GÖKTÜRKLER ÜZERİNE

Celil Altınbilek

BİR ZAMANLAR KIBRIS…

Atilla ÇİLİNGİR

KARARA UYULACAK

Bu haber 04 Temmuz 2014 - 23:35 'de eklendi ve kez görüntülendi.

ekmeleddin-ihsanoglu-nun-secim-afisleri_651048

Cumhurbaşkanının ilk kez doğrudan halk tarafından seçilecek olması ‘milli iradenin’ tam olarak devlete hâkim olması bakımından çok önemli bir devrim sayılıyor.

Tayyip Erdoğan’a göre; cumhurbaşkanını meclis yerine halkın seçmesi, doksan yıllık cumhuriyette ‘vesayet devrinin sonu’  milletin devlete sahip olmasının da başlangıcıdır.

Peki, bu iddia ne kadar doğrudur?

Askerler, cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren hep ön planda olmuşlardır. İstisnalar olsa da genelde verdikleri kararlar uygulanmıştır. Komutanların kararları sorgulanamamış ve suç teşkil eden uygulamalarından dolayı yargılanamamışlardır.

Ordu, istemediklerini devlet yönetiminden darbe ile uzaklaştırmış ve ülke siyasetini kendi istekleri doğrultusunda yeniden şekillendirmiştir. İttihatçılardan miras olsa gerek demokrasimiz sürekli olarak ordunun tehdidi altında olmuştur.

Cumhuriyetimizin 11 cumhurbaşkanından altısı askerdir. Bütün bunları göstererek ‘Cumhuriyet bugüne kadar askeri vesayet altında oldu’ iddiasını her fırsatta kuvvetle dillendiren ‘Tayyip Bey ve tabileri’ haklı olabilirler.

Ancak asker kökenli olmayan 5 sivil cumhurbaşkanımız da olmuştur. Hem de bunların bazıları askerlerin şiddetle karşı çıkmasına rağmen milletin vekilleri tarafından TBMM tarafından seçilmiş ve süresi kadar da görev yapmıştır.

Demokrasilerde ‘asıl ve vekil’ hukuken aynı kabul edilir. Bu bakımdan milletin oyları ile seçilen milletvekillerinin de onların seçtiği cumhurbaşkanlarının da milli iradenin ta kendisi olduğu şüphesidir.

Bu sebeple cumhuriyetin külliyen askeri vesayet altında olduğu söylemi çok doğru değildir. Kaldı ki vesayete direnme görevi halkın oyları ile meclise gitmiş olan seçilmişlerin görevidir. Bugün bir kişiye karşı çıkamayanlar dün silahını ateşlemeye hazır beş generale direnmemeyi eleştiremez.

Bana göre ‘Askeri vesayet’ iddiasının doğruluk payı vardır ama bu artık geçmişte kalmıştır.

Bugün, milli iradeyi temsil etmesi gereken milletvekilleri parti liderlerini ve yönetimini temsil ettiler/ediyorlar. Yoksa 311 milletvekilinin aynı kişi üzerinde adeta bir kutsal üzerinde ittifak eder gibi birleşmesinin hiçbir mantıklı izahı yoktur.

Kanaatimce artık askeri vesayet değil her alanda ‘Siyasi lider vesayeti vardır’ demek daha doğrudur.

Geçmişte cumhurbaşkanları askeri vesayet altında iseler bugün seçilecek olan cumhurbaşkanının da siyasi parti liderlerinin vesayeti altında olduğunu kabul etmek gerekir.

Bu sebeplerle cumhurbaşkanını halkın seçmesi meselesinden ‘geçmişte milli irade gaspı vardı buna biz son verdik’ diyerek bir mağduriyet çıkartmak yanlıştır.

Vesayetlerin kaldırılması ve seçilmişlerin özgürleştirilmesi, cumhurbaşkanını halkın seçmesi ile değil ‘Seçim sisteminin ve Siyasi Partiler Kanununun’ değiştirilmesi ile ancak mümkün olabilir ve bunun içinde anayasanın değiştirilmesi şarttır.

Bugün demokrasimiz üzerindeki asıl tehlike kendisine kutsallık atfedilen bir kişinin, devletin tepeden ayağa her kademesini kontrolü altına almak girişimidir ki asıl vesayet budur.

Bana göre bugünkü meselemiz devlet erklerinin ’yasama/yürütme/yargı’  özellikle de ‘yürütme gücünün’ kullanılması konusunda seçilmiş Başbakan ile yine seçilmiş cumhurbaşkanı arasında çıkması kaçınılmaz olan devlet krizidir.

Anayasadan kaynaklanan cumhurbaşkanının çok geniş yetkilerini kullanması ve ‘yürütmenin başıyım’ demesi halinde parlamenter sisteme uymayan çarpık bir durumun doğması 28 Ağustos sonrası cumhuriyetimizin en önemli sorunu olacaktır.

İşte bugün karşı karşıya olduğumuz fiili durum budur ve bu problem eğer çözümlenemezse bir kaos kapımızdadır.

Millet olarak önümüzde iki seçenek vardır. Ya parlamenter sistemden yana olduğunu beyan eden cumhurbaşkanı adayına oy vereceğiz ya da hukuken ve anayasal olarak mümkün olmayan ancak her zaman ve her konuda ‘ben yaptım oldu/olur’ diyen cumhurbaşkanı adayı Tayyip Beye oy vereceğiz.

Başka bir deyişle ya normalleşmeden yana olacak ve Ekmelettin Beye oy vereceğiz. Ya da adeta sivil bir darbe ile devletin tepeden patlatılmasına yol açacak başkanlık veya yarı başkanlık sistemini uygulayacağını beyan eden Tayyip Beyi seçeceğiz.

Cumhurbaşkanlığı için üç aday bulunmaktadır;

  1. Huzuru, normalleşmeyi ve birliği temsil eden Ekmeleddin İhsanoğlu,
  2. Kutuplaştırıcı, çatışmacı, hayat tarzlarına müdahaleci, üçüncü dünyacı ve İhvancı görüşü temsil eden mezhepçi R. Tayyip Erdoğan
  3. Etnik temelde bölücü siyaseti temsil eden ve aslında AKP ile pazarlık için aday olan Selahattin Demirtaş

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki Selahattin Demirtaş’a oy vermek veya sandığa gitmemek ya da boykot etmek Tayyip Beyin seçilmesine hizmet etmekten başka bir işe yaramaz.

Bu durumda Türk milliyetçilerinin önünde iki seçenek kalmaktadır. Ya oylarımızı Ekmeleddin Beye verecek ve İhvancıların devleti tamamen ele geçirip dönüştürmesini önleyeceğiz ya da armudun sapı üzümün çöpü diyerek devleti ‘Müslüman Kardeşler/İhvan’ zihniyetinin Türkiye temsilcisine teslim edeceğiz.

Teşkilat disiplinine sahip siyasi topluluklarda karar verilip açıklanmadan her türlü görüş açıklanabilir ve tartışılabilinir. Ancak karar verilip açıklandıktan sonra bütün mensuplar bu karara uyar/uymalıdır.

Türk milliyetçileri için tek siyasi teşkilat MHP’dir ve o da karar verip ilan etmiştir. Bize düşen görev firesiz sandığa gitmek, gidilmesini sağlamak ve bu kararın başarısı için canla başla çalışarak Ekmeleddin Beyi cumhurbaşkanı seçtirmektir.

Aksi durumlar, eleştirel yaklaşımlar ve ithamlar ancak milli şuurdan, teşkilat disiplininden yoksun bencil topluluklarda görülen bir kaos halidir.

Türk milliyetçileri, İhvancılardan, PKK’lılardan daha yüksek düzeyde teşkilatçı ve daha üstün milli disipline sahip olduklarını kanıtlamalıdırlar.

Gün tartışma, kulp takma, eleştirme ve siyaseten hesaplaşma günü değil, gün Ekmeleddin İhsanoğlu etrafında kenetlenme günüdür.

Allah müstahakkımızı versin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gültekin ÖZTÜRKgzsiva@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.