YOLLARDA

Kemal Çopuroğlu

Suriye: El-Arbü’l-Bâide

Bu haber 18 Ağustos 2014 - 5:09 'de eklendi ve 930 kez görüntülendi.

Şüphesiz ki, bugünkü AKP iktidarının önceki Suriye politikası doğruydu. Kimseler de tenkit etmiyor,  millet bu politikaya yönelik çalışmaları sevinçle karşılıyordu. Gaziantep’te Bakanlar Kurulu düzeyinde yapılan çalışmalar sonunda, kısa zamanda bu hudut şehrimiz Ticaret Odası ile Halep Ticaret Odası müşterek toplantıları Adana ve Malatya’ya ulaşmış, muazzam bir ekonomik entegrasyon başlamıştır. Dolayısıyla her bakımdan bize ihtiyacı olan, komşumuz-din kardeşimiz- tarihi beraberliğimiz olan, her şeyden evvel yıllardan beri parçalı yaşayan hudut insanlarımızı da mutlu etmişti. Özellikle ticarette,  bütün engeller karşılıklı olarak kaldırılmış, iki ülke arasında pasaport yerine nüfus cüzdanı ile gidip-gelinir olmuştu. Aslında bu tablo, o biçimsiz “Arap Baharı” değil, tam anlamı ile “Türk Baharı” idi. Türkiye Başbakanı Halep’e maça gittiğinde adeta ülke sallanmıştı. Esasında kendilerine “el-Arbül-Âribe”, yani “asıl ve asil” Arap adını verip, Arap asaleti iddiasında bulunanlar, Suriye insanını “el-Arbü’l-Bâide”,  yani “Helak Olmuş Araplar – Sağlıksız Arap” diye nitelendirip “Arap” bile kabul etmiyorlardı. İşte asıl mesele budur: Türklüğü eskiden beri hazmedemeyen  “Kavm-i Necib”  Suriye insanına da, tıpkı Türkler gibi Suriyelileri de “Acem”, sonradan  ve istemeyerek Müslüman olanlar gözü ile görüyordu.
Peki, günümüzde bu asalet iddiasında bulunan Araplar kim? Şüphesiz ki Suriye konusunda bizimkileri ayartan Suudi Arabistan -Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri. Bunlarla birçok AKP’li zevat içe-içedir ve ekonomik münasebetleri vardır. Bu sebeple pek hikmetli hükumetimiz,  bunları izleyerek ve ABD’nin de arzu ettiği çizgide Suriye’deki olaylara müdahil olarak onlara üç ay gibi ömür bile biçtiler. Samandağı’ndan Mersin’e kadar kıyı şeridimizde, Suriye kadar olmasa bile,  önemli miktarda “Alevi” olduğunu görmemezlikten gelerek, kendilerinin uydurduğu “Nusayrilik” gibi bir hikâyeye inanarak Suriye’de mezhep diktatörlüğü olduğunu ilân ettiler. Hâlbuki İslâm tarihi boyunca bu deyim sadece Alevilik’te kültürel bir nostalji durumundaydı. Çünkü aralarında çok büyük ayrılık olmayan “Dürzilik” de böyleydi. Kökleri mutlak olarak “Fatımi Şiiliği”nde olmakla beraber, uzunca bir zaman “İsmaliliye” içinde mütalaa edilmişlerdir. Bu son isimler birer mezhep değil, dini kültür unsurlarıdır. Yani “Suriye Aleviliği” kahraman Müslümanlara ve bizim sahte “Sünniler”e itici geliyor da, İslam’ı yıkıcı ve tahrip edici siyasi bir ideoloji olan “Suudi Vahhabilik”i  neden şirin görünüyor? Demek ki bugünkü iktidarın İslâmi bilgilerinin de sağlam olması bir tarafa, tamamen yanlıştır.

Devlet politikalarında; şiire pek meraklı olan Başbakan’ımızın “Beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısı gibi, ”Kapıldım Gidiyorum Bahtımın Rüzgârına” gibi sloganlara yer yoktur. Bu milletin âlimleri vardır, davet edip dünü öğrenin ki bugünü kavrayabilesiniz! 

Muhabbetle.

Ali Alparslan
Ali Alparslanalialparslan78@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.