TATSIZ BİR SEÇİM SÜRECİ

Bu haber 14 Ocak 2019 - 13:20 'de eklendi ve 415 kez görüntülendi.

     Recep SAVRAN

     recepsavran49@gmail.com

 

Ah ah canım milletim; engin, derin, yardımsever, insancıl ırkım! Çoban dedem; bize  kahvaltı yerine  keçi memesini somortan  kara nenem! Sen hiç böyle kötümser değildin! Allah’a hamd ederdin”;  hiç ağzından düşürmezdin ki “Allah devlete zeval vermesin!”. Biliyor musunuz batı dillerinde en azından bu deyimin  deyim olarak karşılığı yok! “Geogle”ya “Grace” diye  tercüme ediyor! Yani “Zerâfet!” Ne alâkası var Allahaşkına?

 

TATSIZ BİR SEÇİM SÜRECİ

 

Hakikatten tatsız, tuzsuz bir seçim süreci yaşıyoruz; bir yandan  terörizmi engelleme  yönünde savaş çanları çalarken, diğer yanda “Ülke battı, Türkiye bitti” gibi kötümser tablolar; feveran artık algıları aşmış  aşağılık duygularına dönüşmeye başlamıştır. Hangi tarzda olursa olsun savaş istenir veya beklenir mi? Maalesef bekleniyor, TV’ler borazanlık yapıyor ve her gün yarını işaret ediyor! Devlet belki de caydırıcı olsun, ciddiyetimiz anlaşılsın diye  özellikle benzer açıklamalar yapıyor ama, hiç de telâş yok! O halde karar merciinde tel’âş yok iken insanımızdaki bu heyecan nedir, anlayabiliyor musunuz? Şu birkaç günden beri “Fırat’ın Doğusu”  yerini “İdlip”e  devretti! Bu sefer de bu tarafa, yani Hatay’ın güneyine yığınak yapılıyor çığlıkları!

 

Elbette bir siyaset oluşuyor, Fırat’ın Doğusuna bir harekât için  için ABD  çok aşağılarda mevcûdiyeti bilinen  IŞİD’i  işaret ederken, Rusya yol açmak için  İdlip kartını ileri sürüyor! Bu hareketlenmelerde anlaşılmayacak bir şey yok! Her iki hareket de birbirinden öncelikli ve önemli!  Düne kadar İdlip adını bile bilmeyen ve “İklib” diye telâfffuz eden  cahil medya  şimdi stratejiden dem vuruyor! Menbiç mi, Münbiç mi daha anlamış  değiliz; işin kolayı ikisini de   doğru kabul etmek! Bu farklılığın eski yazıda  biraz yazılış şekillerinden kaynaklandığını  hiç söyleyen yok! İlginç bir medyamız var, başlangıçta  yüzyılların “Cebel-i Akra” (Keldağ) adını  birden bire  “Cebel-i Ekrad” (Kürtler’in Dağı)  yaparak stratejistliğe soyundular; ama, buralarda  numunelik da olsa  “Kürt” olmadığını hâlâ  anlayabilmiş değiller! Hiç olmazsa  Afrin ve Bab  gibi girilebilecek ve görülmesi mümkün olan  yerleri acaba stratejist  olup da gören var mı? Tabiî olarak eski askerler ve güvenlik eğitimi görenler hariç! Biz şarlatanlardan bahsediyoruz!

 

Bu hengamede  “ekonomi  alarm veriyor, sistem çökmüş, açlık sınırının altındayız, her şey ateş pahası” başlıkları doğru da  olsa  çok can sıkıcı! Ekonomiyi bilen de bilmeyen de konuşuyor! Elbette  spekülâsyon veya fırsatçılık diye bir şey var, lâkin  “ arz-talep” kanunu  diye bir şey de var! Yani pazarlarda soğan ve patates yığınlarla dolu ise neden fiyatı artısın!  Spekülasyon varsa devletin organları da var, olmayan bir şey oldu gibi gösteriliyorsa onun da muhatabı devlettir! TV’lerde saatlerce verilen pazar fiyatları  gerçek fiyatların çok üzerinde, demek her şeyin fiyatı artsın, enflasyon hortlasın diye bir temenni var!  Döviz düştüğü halde zamların  alınmaması da bu  fırsatçılık  düşüncelerinin mahsülü değil mi?

 

Elbette ülkede ekonomi güllük gülistanlık değil, biz emekliler aybaşını getiremiyoruz! Fakat ekonomi der ki “İnsanların ihtiyaçları sonsuzdur.”  Yani emekli maaşlarını 5000, asgari ücreti  10 bin lira da yapsanız  yine de fazlası talep edilecektir! “Bekâra avrat boşamak kolay” da  acaba  ülke hâsılası böyle  bir duruma geçit verir mi? İnanın düşünen yok; vatandaş siyasetçiden daha makul düşünüyor ve hiç olmazsa “Allah devlete zeval vermesin” diyebiliyor! Lâkin “Boğaz”da  viski yudumlayıp da “Bu mevsimde hangi balığın yeneceğine” karar veremeyenler ahkâma devam ediyor! Reklâm, reklâm ama Prof. Müftüoğlu “Balık yeyin” demiyor mu? Yahu vatandaş balığı nereden bulacak, özellikle kıyılardan uzak bölgelerde!

 

Vallahi kusura bakmayın ülkede  hiç de bu kadar abartılan  durum yok,  vatandaş eskisinden daha iyi durumda, 15 yaşındaki çocukların cebinde  en az 1500 lira değerinde akıllı telefon var! Ne yapalım beslenemiyorsa  telefon almasın “Balık” yesin! Neden “Obezite” var, veya  ülkede şişmanlık neden rahatsızlık? Neden katır gibi saatlerce yürüyoruz? Demek çok yiyoruz; hani açlık vardı? Çocukluğumuzda peynir bulamadığımız için 10 tane zeytin, 50 gram çökelek ile kahvaltı ederdik! Mübarekler şu   en kötü otelin kahvaltı menüsüne bakın! Yemede tahdit yok! İstersen 10 kişinin  yemesi gerektiğini tek başına yiyebilirsin! Neden çökelek içine baharat koyarlar, elbette peynir gibi “ye beni”si olsun diye!

 

Şeker ve gazyağı almak için para lâzım diye analarımız bizlere tereyağı ve peynir yedirmezdi. Bazen çökelek de lüks idi ki, sabahları sıcak süt veya ayran çorbası içerdik;  bol nişastalı,  hatta patatesli mercimek çorbası  bile sonradan çıktı! Pekmez boldu, çayı 1970’lerden sonra öğrendik! Kahveyi hiç bilmezdik, neye biliyor musunuz “Menengiş “vardı! Yağlı, yani omegalı bir dağ kahvesi, ne gerek var çöl bitkisine! Üstelik çöl bitkisi susuzdur ve şişer, yani hormonlanması kolay,” menengiş”e böyle bir şey yapamazsınız!

 

Hiç merak ettiniz mi, düne göre alternatif, bugünlere göre  nostaljik bu yiyecekler neden dağ köylerinde yaygın? Çünkü orada Türkmenler yaşıyor! Kimdir bunlar ki  ürettiklerini yiyemezler! Koyun ve kuzuların  o mis gibi eti yerine  kuyruklarını yiyerek  et yedim diye  kendilerini teselli ederler!  Şimdi etler kokmuyor ama   eskiden  kuyruk kokusu  birkaç gün  geçmezdi! Lâf lâfı açıyor ama o zaman bugünkü ev parfümleri de yok!

 

Ah ah canım milletim; engin, derin, yardımsever, insancıl ırkım! Çoban dedem; bize  kahvaltı yerine  keçi memesini somortan  kara nenem! Sen hiç böyle kötümser değildin! Allah’a hamd ederdin”;  hiç ağzından düşürmezdin ki “Allah devlete zeval vermesin!”. Biliyor musunuz batı dillerinde en azından bu deyimin  deyim olarak karşılığı yok! “Geogle”ya “Grace” diye  tercüme ediyor! Yani “Zerâfet!” Ne alâkası var Allahaşkına?

 

Kafanızı bozmayın, hoşçakalın.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments