GURBET YOLUNDA EL KAPILARI

Bu haber 11 Şubat 2019 - 9:45 'de eklendi ve 273 kez görüntülendi.

GURBET YOLUNDA EL KAPILARI

Ahmet Urfalı 

 

Sonuçta el kapısı, geçim yoludur, aile ocağından uzakta…

Dünya denilen iki kapılı hana girenler

Mutlaka bir gün oradan çıkacaklardır.

Kapılar kimine gam yükler, kimine sevinç…

Kimine zenginlik verir, kimine fakirlik…

Kimi ekmek kazanma peşinde tüketir ömrünü,

kiminin bir eli yağda, bir eli baldadır.

    İnsan, ömür yolunda dört kapıdan geçer ve her kapıda on makam bulunur… Her kapı ve her makamdan geçtikçe olgunluğa ulaşır, yükünü atar.

    Her anadan doğan ikrar verir, nefsini tanır, hakikati özünde bulur, son kapıda, son makamda…

Gurbete çıkılır, her gün girilen kapılardan.

Göç edilir bilinmedik el kapılarına.

Ve her sabah umutla açılan kapı;

            ekmektir,

            kısmettir,

            geçimdir.

İnsan kapı kapı dolaşır, nasibinin ardında.

             El kapısı, muhannet kapısıdır.

“Ben dertliyim Hak ayırsın işimi

Kaygılara saldım garip başımı

Varsın kurtlar kuşlar yesin leşimi

Yine muhannete muhtaç eyleme.” (*)

Kapılarda saklıdır insanların hikâyeleri. o hikyelerin şifresi yüzlerden yansır.

    Sen göçtün,

        gittin el kapılarına, gurbete   

“Yüğrüktür bizim atımız

Yardan atlattı zatımız

Gurbet elde kıymatımız

Ya bilinir, ya bilinmez.” (**)

    Kim bilecek kıymetin, değerini… Gözyaşını kim silecek el kapılarında?

    Sonra içine dönersin, sığınırsın hatıralarına…

Hayâllere kapılırsın.

    Göçmen kuşların kanadına yüklersin sitemli selamları.

    Yorgun esen rüzgârlara fısıldarsın sevgi sözlerini

    El kapısında çektiğin çile,

Gönlünü coşturur da,

    Sazında ezgi olur, sözünde kahır.

Sen hiç bitmeyecek bir seferdesin.

Hasretin sürekli kanayan bir yaradır ince bedeninde

Ve yenik düşmüştür gönlün hasretin ıstırabına.

    Şimdi ürkek bir ceylandır

                arzulayıp durduğun vuslat.

Dönebilir misin el kapısından, gurbetten?

        Yoksa yeni gurbetler mi bulursun kendine?

        “Gene yanar oldu bağrımın başı

        Nasıl söner bu sevginin ateşi?

        Oğuzlar soyunun savaş yoldaşı

        Atların nalında gurbet yazılı.” (***)

Her akşamın yalnızlığında bir hançer saplanır döşüne,

    Sızım sızım sızlar için.

        Bir “dertli dolap” olur inilersin.

Sonra sıladan bir türkü gelir kulaklarına zehirle pişmiş, acıyla yoğrulmuş, gözyaşıyla ıslanmış…

            “Ah şu gurbet viran etmiş hanemi

            Bülbül değil baykuş konmuş gel hele

            Ben ağayım ben paşayım diyenler

            Kapılara kilit vurmuş gel hele.” (****)

——————————————–

(*)    Halk Türküsü

(**)    Erzurumlu Emrah

(***)     A. Karakoç

(****) Halk Türküsü

Ahmet URFALI
Ahmet URFALIahmeturfali1955@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments