BAŞBUĞ’UM!

Asena Kınacı Moral

YAZMAK

Atilla ÇİLİNGİR

ÜÇ HASTALIKLI HÂLİMİZ – l

Bu haber 19 Ocak 2016 - 21:46 'de eklendi ve 598 kez görüntülendi.

 

Bana göre bugün için toplumumuzun en önemli sorunları şunlardır;

  • Hemen her konuda kutuplaşmak, gri alan varlığına asla izin vermemek,
  • Geçmişi çok kısa sürede unutmak,
  • Kraldan fazla kralcı olmak

İki ayrı yazı ile bu üç hastalığımız ve çareleri hakkındaki düşüncelerimi siz değerli okurlarımla paylaşacağım.

KUTUPLAŞMA

Son üç yazımı yazana kadar yani bir ay öncesine kadar bazılarına göre “Bahçeli yalakası, kurşun asker, genel merkezin adamı, biatçı vs….” gibi hakaret içeren itibarsızlaştırıcı sözlerle karşılaşır, yüzde yüz doğrularımız bile bu kişiler tarafından görmezden gelinirdi. Bugün ise aynı arkadaşlardan övgü sözleri duyuyor, bol alkış alıyorum. Ancak bu kez de dün “genel merkeze hakaret ettirmediğimiz, eleştirilerin edep ve adaba göre yapılmasını” istediğimiz yazılarımızdan dolayı bizi alkışlayanlardan ağza alınmayacak hakaret ve sövgü mesajları alıyorum.

Saygı duyduğum kendini muhalif diye niteleyen bazı arkadaşlar geçmişte genel merkez ve genel başkana karşı takındıkları tavrı doğru bulmayan tamamen vicdanımın sesine göre inanarak yazıp söylediklerimi sanki günah, zarar, kötü şeylermiş gibi niteleyip “..İşte böyle ol, böyle yaz. Gerçeği sen de gördün. Zararın neresinden dönersen kârdır..” gibi sözlerle adeta “af” çıktığını ima ederken, genel başkanın kurultay için getirilecek imzaları yok sayacağını ve başvuru yerinin mahkeme olduğu şeklindeki açıklaması üzerine yazdığımız “Olmadı Genel Başkanım” başlıklı yazımızdan dolayı dün bizi alkışlayan arkadaşlardan ise bugün “..Vay dönek, alçak..sen genel başkana nasıl olmadı dersin gibisinden” ağır hakaretler içeren ve “idamıma” hükmeden mesajlar almaktayım. Ne yapalım canları sağolsun….

Ne garip, ne hazın bir durum değil mi?

Ülkücünün “Şahsiyetçilik” ilkesi berhava olmuş ne gam varsa yoksa “ben”…..

Beni ve geçmişimi tanıyan, neyi niçin yaptığımı, söylediğimi çok iyi bilen arkadaşlarımız bile “Siz-Biz” diyerek sanki düşman kamplardaymışız gibi davranmaktadırlar. Dahası geçmişte Türklük Davasına büyük hizmetler etmiş şöhretli büyüklerimiz de “Acaba başka bir ihtimal var mı?”  “Bu arkadaşların da haklı olduğu yer olabilir mi?” “Bu arkadaşlar ne diyorlar bir dinlesek mi, ya da acaba birlikte hata yapmakta olmamız mümkün mü?” diye düşünmeden “ya bizdensin ya düşman” anlayışıyla hareket ettiklerini görüyorum.

Bu sebeple kutuplaşmanın Ülkücü hareketin büyük sorunu olduğunu ve bundan kurtulmadıkça da asla huzur bulamayacağımızı düşünüyorum.

Peki, bu hastalıktan kurtulma ihtimali var mı, nasıl?

Zor ama kararlı kadrolarla elbette mümkündür. Zira 70’li yıllarda da benzer bir durum yaşamıştık. Ancak teşkilatın “Kadife eldiven içindeki demir yumruğu” sayesinde içimizi kemiren “Bizans mirası bu ve benzeri fitneleri” ağır bedeller ödeyerek bünyemizden kovmuştuk.

Elbette her zor işin bir bedeli vardır. Ne yazık ki Ülkücü Hareket de o zor yıllarda kendisini içeriden çökertecek olan bu fitneden kurtulurken ağır bedeller ödemek zorunda kalmıştı. Dilerim bugün bünyemize tekrar musallat olan ve bizi mum gibi eriten bu beladan ağır bedeller ödemeden kısa zamanda bir kez daha kurtulmayı başarırız.

Yoksa… ”Yoksa”sını düşünmek bile istemiyorum…

Diğer iki hastalığımızı sonraki yazımda anlatacağım.

Esen kalınız…

Gültekin ÖZTÜRK
Gültekin ÖZTÜRKgzsiva@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments