TÜRK MİLLETİ BU OYUNU BOZAR!

Bu haber 08 Şubat 2013 - 0:40 'de eklendi ve 3.456 kez görüntülendi.

 

GÜLTEKİN ÖZTÜRK

GÜLTEKİN ÖZTÜRK

                    
Ne zaman “Milli, laik Cumhuriyetimizi” değiştirip dönüştürme konusunda bir adım atılsa, milletin tepkisini dizginlemek için yapay gündem yaratılmakta ve dikkatler başka noktalara kaydırılmaktadır.

 

Hükümet, dış destekli bölücü teröre teslim olmuş, bebek katilini kutsarken, Türk olmak/Türk’üm demek TBMM çatısı altında dahi suç sayılmaktadır.

 

İmralı canisine verilen sözler çerçevesinde anadilde savunma yasasından sonra şimdi de PKK/KCK tutuklularını serbest bırakmak için “4.Yargı Reformu Paketini” çıkarıyorlar.

 

İmralı canisi ile yapılan kirli pazarlıkta sıra “ Caninin müzakere ortamının iyileştirilmesine, istedikleriyle açık görüş yapabilmesi için yasal düzenleme” yapılmasına gelmiştir.

 

 

Yakında bebek katili bu caniye ev hapsi getirilirse hiç ama hiç şaşırmayacağım. 

 

AKP’nin sıfır sorunlu dış politikası, herkesle problemli olan ve üzerinde uluslararası çıkarların buluştuğu bir Türkiye yaratmıştır.

 

Davutoğlu’nun iki ayda devireceğini söylediği eski dost/kardeş Beşşar El-Esed halen devrilememiştir.

 

Suriye muhalefetini destekleyen Türkiye’ye misilleme yapan Beşer Esed, PKK’nın kolu PYD’yi, Kuzey Suriye’de serbest bırakarak Kandil benzeri yeni bir terör merkezini Kamışlı’da faaliyete geçirmiştir.

 

İki ayda devrilmesi planlanan Esed, Rus/İran/Çin/Irak ittifakı sonucu iki yıldır yıkılamamış ve bunu göremeyen hükümetin basiretsizce yürüttüğü Suriye politikası iflas etmiştir.

 

Dış politikada bu darbe yetmezmiş gibi şu günlerde Erbil’de olan Türk yetkililerle Barzani arasındaki görüşmelerde “Kerkük’e karşı Kandil pazarlığı” yapılmaktadır.

 

Kandil’deki terör merkezinin sınırlandırılması, Kuzey Irak’tan Türkiye’ye terörist geçişlerinin durdurulması karşılığı Musul ve Kerkük’ün Barzani’ye bırakılması gündemdedir.

 

Irak’ın toprak birliğini koruma politikası mezhep taraftarlığı sebebi ile çökmüş, Kerkük’ün kaderi Arap-Kürt ve ABD çıkarlarına teslim edilmiştir.

 

 

 

Ekonomi alarm sinyalleri vermeye başlamış, sıcak paranın faiz baskı iyice artmıştır. Eğer önlem alınmasa çok ağır bir ekonomik kriz kapımızdadır.

 

Bu sebeple yakın zamanda büyük özelleştirmeler ve ihalelerle küresel sermayeye yeni kaynaklar aktarıldığını görürsek hiç şaşırmayalım.

 

Hükümet muhtemel bir krizi önlemek için emperyalistlerin göz diktiği elimizde kalan az miktarda milli varlıklarımızı da peşkeş çekmeye hazırlanmaktadır.

 

Başbakanın, Mayıs 2013’e kadar mutlaka yeni anayasa yazacağız diye dayatmasının sebepleri, ekonomi ve güvenlik gibi iç/dış meselelerde girdiği yükümlülüklerden artık kaçacak yerinin kalmamasındandır.

 

“Milli/laik, hukukun üstünlüğünü esas alan Türkiye Cumhuriyeti Devletini dönüştürmek/değiştirmek” konusunda iyice köşeye sıkıştırılmış olan Başbakan, bütün bu olumsuzlukları gözden kaçırmak için dikkatleri başka noktalara çekmeye çalışmaktadır.

 

Tayyip Bey “Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu üç-dört ayda mutlaka yeni bir anayasa yapmalıdır” dayatmasını bu maksatla gündeme getirmiştir.

 

 Böylece hem “Türk Milletinin dikkati içeride ve dışarıda sürdürülen kirli pazarlıklardan” uzaklaştırılmış hem de “Bölücü teröre/Terörist başına verilen sözleri yerine getirebilmek gayesiyle, yapılması şart olan yeni hukuki yapıyı bir an önce kurabilmenin en önemli adımı için uygun gerekçe hazırlanmıştır.”

 

Yıllardır ısrarla söylüyor/ yazıyor/uyarıyorum;

“Bu hükümetin politikaları güdümlüdür ve milli anlayışlar ile problemlidir. AKP, bu gayrimilli politikalarını halkımıza açıkça anlatmakta ve kabul ettirmekte çok ciddi sıkıntılar yaşamaktadır”

 

Bu sebepledir ki AKP Hükümeti, milli yapımızla sorunlu iç/dış politikalarını daha rahat uygulayabilmek için, dikkatleri başka konulara kaydırmakta, doğabilecek toplumsal tepkileri önlemek için de yapay sorunlar icat etmekte/gündemler oluşturmaktadır.

Hakkını teslim etmeliyim ki Başbakan istediği gibi gündem yaratmakta/değiştirip saptırmakta oldukça ustadır ve bunu defalarca da kanıtlamıştır.
Türk Milletinin birliğini bozmak için sahnelenen bu tehlikeli oyunun figüranlarının, söylediklerinin/yaptıklarının“Küresel gücün, politik taşeronluğunu yaptıklarını saklamak” amacı taşıdığına inanıyorum.

 

“Bu Küresel dönüştürme planın” nihai hedefi olan “Milli ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devletini dönüştürmek bölümünün” ise oyunun son sahnesinde oynanacağını da biliyorum.

 

Pek çok yazımda 1982 Anayasasının sivil ve çağdaş bir anayasa ile değiştirilmesi söyleminin “milletimizin en önemli meselesi” gibi takdim edilmesi yalanına, yanlışlığına değinmiştim.

Bu yeni anayasa dayatmasının kime ve neye hizmet ettiği konusundaki düşüncelerimi anlatan en az 5 makale yazdım. (*)

 

177 Esas, 19 geçici maddeden oluşan 1982 Anayasasını TBMM ile referandum sonucu halkımız, 17 kez yeniden düzenlemiş, 121 maddesini değiştirerek yenilemiştir.

 

Bu sebeple yürürlükte olan bu anayasamıza “12 Eylül darbe anayasası, askerlerin anayasası” demek çok doğru değildir.

 

Mevcut anayasada 1982’deki ilk halini koruyan 56 madde kalmıştır.

Bu 56 maddenin 46’sı, “her çağdaş anayasada olması şart evrensel hak ve ödevlerdir ve bildiğim kadarıyla bunlara herhangi bir kesimin itirazı da yoktur.

 

Bugün, nasıl olacağı en çok konuşulan 11 maddenin 5’i içinde yer alan kelimeler üzerindeki itirazların da giderilebileceğine dair taraflardan kuvvetli işaretler gelmiştir.

Bu 11 maddenin dördü, anayasanın ilk dört maddesidir ki zaten değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek olan hükümlerdir.

 

Geriye kalan 14 ve 66. maddeleri değiştirmek veya kaldırmak kıyametin kopmasına sebep olmak demektir.

 

Zira bu iki madde “Devletin Türklüğüne ve laik olduğuna vurgu yapan” esaslardır ki bunlara dokunulması, toplumsal barışı/birliği bozar.

 

Sonuç olarak diyebilirim ki;

56 maddesi hariç, bizim zaten yenilenmiş ileri düzeyde demokratikleştirmiş ve çağdaşlaştırılmış, sivillerin yaptığı bir anayasamız vardır.  

 

Anayasa değişikliği ile güdülen amaç, demokratikleşme ve çağdaşlaşmak ise bunu daha önce 17 kez yapılan düzenlemelerle sağladık.

 

Eğer halen eksik/hatalı görülen hususlar varsa, bunları yeni düzenlemelerle gidermek her zaman mümkündür.  

 

Mesela seçim sistemi, siyasi partiler yasası, HSYK/YÖK gibi çağdışı nitelikler taşıyan yapılar değiştirilmelidir/değiştirilir.

 

Ancak bilinmelidir ki amaç bu değildir. Hedef, 11 ana maddeyi de değiştirerek “çağdaş ve sivil bir anayasa yapıyoruz” görüntüsüyle “küresel yıkım planını” sonuçlandırmaktır.

 

Şimdi “akıl ve milli vicdan sahiplerine” soruyorum;

 

Sivil irade tarafından 17 kez değiştirilerek çağdaşlaştırılmış bir anayasamız olmasına rağmen neden sürekli sivil/çağdaş ve ileri demokrasi (!) getirecek yeni anayasa yapacağız deniyor?

 

“Ey strateji araştırma kuruluşları/uzmanları, TV ekranlarında, gazete köşelerinde yer tutmuş aydın denilen unvanlı ve unvansız malum zevat” size soruyorum;

 

“Bölücü terör nasıl biter, bu sorunu nasıl çözeriz?” sorusuna, söz birliği etmişçesine neden “Ancak sivillerin yapacağı yeni ve çağdaş bir anayasa ile çözeriz” diye cevap verirsiniz?

 

Bu soruların cevapları çok açıktır ve bu söylemlerin arkasında küresel oyuncular ile onların güdümündeki siyasi Kürtçüler/siyasal İslamcılar ve ikinci Cumhuriyetçilerin bulunduğu bilinmektedir.

 

TV’lerdeki ikna ekranlarına, malum köşe yazarlarının yazılarına, küresel uşakların hazırladığı “çözüm-barış” raporlarına ve AKP sözcülerin TBMM’deki konuşmalarına bakınız;

 

“Mevcut anayasanın öngördüğü üniter devletin Türklüğe vurgu yapan maddelerinin ve anayasanın ruhu olan başlangıç kısmında yer alan Türklük vurgusunu değiştirmeyi” uzlaşma şartı olarak öne sürdükleri çok açık görülecektir.

 

Bu malum koroyu dinlediğimizde/okuduğumuzda, anayasa önerilerinde ve isteklerinde ortak amaçlarının/hedeflerinin “Türk’ü/Türklüğü anayasadan söküp atmak olduğunu” kulağı duyan ve ruhunu şeytana satmamış her okur-yazar derhal anlayacaktır.

 

İşte ipleri başkalarının elinde olan “Mutlaka yeni anayasa yapılmalı diye dayatan bu kuklalarla tartışmamızın, uzlaşamayışımızın ve de hiçbir şekilde anlaşamayacak olmamızın” sebebi;

 

“Türk Devletinin, Türk Milletinin birliğine ve Cumhuriyet dönemi bütün anayasalarımızın ruhunda yer alan Türklük vurgusunun yeni anayasaya girmesin kabul etmemeleridir.”

 

Hedefleri “Laik/milli Türkiye Cumhuriyeti Devletini bir Türk-Kürt federal İslam Cumhuriyetine dönüştürmek/değiştirmek” olanların yazdıkları/yazacakları anayasada “Türklüğe, Üniter/laik cumhuriyete” yer olmadığı ve olamayacağı çok açıktır.

 

 

Şunu herkes çok iyi bilmelidir ki “Okyanus ötesinde hazırlanan, Türkiye’yi bir Türk-Kürt Federal İslam Cumhuriyetine dönüştürme projesinin” hukuki ayağı “yeni anayasadır”

 

İmralı canisinin bu durumu “PKK’nin başı olarak kendisiyle sürdürülen müzakerelerde ve barışın yapılabilmesi şartlarını içeren yol haritası” ile ilan ettiği bilinmektedir.

 

Buna göre;

 

Operasyonlar hemen duracak, PKK sınırlarımız dışına çıkacak ve tam bir ateşkes sağlanacaktır.

 

PKK militanlarının “bütün silahlarıyla geri çekilmesi” sırasında Türk Ordusu/Polisi herhangi bir müdahalede bulunmayacaktır.

 

Hükümet ise bu süreçte ilk etapta “Türk Mahkemelerinde Kürtçe savunma yapılabilinmesini ve KCK-PKK tutuklularının üç ay içinde serbest bırakılmasını” sağlayacaktır.

 

Kesin barışı sağlayacak diğer taleplerinin de yerine getirilmesi için müzakereler yalnızca kendisi ile kesintisiz sürdürülecek, önerdiği kişilerce hemen “yeni bir anayasa” yapılacak ve anlaşma sağlanan hususlar anayasal güvence altına alınacaktır.

 

Bütün bunlar yapıldıktan sonra doğan güven ortamında “Silahlar bırakılacak ve kesin barış için tek yetkili olan Abdullah Öcalan ile barış anlaşması imzalanacaktır.

 

“Terörle barışın sağlanması” için Terörist başının çizdiği yol haritasının ve olmazsa olmaz şartlarının bu şekilde belirlenip ilan edildiğini artık sağır sultan bile duymuştur.

 

Terörle/teröristlerle konuşulan “Savaş, uzlaşma, barış, müzakere, ateşkes, anlaşma” gibi sözcükler, sanki meşru güç ile konuşulan kavramlar şeklinde milletimizin zihnine kazıyarak İmralı canisi bebek katilinden yeni bir Mandela yaratılmaya çalışılmaktadır.

 

Başbakan, terör ve teröristle müzakere konuşulurken birdenbire “Ya Mart-Mayıs 2013’e kadar bizimle anlaşıp yeni anayasayı yaparsınız ya da biz kendi anayasamızı masaya koyarız” diye siyasi partilere yeni anayasa için süre sınırı koyup rest çekmiştir.

 

Neden dersiniz, bu süre restinin/dayatmasının, bu acelenin ve telaşın sebebi nedir acaba?

 

Bunun sebebi çok açıktır; AKP, terörle yaptığı müzakerelerde girdiği yükümlülükleri yerine getirmek “Kürtçüleri ve onların efendilerini” memnun etmek için planlanan anayasa taslağını masaya koymak ve hemen meclisten geçirmek zorundadır.

 

Halkın tepkilerini önlemek için de dayatacakları anayasanın içeriğine karşı duranları, yandaş ve tasmalı medya ile birlikte susturmayı planlamışlardır.

 

Bu koro daha şimdiden devletin temelini oluşturan milli esasların değiştirilmesine karşı olanları;

“Bunlar barış karşıtıdırlar, ırkçıdırlar, faşisttirler. Anaların gözyaşının ve akan kanın sorumlusu olan kan emici vampirdirler” diye itham edip “Türk Milliyetçilerini PKK’ye hedef göstererek infaz ettirmek” istemektedirler.

 

PKK ile görüşmeye/anlaşmaya karşı çıkanları barış karşıtları, kendilerini ve teröristleri “Barışın kahramanları” olarak takdim etmektedirler.

 

AKP, bütün düşündüklerine/tasarladıklarına, girdikleri/girmeyi düşündükleri yükümlülüklere direnecek beli başlı odakları, devlet ve yasa gücü ile zaten kontrol altına alıp sindirmiştir.

 

“Yeni Anayasa ile devleti dönüştürmenin bu son aşamasında” başta Türk Milliyetçileri olmak üzere, bugüne kadar kendilerine biat etmeyenlerin de yeterince itibarsızlaştırıldıklarını, kendi kendileriyle kavga eden zayıf guruplar haline getirildiklerini dolayısıyla fazla etkili olamayacaklarını düşünmektedirler.

 

AKP yetkililerinin, “Tayyip Beyin Türk devletini denetimsiz/kayıtsız ve koşulsuz, ebediyen yönetebilmesini sağlayacak Başkanlık sistemini ” önermeleri ve buna göre yapılacak bir anayasa üzerinde uzlaşma istemeleri de kendilerine karşı ciddi bir direniş beklememelerinden kaynaklanmaktadır.

 

Onlar istedi/önerdi ve ciddi bir tepki de gelmedi diye düşünülüyor olabilir, ancak unutulmamalıdır ki MHP, kardeş kanı dökülmesin diye henüz tam olarak sahaya inmemiş, sabretmektedir.

 

“Milletin sinir uçlarıyla sakın oynamayın” diye de her kesimi sürekli uyarmaktadır.

 

Anayasanın ruhu ve kuruluş felsefesinin ifade edildiği başlangıç kısmı ile 8 önemli maddesinin değiştirilmesi, “Milli devletin değişmesi, dönüşmesi anlamına gelir ki bunlar üzerinden “MHP ve Türk Milliyetçileri ile uzlaşma sağlanması” mümkün değildir.

 

Bu çerçevede AKP’nin önerdiği şartlarda, siyasi ve toplumsal uzlaşılaşma ile özellikle de Cumhuriyetin laik/üniter ve Türk niteliklerini koruyarak yeni bir anayasa yapmak mümkün değildir.

 

Özellikle Anayasanın 2-3-4-5-8-24-42 ve 66.maddelerinin değiştirilmesinin kesinlikle mümkün olmadığını düşünüyorum. (**)

 

AKP’nin “Başkanlık sistemini” gündeme getirmesiyle değiştirilmesi gündeme gelen sorunlu/uzlaşılamaz anayasa hükümlerine 21 yeni madde daha eklenmiştir ki böylece referanduma gidilmeden yeni anayasanın TBMM’den geçirilmesi imkânı tamamen ortadan kalkmıştır.

 

Toplam 29 anayasa hükmünün değiştirilmesi girişiminde meclis içinde de dışında da toplumsal ve siyasal bir mutabakat sağlanması bana göre imkânsız gibidir. (***)

 

Hiç şüphesizdir ki Tayyip Bey de Türk Milliyetçisi olan siyasi ve toplumsal kesimlerle böyle bir mutabakatın sağlanamayacağını çok iyi bilmektedir.

 

Bu sebepledir ki olamayacağını bile bile TBM. Meclisi Anayasa Uzlaşma Komisyonuna çalışmalarını tamamlaması için dört aylık süre tanıyarak sınırlama getirmiştir.

 

Başbakan, 2013 Mayıs sonu geldiğinde yandaş medya ile birlikte “Bunlar anayasa yapamaz/yapmaz. İşte gördünüz, artık beklememizin bir anlamı kalmadı” diyecek ve Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonunu ‘MAUK’ fiilen dağıtacaktır.

 

Ve hiç şüpheniz olmasın ki o gün Tayyip Bey kendi anayasasını masaya koyacak, her konuda yaptığı gibi “İşte yeni anayasanız” diye TBMM’ye getirecek ve referandumu da göze alarak kabulü için dayatacaktır.

Ben AKP’nin TBMM’de 367 oy bulup referanduma gidilmeden yeni anayasayı kabul ettirebilmesini mümkün görmüyorum.

 

Şüphesiz ki iktidar da meclisteki oy sayısının yetersizliğini bilmekte, buna rağmen hiçbir uyarıyı dikkate almayarak risk alıp yeni anayasayı TBMM’den geçirmeye hazırlanmaktadır.

 

Sonuç olarak diyebilirim ki; Yıllardır süren bütün uyarılarımıza, felaketi önleme çabalarımıza rağmen “Küresel gücün okyanus ötesindekilerle senaryosunu yazdığı kirli oyun” sahnede kapalı gişe oynamaya/oynatılmaya devam etmektedir.

 

Bundan cesaret alan Başbakan da referandum dâhil her şeyi göze alıp kafasındaki/gönlündeki “Türksüz anayasa ile başkanlık/hükümranlık” rüyası görmektedir.

 

Öyle ya AKP Genel Başkan yardımcısı S. Soylu “Tayyip Beyin Türkiye’nin ebediyen/sonsuza kadar başkanı” olduğunu peşinen ilan etti.

 

Demokrasi havarisi TV güllerinden/köşe yazarlarından ve milletten herhangi bir ciddi tepki de gelmedi.

 

Başbakan da bundan cesaret alarak bir an önce “Başkan Tayyip” olmak istemekte ve muhtemelen yerel seçim ile anayasa referandumu için 30 Mart 2014’de önümüze iki sandık koymayı planlamaktadır.

Dilerim ki Başbakan bu niyetinden bir an önce vazgeçer ve ülkeyi giderilemez bir kargaşaya ve durdurulamaz bir kardeş kavgasına sürüklemez.

 

Zira Türk Milliyetçilerine/Türk Ülkücülerine rağmen “Türksüz bir anayasa yapmak” ve buna vurgu yapan anayasa hükümlerini değiştirmek, ileri demokrasi adı altında diktatörlük kurmaya kalkışmak, Allah korusun milletimiz için mutlak bir felakete yol açacaktır/açar.

 

Bu sebeple ufukta görünen bu tehlikeyi önlemek, milli varlığımızı ve birliğimizi korumak gayesiyle Türk Milliyetçilerini/Ülkücülerini “milli mücadele” için daha önce de yaptığım gibi MHP çatısı altında koşulsuz göreve/hizmete çağırıyorum.

 

Türk Milliyetçileri!

Artık Tayyip Bey’in kafasındaki anayasasından başka hiçbir görüşü/teklifi ve öneriyi dikkate almadığı ve bundan sonra da almayacağı anlaşılmıştır.

 

O halde yıllardır özenle hazırlanıp sahneye konan “Yeni Anayasa ile büyük/lider devlet olacağız” söyleminin arkasına saklanmış küresel ihanet projesine/oyununa karşı gönül birliği, söz ve eylem birliği yapmalıyız.

 

Haklı/haksız, doğru/yanlış hiçbir gerekçe bizi, MHP çatısı altında tek yürek, tek yumruk olmaktan alıkoymamalı, milli birliğimize engel olamamalıdır.

 

Türk Milleti bu oyunu bozar/bozmalıdır da.

 

Bunun içindir ki MHP 10. Büyük Kurultayında “Türk Milleti sensiz asla” dedik/diyoruz.

 

Ey Türkçüler/Türk Ülkücüleri çağrım sizedir;

 

Milli varlığımızı/egemenlik haklarınızı korumak ve sürdürmek, “Türk’ün sesini, Türkçe olarak” bütün cihana duyurmak amacıyla “demokratik direnişinizi” gösterin.

 

“Türk Barışı” için çıkın sahneye “Ne Mutlu Türk’üm diyene ve olana!” diyerek bu oyun bozun!”

 

 

Tanrı Türk’ü korusun, yaşatsın ve yüceltsin!

 

 

         ————————————————

 

(*)

 

http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazari213-_GULTEKIN_OZTURK.html

 

(**)

 

Anayasanın vatandaşlığı düzenleyen 66.maddesinde yer alan “Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’tür” ifadesi 3.01.2001 tarih ve 4709/23 md. ile kaldırılmıştır.

 

Buna rağmen bu ifade halen varmış gibi gösterilerek 66. maddenin değiştirilmesi veya tamamen kaldırılması önerilmekte, bu ifade ırkçılık yapılıyor diye Türk adının anayasadan çıkartılmasına dayanak yapılmak istenmektedir.

 

(***)

 

Değiştirilmesini çok zor gördüğüm 29 hükmün anayasadaki madde numaraları şunlardır;

“1-2-3-4-5-8-24-42-66 ve 14-19-20-21-22-88-91-101-102-104-105-109-110-111-112-113-123-127-130-159.”

 

Değiştirilmesi söz konusu anayasa maddeleri ve anayasanın tamamı için http://www.anayasa.gen.tr/1982ay.htm

Adresinden 1982 Anayasasına bakabilirsiniz.

 

 

Gültekin ÖZTÜRK
Gültekin ÖZTÜRKgzsiva@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments