezarette bekledik. Böyle bir muameleyi hak etmediğimizi düşünüyorum” diye konuştu.

ŞİDDETİN KÜLTÜRÜ OLUŞTU

Toplumumuzda şiddetin artık kültürünün oluştuğuna dikkat çeken Arslan, şöyle devam etti:

“Toplumda oluşan şiddet kültürünün kadını erkeği yok. Bakıyorsunuz kadın, kadına da şiddet uyguluyor. Şiddet kültüründen uzaklaşmalıyız. Burada bir strateji geliştirmeliyiz. Biz şiddet kültürünü nereden aldık, nasıl uzaklaşırız? Bunun toplumsal bozulmanın sonucu olduğunu düşünüyorum. İnsani değerlere sahip olan insanların şiddet uygulaması mümkün değil. Bu kültür bize bulaştı ve nasıl uzaklaşmamız gerektiğine odaklanmak gerekiyor. Ciddi çalışmalar yapılarak çözüme ulaşmak ve bir bütün olarak şiddeti değerlendirmek gerekir. Ülkelerde en ciddi sorunlardan bir tanesi çocuk hakları. Sürekli gündemde ancak savaştan kaçamayan yaşlıları hiç gündeme getirmiyoruz. Dünyada en çok aile içi şiddet konularından birisi de aile içi yaşlılara yönelik şiddet. Genelde kadına yönelik şiddetten bahsediyoruz. Ancak yaşlılara yönelik şiddeti göz ardı ediyoruz. Bu İnsan hakları görevidir ve bu sorumluluk sadece devletlerin değildir. İnsan haklarını koruyup geliştirmek devletlerin yanı sıra toplumun ve bireylerin görevidir. Aile içinde insan hakları kuralları bireylere aşılanmadığı sürece ilerleyen yaşlarda önlerine yasal prosedürler sunulsa da etkili olmaz.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments