ÖN YARGI

Zeliha Alkan

ÜÇ HASTALIKLI HÂLİMİZ – ll

Bu haber 23 Ocak 2016 - 19:13 'de eklendi ve 677 kez görüntülendi.

Teşkilat disiplini “sevgiden kaynaklanan otorite” ile sağlanmalıdır. Yoksa “Korkuya dayalı otorite” sorunu çözmek yerine başka ve daha tehlikeli sorunlar yaratır.

Gültekin ÖZTÜRK

Önceki yazımda siz değerli okurlarımla üç hastalıklı halimizden bahisle “Kutuplaşma hastalığımız ve çözümü” konusundaki düşüncelerimi paylaşmıştım. Bu yazımda ise diğer iki hastalığımıza ait görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

UNUTKANLIK

Ziya Paşanın dediği gibi “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” yani insan hafızası unutkanlık ile sakatlanmıştır.

Yaşadıklarımıza bakarsak “Paşa ne kadar doğru söz etmiş.”demekten kendimi alamıyorum. Evet, bana göre ikinci ağır hastalığımız Ziya Paşanın sözünü ettiği bu “Unutkanlık hastalığımızdır”

Bu hafıza sakatlığı yalnız Ülkücü Hareketin değil bütün toplumumuzun kronik hastalığıdır. Toplum her şeyi çok çabuk unutmaktır ve bu hastalığımız yeni de değildir.

Öyle ya 1290 yıl önce Bilge Kağan;

Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Acıksan tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla, her yere zayıflayarak ölerek yürüyordun.” Diye hiç Bengütaşa’a yazdırır mıydı?

Büyük Türk Hakanı bu hastalığımızı tespit etmiş ve unutmayalım diye de hatırlamamızı istediği geçmişimizi taşa yazdırıp daima görülsün diye Çin’e giden yol çatına diktirmiştir.

Bugün de bu unutkanlık halimiz dünden pek farklı değildir.

Mesela siyasi iktidarın PKK/Kandil ve siyasi kanadı HDP ile daha 10 ay önce yaşadıkları flörtü unuttuk.

Mesela AKP’nin “bir ay sonra Şam Camiinde Cuma namazı kılacağız” diye başlattığı ve dört yıl geçmesine rağmen bırakın Şam’a girmeyi sınırdaki Bayır-Bucak ve Türkmendağı’nı dahi koruyamayan hatalı iç/dış politikalarını da unuttuk.

Yine Öcalan’ın mektuplarının meydanlarda okutulmasını, dünyaya 480 TV kanalından “Barış mesajı” diye duyurmasına izin verilmesini unuttuk. Öcalan ile Dolmabahçe Sarayında varılan bölünmek anlamına gelen 10 maddelik mutabakat metni de, HDP ve AKP’li yöneticilerin, yöre halkının ve güvenlik mensuplarının silah deposu haline getirilen şehirlerimizi apaçık görmelerine/bilmelerine rağmen “silahlar gömülüyor, barış geldi” diye ilan eden yalanlarını da unuttuk.

Yalnız bunları değil bize ağır gelen pek çok şeyi de hızla unuttuk.

Mesela bugün milliyetçiliği kimseye kaptırmayan AKP hükümetinin “TC ve Türk Milleti” sözünü ırkçılık diye niteleyerek kamu kurumlarının isimlerinin başından, meydanlardaki tabelalardan kaldırmalarını unuttuk. AKP Genel başkanının Türk Milliyetçiliğini ayaklar altına almasını, Ülkücülerin “Fatiha” okumayı bile bilmeyen, kurda tapana kafatasçılar oldukları ithamlarını ve daha nice aşağılayıcı sözlerini de unuttuk.

Maalesef bütün bunlar ortada dururken kendini Türk Milliyetçisi olarak tanımlayan “Ülkücü” bildiklerimizin bugün AKP saflarında gerdan kırdığını görmekteyiz. Hatta bir ara Başbuğumuzun ikinci eşini AKP mevzilerinde MHP’yi yerden yere vururken, kıymetli oğlu Kutalmış’ı da AKP milletvekili olarak gördük.

Dahası MHP için “Babamın partisi” diyen ve Televizyon ekranlarından AKP ve yöneticilerine demediğini bırakmayan Cennet mekân Başbuğumuzun diğer oğlu Sayın MHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Tuğrul’u dün ağır sözlerle itham ettiği AKP Hükümetinde bugün başbakan yardımcısı olarak görüyoruz.

Bunlardan daha kötü ve acısını Sayın Bakanın Özel kalemine giderseniz görürsünüz. Hiç şaşırmayın orda “Tebrik ve talep kuyruğuna girmiş allı şanlı ülkücülerle (!)” karşılaşacaksınız. Dün “dönek, alçak, omurgasız” dediklerine bugün el pençe divan duranların bu durumları nasıl açıklanır bilemem. Ancak bunu “ne yapıyormuş bakalım dedik..” diyerek pişkince anlatmalarına bakarsak ağır ve kötü söz söylememek için en hafifinden “Beşer unutkanlık hastalığına” yakalanmışlar diyebiliriz. Hiç şüphesiz bunları da unutacağız.

Ne yazık ki yalnız onlar değil MHP’de yöneticilik yarışına girenler ve onlara taraftar olan bizler de dün yaşananları unuttuğumuz gibi bunları da unutacağız. Dün ve bugün çekilen acıların hep bu unutkanlığımız yüzünden yaşandığının farkına varmadığımız sürece de tekrar tekrar aynı üzüntüleri/ hayal kırıklıklarını/ eziklikleri ne yazık ki yaşayacağız.

“Tarih” i tekerrür diye tarif ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi?

Maalesef halen bu gerçeği göz ardı edip yaşadıklarımızı unutup birbirimizi parçalamakla meşgulüz.

Bizim için ne tuhaf, ne acı bir hal değil mi?

Peki, bu hastalıktan kurtulabilinir mi/kurtulabilir miyiz?

Evet, okuyarak, okuduklarımızdan çıkaracaklarımızla oluşturacağımız sentezleri yazarak bu hafıza hastalığını yenebiliriz.

Zira ben; 1969 Adana Büyük kongresini, bu kongre ile CKMP’nin MHP oluşunu da, “Rüzgârın oğlu” dediğimiz Muhittin Çolak ağabey öncülüğünde bir gurup ülkücü gençle Adana İl binasındaki CKMP tabelasının yerine MHP tabelasını asmamızı da, Dündar Taşer Ağabeyimizin rehberliğini de bugün gibi hatırlıyorum. 1973 MHP kurultayı sonrası yaşanan kavgaları, 12 Eylül yaşanan dramlar, çekilen acıları, Cennet mekân Başbuğumuz ile Muhsin Başkanın ayrılışını da bütün ayrıntıları ile hatırlıyorum. 1997 MHP kurultayında kürsünün yıkılışını da sonrasında 9 rakip genel başkan adayında 8’inin Devlet Bahçeli üzerinde ittifak ederek onu genel başkan yaptıklarını ve merkez yönetiminde görev aldıklarını da hatırlıyorum. MHP’nin koalisyon hükümetini kurarken görüşmelerin Koray Aydın tarafından yapıldığını da, koalisyon sonrası seçimlerde meclis dışında kalınmasını da hatırlıyorum. Ve ben 2003, 2006, 2009 2012 MHP Büyük Kurultaylarını da hakkında yazı yazacak kadar ayrıntılı olarak biliyorum.

Anlayacağınız unutkanlık hastalığını yenmiş biriyim. Hafıza bankamın bir bölümünü yaşayarak öğrendiysem de büyük bölümünü okuyarak edindin ve yine okuyarak muhafaza ettim. Bu hastalığa tutulanlar da aynısını yapabilir.

Bugün kendini Ülkücü/MHP’li olarak niteleyenlerin büyük çoğunluğunun okumadığını sadece duyumlarla sanki “Yaşamış, okumuş birinci elden kaynakmış gibi” hareket ettiğini çok iyi biliyorum ve bunu isteyene, istediği zaman da kanıtlarım.

Ben bu “hafıza zayıflığı hastalığının” ocaklarda okuma seferberliği ilan etmek ve kitabı/yazıyı okuyanın o konuda seminer vermesiyle büyük ölçüde tedavi edilebileceğine inanıyorum. Tıpkı geçmişte olduğu gibi….

KRALDAN FAZLA KRALCILIK

Bir diğer hastalığımız ise herkesimin bildiği ve şikâyetçi olduğu “Kraldan fazla kralcılık” yapanların Ülkücü Harekette yaptığı tahribattır. Aslında bu çığırtkanlar yaşasın dedikleri “kral adaylarına” da zarar vermektedirler. Bunun en bariz örneği 2012 MHP Büyük Kurultayında Sayın Koray Aydın’a seçimi kaybettirenlerdir. Bana göre en az 100-150 delege sırf bu çığırtkanlar yüzünden “bunlar gelecekse Bahçeli ve ekibi kalsın” diyerek oy vermedi. Bugün maalesef üzülerek görüyorum ki bunlar ve köşe yazıları ile eklemlenen yenileri yine iş başındalar. Yine sosyal medyada genel başkan seçiyor, yine köşelerinden rakip gördüklerine en aşağılık iftira ve ağza alınmayacak kötü sözlerle saldırıyor, kendilerine uyarıda bulunanları hemen düşman ilan ediyorlar. Ne yaptığını bilmeyen gafiller, şaşkınlar ve tabi ki aktroller ile MHP düşmanı çevreler de yakılan ateşe benzin döküyorlar.

Bunlar cahil oldukları için cesur da oluyorlar. Cesur cehaleti ile öyle saldırıyorlar ki sormayın…

Dilerim ki 2012’de olduğu gibi Koray Bey ve diğer MHP Genel Başkan adayları bu kişiliksizlere prim vermez.

Ben bu problemin çözümünü diğerlerine göre nispeten daha kolay gibi görüyorum. Bunları yok sayıyorum, yok ediyorum.

Teşkilatımız da, Ülkücü Hareket de benzeri bir durum uygulayabilir. Kadife eldiven içinde demir yumruk olunmazsa bu bozguncular her türlü melaneti harekete taşırlar.

Burada “Kadife eldiven içinde demir yumruk” sözü ile kastımız teşkilat disiplinidir. Ancak bu vurma kırma şeklinde algılanmamalıdır. Sağlanmasını istediğimiz adalete ve sevgiye dayanan teşkilat otoritesidir. Teşkilat disiplini “sevgiden kaynaklanan otorite” ile sağlanmalıdır. Yoksa “Korkuya dayalı otorite” sorunu çözmek yerine başka ve daha tehlikeli sorunlar yaratır biline…..

Sonuç olarak; Dilerim ki bu üç hastalıklı halden akıl ve Rabbimin de yardımı ile bir an önce kurtulur ve Ülkücü Hareketin menzile vardığını görürüz.

Esen kalınız…..

Gültekin ÖZTÜRK
Gültekin ÖZTÜRKgzsiva@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.