DİL ZEVKİ

Bu haber 05 Ocak 2019 - 11:47 'de eklendi ve 540 kez görüntülendi.

Ali BADEMCİ

       alibademci@gmail.com

 

Dil zevki insanın kişiliği gibidir; gerçekten insanların kişiliğinde ilk tesbitler  konuştukları dille ortaya çıkar! Dilde özenti olmaz, bir bilim adamı Türkçe’ye ne kadar uyarsa o derece bilim adamlığını  sağlamlaştırır. Türkçe’de önemli bir kural da  ağır ağır konuşmak,kelimeleri seçerek yerine koymak ve karşınızdakinin de anlamasına zaman tanımaktır. Eskiden sırf bu sebeble ağdalı değil,  güzel  konuşanlara “hatip” denmiştir.

 

 

DİL ZEVKİ

 

Son zamanlarda siyasetçilerden başlamak üzere  “yâr” ve “ yardımcı” deyimlerini birlikte kullananların sayısı bir hayli arttı. Halbûki Türkçe’de bu sözcüklerden müteşekkil  bir temenni yok! Kulağa da hoş gelmiyor, fonetiğe de uygun değil, lisan zevkini de karşılamıyor! Şahsen Devlet Başkanı’nın  Türkçesini beğenirim, özellikle eski deyim ve istilâhları  hakkını vererek  kullanıyor! Yeni  veya yabancı dillerden alınan sözcükleri kullanımda da bir hâtâ görmedim! Halbûki bizim siyasiler düzgün Türkçe konuşmaz, hattâ konuşamaz, neden derseniz eğitimde hendek atlar gibi Türkçeyi atlamışlardır! Şiir derseniz yine Sayın Erdoğan’ın hakkını yiyemezsiniz, çok düzgün okuyor ve zamanın devrik  mısralardan ibaret şiir  zevkine  hiç özenmiyor!

 

“Yâr” da “Yardımcı”  ayrı ayrı kullanılırsa hiç de kulağı rahatsız etmiyorlar! Tanrı’ya elbette “yâr” diyebiliriz, ne de olsa”tasavvuf”la iç içe bir milletiz! Bu özelliğin dilimizde ifâde  bulmaması mümkün mü?  Tanrı’ya karşı “yardımcı” sözcüğü hiç de doğru değildir! Yapılacak zor bir işin  kolaylaşmasını  en büyükten niyaz etmek ne kadar ayrı ve doğru ise, Allah’ı  sanki ikinci güç durumuna düşürüp, “yardımcı” pozisyonuna düşürmek o kadar ayrı ve yanlıştır! Canım”O şekilde anlamayın” diyebilirsiniz, o zaman birileri çıkar da “doğru ifâde edin” derse ne yapacaksınız? “Kolaylaştırmak” anlamında  zor işi  Allah’ın vereceği güçle   biz fânilere  itici güç anlamında ”yardımcı” olması  niyazında  bir hatâ yok! “Allah yardımcımız olsun, işimizi rast getirsin” diyoruz!

 

İki sözcük bir arada ve bugünkü şekilde kullanılınca  dil zevki zedeleniyor!  Yoksa  ve elbette  “Allah yârimiz olsun, işimizi rast getirsin” dersek daha zevkli hâle  getirmiyor muyuz? Fevkalâde bir dilimiz var, imlâsız sandığımız “Yazıtlar”ın Türkçesinde bile imlâ vardır, Arap harfleri döneminde ise Arapça’da olmayan kurallar bile edinilmiştir. Çok riayet eden olmuyor ama yeni harfli dönemde de bir hayli kurallaşma sağlanmıştır! Yazım kurallarımız her yıl değişiyor ama orada da bir hafiflik başladı; birkaç yıl evvel  hem tırnak hem de italik kullanıyorduk da, ne oldu bilemeyiz ama şimdilerde ya tırnak veya italik kullanıyoruz! Yani aşırmalar artmıyor mu dersiniz, hele şu akademik tezlerde, bilim adamına hiç kıymet verilmeyip,  5 satırlık bir paragrafta 5 dipnot atılıyor! Bu da ayrı bir mesele!

 

Yazıya iki sözcükle başladık ama  Türkçe kullanımında  hem iyi hem de iyi olmayan  durumlar da var! TDK’nun uydurma sözcükleri hâlâ bir kısım çok kıymetli bilim adamlarımızın gözdesi! İlginçtir ki evlerinde eşleri ile öyle konuşmuyorlar! Bu konuda biz ve bizim gibiler de  aşırı derecede tutucu, birçok uyduruk kelime  artık halkımız tarafından kullanılıyor, madem ki halkın konuştuğu dille yazacağız artık o kelimeleri de en azından tam anlaşılmamız için  cüzzamlı durumundan çıkarmalıyız! Mecburen imlâya  ve kulak zevkine uydurarak kullanacağız!

 

Şimdi büyük hastalık özellikle yazım işinde güya bilimsellik artsın diye  yabancı kelimeler kullanmak! Maalesef akademisyen arkadaşlarımız bu konuda müzmin bir rahatsızlık içinde! Anladık dil biliyorsunuz ama, artık herkes  bir yabancı lisan biliyor, çeviri programları da var! Birçok ilkokul mezunu  mekteplilerden  daha iyi “İngilizce” konuşuyor, artık bu işte  eğitim  önceliği de yok! Yani bilim adamı olmak, bilimsel yazı yazmak için  çok insanın anlayamayacağı yabancı sözcükler kullanmak hiç de bilimsellik değildir!

 

Hangi ilim olursa olsun önce kendi dilimiz, kendi deyimlerimiz ve kendi sözcüklerimiz ile ifâde etmeliyiz! Tıbbî veya teknolojik  deyimlerin dilimizde karşılığını bulamıyorsak  açıklama cihetine girmeliyiz! Elbette her biyolojik, fiziki olgu gibi sosyal ve kültürel bir varlık olan diller de değişiyor ve gelişiyor! Önemli olan bin yıllardan beri  oturmuş  ve bilimle açıklanabilen kurallara uymaktır. Türkçemiz bu hususta çok hassas ve ince ayarlara sahiptir! Bin yıldan fazla tarihi dönemlerde konuşulan  Türkçe’yi anlayabiliyorsak, bunun da olmazsa olmaz kuralı  kelimelerin  yabancı olmaması!

 

“Osmanlıca”  deyimlerin kullanımında da çok hatâ yapıyoruz, özellikle çoğul kelimelerde! “Niye böyle” diye sorarsanız “efendim galât-ı meşrû” cevabını alıyorsunuz! Yâni bu da lâf mı? Misâl vereyim “meşrubât”  sözcüğü çoğuldur ve “şuruplar” anlamına gelir! Fakat bizimkiler “meşrubâtlar” deyiverir, tıpkı “hafriyât-hafriyâtlar” gibi! Adı “hastahâne” olan  ismi de “hastane” yaptık çıktık! Bunlar hiç de meşrû sayılabilecek hatâlar değil, “kârhane” yerine “kerhâne”  makûl kabul edilebilir, çünkü ayıp ifâde ediyor, halk ince bir ayar yapmışsa mutlaka kabul edeceğiz!

 

Dil zevki insanın kişiliği gibidir; gerçekten insanların kişiliğinde ilk tesbitler  konuştukları dille ortaya çıkar! Dilde özenti olmaz, bir bilim adamı Türkçe’ye ne kadar uyarsa o derece bilim adamlığını  sağlamlaştırır. Türkçe’de önemli bir kural da  ağır ağır konuşmak,kelimeleri seçerek yerine koymak ve karşınızdakinin de anlamasına zaman tanımaktır. Eskiden sırf bu sebeble ağdalı değil,  güzel  konuşanlara “hatip” denmiştir.

 

Saygı ile.

 

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments