ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,4808
EURO
10,0598
ALTIN
493,19
BIST
1.414
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sıcak
36°C
İstanbul
36°C
Sıcak
Cuma Sıcak
38°C
Cumartesi Gök Gürültülü
30°C
Pazar Gök Gürültülü
32°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
33°C
Volkan Yaşar BERBER (*) Tarihte papazların iç ve dış işlerimize karışmaları Haçlı Seferlerine kadar dayanır. Rusyanın İstanbul sefiri General Nikola İgnatyef, II. Mahmut devrinde Yunan isyanında Rusçarı I. Aleksandra yardım ettiği için astırılan Patrik Grigoryos’un  bir mektubundan bahsediyor. ”Türkleri maddeden ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler, çok sabırlı ve...
Safter Tanık  “Osmanlı; 17. Yüzyılda, düşünce-bilim alanında durgunluğa girdi, sistem-kurumlarını geliştiremedi, çağın değişim-gelişimine ayak uyduramadı.”.  “Osmanlı’da, Aristokrat sınıfı yoktur. Kapıkulu vardır. Bu; hem hanedanın, hem de Osmanlı Devleti’nin uzun ömürlü olmasını sağladı. Ancak; XVII. yüzyıldan itibaren, sağlıklı bir yaşamı olmadı.”.   Aristokratik Monarşiden Mutlak Monarşiye  Osmanlı; Fatih Kanunnamesine kadar, Büyük Selçuklu...
Fuat Yılmazer     Türklerde toprak namustur inancı hâkim bir inançtır. Son yıllarda ona uymayan davranışlar sergilense de bu inanç Türk insanının genlerinde olan ve hiç unutulmayacak bir imandır. Toprak vatandır, vatan İstiklal ve istikbalinizin özgürce haykırıldığı yerdir. Toprak vatandır, vatan namustur. Namus inancı, Türkün özünde sökülüp atılamayacak kadar yerleşiktir. Türkün...
Asena Kınacı Moral Caddede, sokakta, kahvehanede, iş yerinde, her yerde bildiğini de bilmediğini de, üzerine vazife olanı da olmayanı da sürekli, boş ve gereksiz konuşanlar için Türkçemizde bir cümle icat etmişiz. Herkes ve her şey hakkında bilerek- bilmeyerek, anlamlı-anlamsız konuşanlar için söylenen “Ağzı olan konuşuyor.” cümlesi  “halk felsefesi(!)”ne ait güzel...

Suriye: El-Arbü’l-Bâide

Suriye: El-Arbü’l-Bâide

Şüphesiz ki, bugünkü AKP iktidarının önceki Suriye politikası doğruydu. Kimseler de tenkit etmiyor,  millet bu politikaya yönelik çalışmaları sevinçle karşılıyordu. Gaziantep’te Bakanlar Kurulu düzeyinde yapılan çalışmalar sonunda, kısa zamanda bu hudut şehrimiz Ticaret Odası ile Halep Ticaret Odası müşterek toplantıları Adana ve Malatya’ya ulaşmış, muazzam bir ekonomik entegrasyon başlamıştır. Dolayısıyla her bakımdan bize ihtiyacı olan, komşumuz-din kardeşimiz- tarihi beraberliğimiz olan, her şeyden evvel yıllardan beri parçalı yaşayan hudut insanlarımızı da mutlu etmişti. Özellikle ticarette,  bütün engeller karşılıklı olarak kaldırılmış, iki ülke arasında pasaport yerine nüfus cüzdanı ile gidip-gelinir olmuştu. Aslında bu tablo, o biçimsiz “Arap Baharı” değil, tam anlamı ile “Türk Baharı” idi. Türkiye Başbakanı Halep’e maça gittiğinde adeta ülke sallanmıştı. Esasında kendilerine “el-Arbül-Âribe”, yani “asıl ve asil” Arap adını verip, Arap asaleti iddiasında bulunanlar, Suriye insanını “el-Arbü’l-Bâide”,  yani “Helak Olmuş Araplar – Sağlıksız Arap” diye nitelendirip “Arap” bile kabul etmiyorlardı. İşte asıl mesele budur: Türklüğü eskiden beri hazmedemeyen  “Kavm-i Necib”  Suriye insanına da, tıpkı Türkler gibi Suriyelileri de “Acem”, sonradan  ve istemeyerek Müslüman olanlar gözü ile görüyordu.
Peki, günümüzde bu asalet iddiasında bulunan Araplar kim? Şüphesiz ki Suriye konusunda bizimkileri ayartan Suudi Arabistan -Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri. Bunlarla birçok AKP’li zevat içe-içedir ve ekonomik münasebetleri vardır. Bu sebeple pek hikmetli hükumetimiz,  bunları izleyerek ve ABD’nin de arzu ettiği çizgide Suriye’deki olaylara müdahil olarak onlara üç ay gibi ömür bile biçtiler. Samandağı’ndan Mersin’e kadar kıyı şeridimizde, Suriye kadar olmasa bile,  önemli miktarda “Alevi” olduğunu görmemezlikten gelerek, kendilerinin uydurduğu “Nusayrilik” gibi bir hikâyeye inanarak Suriye’de mezhep diktatörlüğü olduğunu ilân ettiler. Hâlbuki İslâm tarihi boyunca bu deyim sadece Alevilik’te kültürel bir nostalji durumundaydı. Çünkü aralarında çok büyük ayrılık olmayan “Dürzilik” de böyleydi. Kökleri mutlak olarak “Fatımi Şiiliği”nde olmakla beraber, uzunca bir zaman “İsmaliliye” içinde mütalaa edilmişlerdir. Bu son isimler birer mezhep değil, dini kültür unsurlarıdır. Yani “Suriye Aleviliği” kahraman Müslümanlara ve bizim sahte “Sünniler”e itici geliyor da, İslam’ı yıkıcı ve tahrip edici siyasi bir ideoloji olan “Suudi Vahhabilik”i  neden şirin görünüyor? Demek ki bugünkü iktidarın İslâmi bilgilerinin de sağlam olması bir tarafa, tamamen yanlıştır.

Devlet politikalarında; şiire pek meraklı olan Başbakan’ımızın “Beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısı gibi, ”Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına” gibi sloganlara yer yoktur. Bu milletin âlimleri vardır, davet edip dünü öğrenin ki bugünü kavrayabilesiniz! 

Muhabbetle.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.