YOLLARDA

Kemal Çopuroğlu

Hilâfet ve Türkler

Bu haber 06 Eylül 2014 - 17:23 'de eklendi ve 912 kez görüntülendi.

Hz. Peygamber”  ve “Hulâfai Raşid”in devrinden sonra,  “Hilafet  Müssesesi”nin günümüze kadar daima  ayrılıklar getirdiği bir gerçektir. Mezheplerin,  uygulama ve anlayış farklılıklarından ötürü teşekkül ettiği doğrudur. Buna bağlı olarak “İmamet Meselesi”, İslâm’da tefekkürü teşvik etmiş, bu sefer  “Tarikatlar” ortalığı sarmıştır. Hıristiyanlık ve belki de Musevilikte de aynı durum söz konusudur. Hatta istenildiği kadar “İslâm’da ruhban sınıfı yoktur” denilsin, bal gibi uygulamada daima olagelmiştir. Gerek Emevî ve gerekse Abbasi Halifelerinin oluşturduğu sınıfı “Rubanlar”a benzetmemek ve asalak olduklarını söylememek mümkün mü? Bunlar “Peygamber” soyundan gelmeyi, cemaatin sırtından geçinmek için araç olarak kullanmışlardır. Halifelik elden gidince “Tarikatlar” hortlamış, bu sefer toplumun sırtından geçinen insanlar bunlar olmuşlardır. Yani bütün bunlar “Rubanlık” değil de nedir? Hiçbir Halife veya ahfadı yahut da “ehli tarik” gösteremezsiniz ki “çoban” veya “çiftçi” olsun! Bunlar sürekli olarak ”Siyasete” bulamışlar ve bir gün olsun “Askerlik” de yapmamışlardır. Eğitimli oldukları da söylenemez; lâkin anadan doğma  “müderris” veya ”müfessir”dirler. Olağanüstü, hatta insanüstü kabiliyetlerle donanımlı olduklarına dair kanaat hâkimdir; kimseyi, özellikle eğitimli ve ilim sahibi insanları beğenmezler. Onun için kendini ”mehdi” sananlar hep bunlar arasından çıkmıştır. Bütün bunlar ayrıcalık değil de nedir?

Türkler, X. asırdan itibaren Selçuklularla İslâm’a müdahil olup da köhne Abbasi Halifeliğini çöküşten kurtardıkları zaman, gerçekten onlara çok önem verdiler. Ancak çok geçmeden kendileri Halifelere kız vermesine rağmen onlar Türkmenleri aşağıladılar ve onlara karşı aynı samimiyeti göstermeyerek Araplığın genetiğinde olan “Irkçılık” yolunu seçtiler. Selçuklu Oğuzlarına hep “Bozkırın Çobanı” gözü ile baktılar. Sultan Tuğrul, Halife’nin kızı ile evlenmek istediği zaman böyle bir sertleşme yaşandı ve sonunda mecburen razı olmak zorunda kaldılar. Çünkü kendilerinden Türkmen mülkü ve kanla alınmış olan Bağdat’ı terk etmeleri istenmişti. Diğer Selçuk Sultanları da, bu müesseseyi öyle oynak, mukallit, halkı sömüren insanlar gözü ile görmüşlerdir.

Selçuklulardan sonra Harezmşahlar devrinde de aynı anlayış ve gelenek devam ederek,  Muhammed ve Nasır sertleşmesinde zamanın kaynaklarından “Tarih-i Cihangüşa” yazarı  Cüveyni’ye göre, Abbasi Halifeliği ilga edilerek Türkistan Tirmiz’e kaldırılması düşünülmüş; fakat bu şeref  “Haşhaşiler”i tamamen yerle bir ederek  İslâm’a da en büyük hizmeti gerçekleştiren İlhan Hülâgü’ya nasip olmuş  ve Müslümanlar, bu asalaklardan kurtulmuşlardır. Fakat Türk Moğollarından sonra İslâmcı yanı ağır basan Emir Timur, bir Türk’ün şahsında Hilâfeti diriltmek isteyerek saltanat ile birleştirip Türkistan’ın göbeğinde ihya etmek düşüncesini realize için ömrü yetmemiştir. Eğer ölmeyip de Çin fethini tamamlamış olsaydı,  ilk Türk Halife unvanını taşımak Yavuz’a değil ona nasip olacaktı. İşte Türk ırkının Hilafet serüveni budur.

Sağlıcakla kalın.

Ali Alparslan
Ali Alparslanalialparslan78@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.