YARALIYIM YARALI! BİR NURETTİN SOYER MAĞDURU

Bu haber 02 Şubat 2019 - 14:12 'de eklendi ve 480 kez görüntülendi.

Ali BADEMCİ

       alibademci@gmail.com

YARALIYIM YARALI!

BİR NURETTİN SOYER MAĞDURU

 

Kılıçdaroğlu sürekli “Ülkücü kardeşlerim” diye  bizden rey istiyor! Verecek miyiz? Ülkücü  geçmişine ölümüne bağlıdır! Kılıçaroğlu ve avânesi  bilmez ama, bizim köyün türküsü var: ” Şehyköylüyüz, Hataylıyız, Atatürkün askeriyiz!” “Eli elime değdi hem ben yandım hem kendi, bize kimse karışamaz, arkamız Şeyh Efendi” (Yesevizade  Şeyh    Abdurrahman oğlu Ahmed Savrani) Kaatillere, maşalarına, bizden görünüp bizi satan muhbirlere ölü de diri de olsa lânet ediyoruz! Allah devletimize zeval ermesin, milletimizin ufku açık olsun! Tanrı Türkü Korsun, Milletim Canım Benim!

 

 

12 Eylül 1980’i yaşamayanlara bu hukuk kaatili insanları tanıtmak bir hayli zor! Çünkü ma’şeri vicdanımızda  “kötü” ve “kötünün kötüsü” diye  bir  tanımlama vardır! Evet bu adam için söylenecek ilk söz işte bu “kötünün  kötüsü”dür! Siz bu satırların yazarının yerinde olsanız  rahmet de dilemezdiniz! Ancak “Allah bu  zâlimlerden  insanları  esirgesin” diyebilirdiniz! İnanın o adamın zulmünü görmüş bir fert olarak insanın aklından “lânet” etmekten başka bir şey geçmiyor!

Oğlu Tunç Soyer’in CHP tarafından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterilmesi ile  Cuntacı Albay Nurettin Soyer günümüzde yeniden gündeme geldi; halbûki mezarında yatıyor, rahat mı değil mi bilmiyoruz ama  “beddualı” olduğunu   onun mazlumu olarak bizler pek iyi bilmekteyiz. Onun 12 Eylül 1980’den itibaren “MHP Ve Ülkücü Kuruluşlar Dâvâsı” savcısı olduğunu bilmem hatırlatmaya gerek var mı? Şimdi medya “Babasının günahı oğluna yüklenir mi” kabilinden sözlerle  oğulu koruyorlar! Yani babanın günahkâr olmadığını  söyleyen yok! Peki ya savunulan oğul babaya methiyeler düzüyorsa buna dersiniz? Tunç Soyer, “Babam yanlışlık yapmıştır, komitacıların talimatıyla hareket etmiştir, Allah, varsa günahını affetsin” dese Rabbena Amenna, kimsenin söyleyecek bir şeyi olmaz! Lâkin böyle bir  davranışı görülmüyor ve görülmemiş!

Savcı mutlak olarak bir “Hukuk” adamı! Peki hukuk adamı işkence yapar mı? Bu adam yapmış ve yaptırmış, yarım kalan mahkeme dosyaları  ortada! Sonraki yıllarda kanun komitacılardan dâvâcı olma gibi bir hak da  tanıdı, fakat  o ezilmiş, işkenceden sakat bırakılmış ve öldürülmüş insanları geri getirmek mümkün mü? Namuslu  hukuk adamı esasında   tâlimatla  iş görmez! Halbûki  12 Eylül’ün her tarafı kanunsuzluk ve haksızlık! Adamı gün ağarmadan evinden alacaksın, faili meçhûl diye  hiçbir istihbarata dayanmayan olayları önüne koyacak ve işkence ile kabul ettireceksin! Veya bir provokatör getirip  istediğin şeyleri söyletecek bunları da  “İddiâname”de  belge olarak kullanacaksın. Hey gidi günler!

“MHP ve Ülkücü, Kuruluşlar Dâvâsı İddianamesi”  19 Ağustos 1981 günü açıklanmıştı. Günün gazeteleri “Dünyanın Gözü Ankara’da” diye yazmıştı. Ma’şeri bir gündü, Anadolu Ankara’ya taşınmıştı! Adana İl Başkanı Rahmetli Faruk Akkülah, bir gün önce evimizin zilini çalıyor: ”Hadi Ali gitmiyor muyuz?” kaçıncı gözaltı ise daha dün bırakılmıştık! “Hocam ben gidemem, gitmeyeceğim.” Cevap:” Avukatlar tutuklanırsınız” diyor. Hoca çaresiz gitti, gidememe sebebini anlamadan! Ama korku var  ya, garajların yolunu tutturdu, bir hayırsever  bilet aldı da Ankara’ya vardık! Duruşmalar başladı,  Faruk Hoca ile  hocaların hocası Orhan Türkdoğan arasında numaralanmıştık! Duruşmadan önce ilk karşılaştığım Mümin Çevik; yayıncı ve  Hukukçu, “Yahu Bademci burada ne işin var” demez mi? “Üstat elindeki “İddianame”ye bak, “Ben katilim katil, okumadın mı daha.” Nurettin Soyer iddia makamına otururken Türkeş Bey salona alındı ve o muhteşem İstiklâl Marşı, o yüksek ses  duvarları salladı! Komşularım avazı kadar  yüksek sesle söylüyorlardı, ki zavallı Ağabeyler  “İstiklal Marşı” okunmasını mutad sanıyorlarmış! Tabiî  soruşturma açılacağı   ifâde edildi   ama sonra ne oldu bilmiyoruz!

O rezil adamın çok çirkin bir sesi vardı,  hey’et de öyle seçilmişti! Komitecilerin  emir erleri! Merak etmişimdir “Sarı Paşa”  mahkemeyi izledi mi diye! Ne kadar keyiflenmiştir! Adana’da sorgulanıyoruz, “Komutan” dedikleri adam konuşuyor,” Ulan şerefsiz  Türkeş kim, ben de Albay’ım  neden benim gibi birinin arkasından gelmediniz Rum tohumunu tercih ettiniz!” El Cevap; “Şerefsiz ve Rum sensin komutan.” Tabii  sağdan soldan tekmeler ve bağrışmalar! Şâhidim var: Adana’nın muhbiri, konuşsun şerefsiz! Şerefsiz yüzüme söyledi, “Siz Cevat’ı öldürdünüz”diye!  Cop  acısı kötü, ama çabuk geçiyor be! Ben artık bir katildim, kaatil! Bize doğrulatılamadı ama talimatla ifade alınmıştı,  iki sözcükle dâvâ Ankara’ya taşınacaktı! Her an görülüyordu ki komiteciler ve âdi maşaları Türkeş Bey’i kıskanıyorlardı! Kurban olayım ona, Allah’ın rahmeti ve mağfireti üzerine olsun! İşte biz de 38 yıl sonra onun yaşına geldik! Hatta 7 yaş da geçtik!

1979’da  Türkeş Bey Hatay’a gelmişti,  rahmetli dedem de babam da  “Göreceğiz” dediler.  Çiçeği burnunda bir gazeteciydim,  onun tarafından Adana’da görevlendirilmiştim!  Atalarımı takdim ettim, dedeme sordular, “Mehmet Ali’nin Ağabeyi sen miydin baba?” Dedem “Evet” dedi!  Amcam  M. Ali Okan, 27 Mayısçı idi ve Başbuğla  devreydi! TRT Başmühendisi, hatta burayı  “Kan akıtmayın” diye ona teslim eden adam, sıkı DP’li! Türkeş Bey cevap verdi, “Çok namuslu adamdı” dedi  ve babama sordu: ”Amca  bizim işlere ne dersin? (Halbuki Başbuğ Babamdan 12 yaş büyüktü). Rahmetli babam cevap etti: ”Efendim  geçmiş zamanda  sıpalar eşeklerin arkasında gidermiş, şimdi eşekler sıpaların arkasında gidiyor.”  Babam da Nurettin Soyer’den çok çekti, kaçmadım göçmedim ama  canavarlar onu hiç rahat bırakmadı! Taa kütüğü Adana’ya aldırana kadar! Zavallı  kardeşim Recep (1956 doğumlu idi),  kendi evimizi soymaktan zindana atıldı, zaten çıktıktan sonra da çok yaşamadı öldü! Bir yetimi soyunu devam ettiriyor, kızı ikiz doğurmuş! Şu Allah’ın işine karışılmıyor! Ve bu çocuklar  tarihten hesap soracak: ”Babam nerede?” diye..

Kılıçdaroğlu sürekli “Ülkücü kardeşlerim” diye  bizden rey istiyor! Verecek miyiz? Ülkücü  geçmişine ölümüne bağlıdır! Kılıçdaroğlu ve avânesi  bilmez ama, bizim köyün türküsü var: ” Şehyköylüyüz, Hataylıyız, Atatürkün askeriyiz!” “Eli elime değdi hem ben yandım hem kendi, bize kimse karışamaz, arkamız Şeyh Efendi” (Yesevizade  Şeyh    Abdurrahman oğlu Ahmed Savrani) Kaatillere, maşalarına, bizden görünüp bizi satan muhbirlere ölü de diri de olsa lânet ediyoruz! Allah devletimize zeval ermesin, milletimizin ufku açık olsun!

 

Tanrı Türkü Korsun, Milletim Canım Benim!

 

Ali BADEMCİ
Ali BADEMCİalibademci@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments