EBED-MÜDDET MİLLİ CUMHURİYET

Bu haber 28 Ekim 2013 - 0:32 'de eklendi ve 3.087 kez görüntülendi.

 

ulkucu kadro gultekin ozturk

Gültekin ÖZTÜRK

1000 küsur yıl sonra büyük fedekârlıklar yaparak kurduğumuz “Milli devletimizin” yönetim şekli olan “Cumhuriyetin” ilanının 90. yılını buruk bir şekilde de olsa onurla kutlamaktayız.

 

Milli devletimizin ve cumhuriyetimizin inşasına ve gelişimine hizmet eden başta Atatürk olmak üzere bütün şehitlerimizi/kahramanlarımızı rahmetle, şükranla, saygıyla yâd ediyor, yaşayan gazilerimize Allah’tan sağlıklı/huzurlu/rahat bir ömür diliyorum.

 

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı vesilesi ile cumhuriyet hakkında yazılmadık/söylenmedik pek bir şey kalmadığını düşündüğüm için bu bayram yazımda bilinenleri tekrarlamak yerine farklı bir hususa değinmek istedim.

 

Bu sebeple yazıma “1000 yıl aradan sonra” yeniden inşa etiğimiz “Milli Devlet ve Milli Cumhuriyetimizin” kuruluşunu kutlayarak başladım.

 

“1000 yıl aradan sonra” dedim çünkü; Türklerin son milli devletleri 11. yüzyılda anayurtta yaşadı ve orada kaldı. 11.yüzyıldan sonra anayurt dışında kurduğumuz devletler çok uluslu imparatorluklardır ve bu üniversal siyasi yapılarının gereklerine uygun şekilde de teşkilatlanmışlardır.

 

Bu sözlerimden “Milletimizin anayurt dışında kurdukları devletler Türk Devleti değildir” anlamı çıkarılmamalıdır.

 

Söylediğim/söylemek istediğim şey; anayurt dışındaki coğrafyalarda kurulan Türk devletlerinin “Millilik” vasfını yitirmiş olduğudur.

 

Halk çoğunluğunun Türk olmadığı coğrafi alanlarda kurulan Türk devletleri sadece “Türk Milletin devleti değil yönetimindeki bütün halkların devleti olmak istemiştir” ve de olmuştur.

 

Bu Türk devletleri herkesin devleti olmak için hem “Milli Devlet” olma özelliğini hem de Türklere has “milli demokrasi ve laik devlet ” niteliklerini terk etmiştir.

 

İncelediğim kaynaklar ve Orta Asya Türk Tarihi ile ilgili yapılan araştırmalar, anayurtta iken Türk topluluklarında kapalı sınıfların ”kast” görülmediğini, toprak köleliğinin olmadığını, doğuştan kazanılmış imtiyazlı bireylerin egemen olduğu toplumsal yapıya rastlanmadığını belirtmektedir.

 

Türkler anayurtlarında yasalar dairesinde hür ve egemen yaşamış, komşularında görülen “eşitsizliğin hâkim olduğu feodal düzene” hiçbir şekilde itibar etmemişlerdir.

 

Anayurttaki Türk devletlerinde hiçbir yönetici sınırsız yetkiye sahip olmamıştır. Bütün yöneticilerin otoriteleri “Millet hakları ve Töre hukuku” ile sınırlandırılmıştır.

 

Yine bu devletlerde din ve din adamları büyük saygı ve koruma görmüş ancak hiçbir din adamı devlet işlerine karıştırılmamıştır.

 

Türk toplum ve devletlerinin bu niteliklerine bakarak diyebilirim ki;

  1. Türkler anayurttaki devlet ve toplum yaşantılarında “Türk milli iradesinin ve egemenlik anlayışının” hâkim olduğu “Milli Devlet” teşkilatına sahip olmuşlardır.
  2. Türkler anayurtta kendilerine has “Laik cumhuriyetlerinde” hiç kimsenin ayrıcalıklı olmadığı ve herkesin mutlak surette uymak zorunda olduğu “Milli Hukukun” çizdiği çerçeve içinde her bakımdan özgür bireyler olarak yaşamışlardır.

 

Ne var ki anayurttan göç eden atalarımız, geldikleri yeni yurtlarında, coğrafi ve yerel kültürlerin de etkisiyle bu milli devlet vasfını sürdürememişlerdir.

 

Anayurt dışındaki Türk devletlerinde devletin ömrünü kısaltıyor gerekçesiyle geleneksel “Milli/Laik/Demokratik ve Federal Türk monarşisi” anlayışından vazgeçilmiştir.

 

“Devlet-i Ebed-Müddet” yani ebediyen yaşayacak devlet olmak ve geniş coğrafyalarda birbirinden farklı özellikteki toplumlar üzerinde süresiz egemenlik kurabilmek için “Merkezi/Teokratik mutlak monarşi” denilen devlet yönetim modeline geçilmiştir.

 

Bu Türk devletlerinde, “Türk milli hukuku” ya esastan değiştirilmiş ya da tümüyle terk edilerek “Devlet, sınırsız hak ve yetkilere sahip olan kişiye ve mensubu olduğu hanedana aittir” anlayışına gerilemişlerdir.

 

Ne yazık ki “Millilik vasfını koruyarak ebedi devleti kurmaya çalışmak” yerine hatalı bir uygulama ile “İmparatorluk” olmaya çalışılmıştır.

 

“Milli devlet ve milli yönetim” anlayışlarından vazgeçmekle Türk milli varlığının yok olabileceği tehlikeli sulara yelken açıldığı maalesef görülememiştir.

 

Milli devlet anlayışını yok etmekle bir süre büyük devlet olunmuş ve anayurttaki Türk milli devletlerine göre devletin ömrü biraz daha uzatılmıştır ancak “Milli kimliğe yabancılaşmakla milletin ve milletin devletinin ölümüne” zemin hazırlanmıştır.

 

Köklerinden koparak ve kurucu unsura yabancılaşarak “Devlet-i Ebet-Müddetin” kurulamayacağı büyük kayıplar sonrası ancak yıkım arifesinde anlaşılabilmiştir.

 

Millet yaşıyorsa yıkılan devletinin yerine yenisini kurulabileceği bilinmektedir ve Türklerin devlet kurmaktaki mahareti dünyanın malumdur. Nitekim tarihe bakılırsa Türklerin 200’den fazla devlet yıkmış/kurmuş olduğu ve bugün de “bir millet, çok devlet” olarak yaşadıkları açıkça görülecektir.

 

Ancak millet yok olursa yeniden bir millet inşa etmek günümüz şartlarında neredeyse imkânsız gibidir. Türk Milleti, bu gerçeği asla unutmamalı ve buna göre hareket etmelidir.

 

Türk düşmanları, tarih boyunca her yöntemi ve silahı kullanarak “Milli varlığımıza son vermek ve Türk’ün adını sanını yeryüzünden silmek için” uzun/kısa vadeli planlar yapmış ve uygulamışlardır.

 

Bu planların sonuncusu 1920’de masaya konan “Sevr Projesidir” ve Mustafa Kemal önderliğinde “ya istiklal ya ölüm!” diyen Türk Milliyetçilerinin karşı koyması sebebiyle başarısız olmuştur.

 

M. Kemal Atatürk, Türk Milletinin muhteşem direnme gücünü “Ya istiklal ya ölüm!” sloganıyla harekete geçirmiş, dış ve iç düşmanları dize getirerek “1000 yıl aradan sonra yeniden milletin geleceğini yine milletin karar ve iradesi belirler” diyerek “Türkiye” adını alan “Milli Devletimizi” kurma başarısını göstermiştir.

 

Lozan’da da, Türk milletinin egemen ve bağımsız yaşayacağı yeni Türk devletini dünyaya kabul ettirerek 29 Ekim 1923’te de bu milli devletin yönetim şeklinin “Cumhuriyet” olduğunu ilan etmiştir.

 

Türk Milleti bir kez daha “Milli Gücünü” kanıtlamış, emperyalistlere ve yerli işbirlikçilerine rağmen Türkiye Cumhuriyeti adıyla “Milli Cumhuriyetimizi” yeniden inşa etme başarısını göstermiştir.

 

İşte kutladığımız bu milli bayram, Atatürk’ün milletimizle birlikte kurup bizlere emanet ettiği “Milli devletin” ve inşa ettiği “Türk cumhuriyetinin” kuruluşunun bayramıdır.

 

Evet, her 29 Ekim’de onurla kutladığımız bayram, Osmanlı Hanedanının inşa etmeyi başaramadığı her şeyi ile Türk Milletinin eseri olan “Devlet-i Ebed-Müddet Türk Cumhuriyetinin” ilanının bayramıdır.

 

Türkiye devletin kurucusu M. Kemal Atatürk, elbette “Devlet-i Ebed-Müddet” olan bir eser inşa ettiğinin bilincindedir ve bunu da “Benim nâciz vücûdum elbet bir gün toprak olacaktır fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” sözleriyle çok açık bir şekilde ifade etmiştir.

 

Emperyalistler ile onlara uşaklık eden Türk düşmanları, Kurtuluş Savaşımızı ve milletimizin muhteşem eseri olan bu “Milli Devletin“ varlığını bir türlü hazmedememişlerdir.

 

Bu Türk düşmanı şer odaklarının, günümüzde her zamankinden daha donanımlı olarak hem de bu kez yalnız devletimizi değil, Türk Milletini tamamen yok etmek için benzeri görülmemiş yıkım araçları ile milli değerlerimize kuvvetle saldırdıklarını ve plan hedeflerine doğru daha da mesafe almanın sevinci içinde olduklarını endişe içinde izlemekteyiz.

 

İç ve dış düşmanın milli varlığımızı yok etmek üzere elbirliği içinde çalışması yetmezmiş gibi “Memleket dâhilindeki iktidar sahiplerinin de gaflet, dalalet hatta ihanet içinde” bu suikasta iştirak ettiğini görmekteyiz.

 

Bu şer odaklarının yıkım planlarını/eylemlerini Türk Milliyetçisi pek çok kalem sahibi gibi ben de yazılarımda her yönüyle anlattım/anlatıyorum.

 

Artık milletimiz de daldığı derin uykudan uyanması ve bu ihaneti görmesi gerekmektedir. Milletimizin birliğine ve dirliğine kasteden yıkımcılara karşı önerdiğimiz tedbirleri, karşı önlemlerimizi dikkate almalıdır.

 

“Türk Milleti sensiz asla!” diyen sese kulak verip, “Milli/Laik Cumhuriyetimizi” canları pahasına korumaya çalışan Türk Milliyetçilerine/Türk Ülkücülerine destek vermelidir.****

 

Büyük Türk Milleti;

 

“Milli ve Laik Cumhuriyetimiz” kutlu, umurlu, onurlu, görkemli ve “Ebed-Müddet” olsun!

 

Ne Mutlu Türk’üm diyene!

 

 

 

(****)

http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazari213-_GULTEKIN_OZTURK.html

https://www.ulkucukadro.com/author/gozturk/

http://www.aydinlihaber.com/yazarlar.html

http://www.yozgatyenigun.com/yazarlar.html

 

 

 

 

 

 

 

Gültekin ÖZTÜRK
Gültekin ÖZTÜRKgzsiva@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments