HÜMANİZMA

Bu haber 17 Ocak 2019 - 14:37 'de eklendi ve 424 kez görüntülendi.

Ali BADEMCİ

      alibademci@gmail.com

 

Modern çağda sosyoloji ve ekonomi her bakımdan tarihin önüne geçmiştir, artık kuru tarih  eğitiminde musahabe zevki bile yoktur. Haydi arkadaşlar cennet ülkemiz sizleri bekliyor! Bilgi çağını  gerektiği ölçülerde değerlendirin. Okuyun, kaliteli yapıtlar okuyun bir ömrü araya vermeyin.

 

HÜMANİZMA

 

Kamu oyunda “hümanizma” deyiminin  sâdece “insancılık” anlamında kullanıldığı  bir gerçek! Hattâ bizim sağ cenâh uzun yıllar bu deyimi komünizme açılan kapı veya onun  sloganı olarak değerlendirilmiştir. Halbûki sadece ansiklopedik anlamı ile “”hümanizma”, toplumsal niteliklerin geliştirilmesini amaç edinen zihni ve felsefi akımların tümüdür (Meydan Larousse). Demek ki deyim ağırlıklı olarak   sosyolojik istilâhtır. Filolog M.Şükrü Akkaya “Kültür tarihinde  emsalsiz bir şekilde yüksek değer taşıyan bir hareketin hiçbir kayda bağlı olmaksızın mükemmel bir şekilde yetişmesini, ideal insanlığa  erişmesini gözetleyen cereyanın ifâdesidir.” şeklinde benzer bir açıklama ortaya koymaktadır. Emel Esin, ”Hümanizma insanı kâinatın merkezi ve tercümanı addeden ve kâinatı insan vasıtasiyle tefsir eden   bir düşünce sistemidir.” demektedir.

 

“Hümanizma” deyimine  geniş bir anlam yükleyip adetâ  asrımızın ideolojisi “modernite”nin ilk ve son basamağı olarak gören bilim adamımız Suat Sinanoğlu, 1966’larda   üç ciltlik Türk Hümanizmi  adlı eserini yayımlamış ve deyimin hiç de “Hristiyan” mahreçli olmadığını, aksine  ilk tezahürlerin “Antik Yunan”da görüldüğünü ortaya koymuştur.(Suat Sinanoğlu, Türk Humanizmi I-III, Yenigün Haber Ajansı Yayını, İstanbul 1969.) O günlerde  bu yayını Cumhuriyet Gazetesi   yayımlayarak  bedava dağıtmıştı. Lâkin ne  “Cumhuriyet” okur kitlesi ne de “Sağcılar” bu kitap ve görüşlere hakkettiği değeri vermediler. 1980’lerde   düşünce tekrar gündeme gelip de kutup tarihçimiz Halil İnancık sahip çıkınca Hanya’yı Konya’yı öğrendik.( Halil İnalcık, Rönesans Avrupası, Türkiye’nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci, İş Bankası Yayınları, İstanbul 2011.)

 

Halil İnalcık zikrettiğimiz eserinin  son sayfalarında Suat Sinanoğlu’ndan geniş alıntılar yaparak, düşüncelerin  tarih bilimindeki değerini adam akıllı ortaya koymuştur. ”Hümanist değerler sistemi, tarih bilincinin ışığında değerlendirilir ya da başka bir deyimle, yeni kuşaklara batılı dünyanın yüzyıllar boyunca edindiği deneyimin doğrudan doğruya tanınmasına dayanan bir eğitim verilirse, ülkenin tümüyle batılılaşmasının sağlanabileceğini gördüm.” şeklindeki iktibas işte bu tarihi persfektifin doktriner ifâdesidir. Türkiye’de ağırlıklı bir kesim hâlâ aklî  tesbitler yerine geleneksel inançları hareket noktası görüp biraz da siyasi mülâhazalarla işi çağın dışına taşıması cidden bir handikaptır! Onlar düşünce ve kültü,r tarihimizde zirve yaptığımız yılları hiç hatırlamıyor. Dolayısiyla ya tarihi ve felsefi düsturlarmızdan olan “aklî”yola kendimizi uyduracağız veya iletişim imkânlarını ile gözünü açan halkın baskıları ile bu yola gireceğiz. Bilimsel yolları görmemezlikten gelip toplum baskısı ile  aklî yolların kavranması bir içtimai “reset”le de sonuçlanabilir. İşte “Hümanizma” bu kadar önemli, en iyi Sinanoğlu ve İnalcık kitaplarını temin etmek ve bunlar üzerinde uğraş vermektir.

 

“Hümanizma” neden bu kadar önemlidir, derseniz  “Modernite”nin kendisidir demekle iktifa edeceğiz. İnsanı temel almayan görüşlerin toplumsallaşması mümkün değildir. O sebeble küresel dünyada  nasıl modernitenin dışında kalmak mümkün değilse beşeri değerler üzerinde çalışmadan ne sosyoloji ne de ideoloji yapamayız! Tamamen demagojiden ibaret olan  siyasi sloganlarla bu meseleyi geçiştiremeyiz! Çağımızı en az günümüz kadar irdeleyip yarınlarımız içi bilgi birikimi sağlayacağız; bilgi toplumlar için hemen veya ileride kullanıma hazır kilerimizdeki  toplumsal ve temel gıdamızdır.

 

Kitap okunmuyor, ama basıl oluyorsa araştırmalar yapılıyor, o sebeble internet “Tez” çöplüğüne dönmüştür! Halbuki filoloji gelişiyor ve yaygınlaşıyor, lâkin hâlâ lisans üstü ve doktora üretimde ABD ve Avrupa’nın çok gerisindeyiz. Tabiî olarak işin içinde kalite de olmayınca  çalışmaların kullanılması imkânı yoktur Sinanoğlu’nın siyasî ve sosyolojik görüşleri ile İnalcık’ın tarih ve sosyoloji görüşlerini çok önemsiyoruz. Politika siyaset değildir, siyaset bir bilim politika ise zanaattir. Bilim adamlarımız siyaset üretmeli ki siyasetçiler ve devlet adamları bunları kullanabilsinler. Artık her lisans mezunu yüksek lisans yapmalıdır, çünkü lisans programları  eskinin liseleri gibidir. Ülkede artan üniversiteler de hoca probleminden kaliteli lisans eğitimi verilemiyor.

 

Modern çağda sosyoloji ve ekonomi her bakımdan tarihin önüne geçmiştir, artık kuru tarih  eğitiminde musahabe zevki bile yoktur. Haydi arkadaşlar cennet ülkemiz sizleri bekliyor! Bilgi çağını  gerektiği ölçülerde değerlendirin. Okuyun, kaliteli yapıtlar okuyun bir ömrü raya vermeyin.

 

Muhabbetle.

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments