betexper
ÜlkücüMilliyetçiTürkçüTürkeşÜlkü Ocaklarıdövizakpchpmhp
DOLAR
8,7629
EURO
10,3054
ALTIN
493,74
BIST
1.401
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
24°C
Pazar Az Bulutlu
26°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
25°C
Salı Parçalı Bulutlu
22°C

OĞUZLAR’IN HALEBİ

OĞUZLAR’IN HALEBİ

        Ali ALPARSLAN

alialparslan78@gmail.com

 

Ve  Paşa’nın Peygamber Efendimize dönük son sözleri: “Ya Resullah vallahi ben gitmek ve ayrılmak istemiyorum, lâkin beni zorla götürüyorlar.”  İşte Türklük içinde herşey yok mu?

 

Antep veya eski adı ile Ayıntap, Suriye’nin Anadolu kapısı! Bu kapı olma görevi hem giriş hem de çıkış anlamındadır! Biz şarklı Oğuzlar    tarih boyunca  aynı bölgeden giriş çıkışlarla  daha aşağıları desteklemişizdir. Oğuz mütehassısı Faruk Sümer  Hoca  Çukurova  Oğuzları’nı Anadoluya  bağlarken   daima bu motife dikkat eder ki, Çukurova’nın diğer uçu bugün Mersin denilen İç-el   ve daha ötesi Taş-eli   yani Teke Türkmenleriİç-el   kuzeyi Karaman, Sivas ise Bozok  denilen yaylamız!  Buralar da  Hacı Bektaş’ın Çepni yurdu! Çukurova ile Halep arasında  Anadolu Maveraünnhr’i, Seyhan Ceyhan var,  Ayıntab’ın ötesi  Osmanlı’nın Yeni İl’i, daha ötesi KarakoyunluAkkoyunlu  ve Avşar  yurtları! Özellikle Musul! İşte Halep tam ortada  ve   Ortadoğu’nun Buhârâsı, Semerkandı; Bağdad ise Horasanı’dır. Kuzey ve Güney Azerbaycan  Kazak Cüzleri, geniş İran bozkırları mutlak olarak  Uygur  bozkırıdır! Siz böyle kopyalanmış bir vatan gördünüz veya düşündünüz mü?  Ve şimdi  Türkistan’ı görün  ve bakın ki  Anadolu gergef gibi örülmüş  bir Türkistan’dır! Anadolu’da kavim ve kabile adları ile  dağlar ve ovalar benzer telâffuzları ile  hem orada hem burada! Ahmed Yesevi’nin komşuları Sauranlar (Savran) hem Azerbaycan’da hem Suriye’de! Kapı komuşuları Karamanlılar işte  bütün Anadolu’da! Çepniler neden Yesevizade çünkü bu taşlar  Dede Korkud’dan yuvarlanarak gelmiş! Orta ve  Doğu Anadolu’da  kaç yer ve yayla adı varki “Horzum”dur; bu “Harzem” adının bozulmuş şeklidir ve bize o kahraman Mengüberdi’yi hatırlatır!  Suriye coğrafyasında  yer ve sahış adları  hep “Tiğin” ile başlar; bugün “Tekin” desek de  Dokuzoğuz yani Uygur ve Karluklardan  beri deam eden isimlerdir! Elbet Selçuklu’da da var var, Suriye’ye bu isimler  Tolunoğlu ve İhşit   Mısır’ından gelir! Bu yeni şekilleniş ve yeni millet ve milliyet oluşumudur!

 

Selçuklular’dan ikiyüz yıl evvel  Halep, Ferganalı Karluk    Tolunoğlu Ahmed’in elindeydi!  Abbasiler’in Sünnî Halifeliği’nin tam karşısında  Mısır Şii Fatimi Halifeliği ordusu da Türk değil miydi? Selâhiddin Eyyubî Haleb ve Dımaşk’da  Vali değiştirmedi hep Karluklar  ve ilk gelenlerden Kıpçaklar idareciler olarak yerlerinde  kaldılar! Selçuklu’nun Kırım’dan esir ticarei ile transfer ettiği Kıpçaklar  daha sonra  Sultan Baybarsı  ortaya çıkarmadı mı? Bunlar Suriye’ye Moğol  sokmadılar, kim kim demeyin  işte Kıpçaklar? Selâhiddin  şüphesiz ki  ne Arap ne da Türk değil, Ekrat’tandı; fakat  Avşar Zengi terbiyesi ve kültürü ile büyümüştü! Kürtlerler’den ordu kurdu da  nankörlüklerine dayanamadı ve  İbni Haldun’un ifadesine göre  “Eniyi leşker Türkman askeridir.” demedi mi?

 

Ah Suriye  vah Suriye! Oğuzlar Ayıntab’da Afrin kenarındanda toplandınız, Golan’a kadar  Asi kıyısına  hakim olmak için  kavlettiniz? Ne için? Hac yolunu korumak için? Arap o zaman çölde, Ekrad   Elburuz Dağları’nda idi! Yüz yıllarca Hicaz yolunun bekçiliğini işte bu  Oğuzlar yapmadı mı? Başta Anadolu, ortada Halep, ileride Hama ve Hums, uçta Golan ve  Lübnan!  Beyrut ne anlama geliyor, “Beyyurdu” demek? “Dürzi” el-Derezi adlı  Fatimî   el-Hakim’in veziri değil mi? Nusayr bin-Muhammed’in halifesi, fikir babası  Buhârâ’lı  Türk kimdi?  Bu düşünceler Suriye’de  derin ve geniş   Türk  düşüncesinin ürünleridir!  Anadolu’da Babailer’e banzetebilirsiniz! Elbette  bunlar birbirinden farklı, fakat araştırırsanız  bağlayıcı  elementler bulabilirsiniz! Şu “Batınılik” ve “Türk Batıniliği”    deyimlerine dikat edin! Ama bu konuda yol-yordam ve çizgi istiyorsanız on beş gün daha bekleyerek  Ali Bademci’nin  Şamanizm’den Kızılbaşlığa Şiiliğin  Türkmen Yüzünü adlı  hacimli kitabını  mutlaka  okuyun!

 

Suriye nereye gidiyor, Haleb buharlaşıyor mu? Herşey yerinde duruyor ve bizim adam olmamızı  bekliyor! Gücümüz yetmezse  önceden olduğu  gibi batınî elbisesi giyer  uçarız uçarız!  Türksüz  ne Halep ne Suriye olmaz! Esad’ı da dinlediniz!  Olmaz da olmaz! Çünkü Türk bu ülkede   hayal değil bir gerçek, efsane değil hakikat! Suriye’de Türklük mezheptir, tarikattır, dindir din!  Aklı ermeyenler mutlak öğrenir; aradığınız Tanrıyı da, Peygamberi de ancak  bu deyim, Türklük deyimi içinde bulursuınuz! Dilimizin sürçtüğü ve hep tekrar ettiğimiz  “Ne Arabın yüzü ne Şam’ın şekeri”  Hz.Muhammed’in mübarek nesli değil, bugünkü IŞİD  sürüsüdür!  Bunu Amerike bilmez, bizim bilmem kaç  âlim bozuntusu da bilmez, çünkü aklı ermez!

 

Bakınız Peygamberimizin  Gölgesin’de  Son Türk Hicaz Cephe Kumandımız Gnr. Fahrettin Paşa’nın  Ravzai Mutahhara’yı  hangi şartlar altında terkettiğini   emrindeki Subay  Feridun Kandemir  nasıl anlatır. (İknaa çabaları):

“Fahreddin Paşa, bu pek sevdiği silâh arkadaşarını Haremî Şerifin sütunlu ve örtülü kısmında Ravza-i Mutalıhara’da, ayakta, «Hayırola… Yine ne var?» der gibi gözlerinin içine bakarak, ayakta karşılıyor. En önde bulunan Albay Necip Bey, titremesini önleyemediği yeis dolu sesiyle, dünden beri olup bitenleri ve bilhassa karşıdakilerin, kendisi gidip (misafir) olmadıkça teslim şeraitnâmesinin öteki maddelerini katiyen tatbike razı olmadıkları hususunu ağır ağır, gittikçe yumuşayan bir ifade ile anlatıyor. Nihayet : «— Paşam ne kadar elîm olursa olsun, durumu kurtarmak için bu fedakârlığı kabul etmekten başka çare kalmadı» diye yalvarıyor. Bir adım gerisinde çepeçevre toplanmış olan arkadaşları da bu yalvarışa katılıyorlar :— Kader Paşam… Takdiri ilâhî… Vatan ve milletinize karşı vazifenizi, kimseye nasip olmayacak bir feragat ve kahramanlıkla yapmış olduğunuza Allahü Taalâ da şahittir. Diye dilleri döndüğü kadar Paşayı yumuşatıp kadere boyun eğmeğe sevk için ne mümkünse yapıyorlar. Fakat Paşa, hâlâ granitten, tunçtan bir heykel gibi dimdik ve sessiz… Sanki söylenenlerin hiç birisini duymuyor, üstüne dikilmiş yalvaran gözleri görmüyor. Dudakları acıbir gülümseme ile titremese, nefes aldığı bile his-sedilmeyecek. İşte o anda, demindenberi boyunları bükük, ellerini oğuşturarak diller döke döke yalvaranlar, önceden verilmiş bir kararın tatbiki zamanı gelip gelmediğini anlamak ister gibi birbirlerine bakışıp, bir hamlede Paşanın etrafını, sımsıkı sarıyor ve tıkanırcasına hıçkıra hıçkıra göz yaşlarını zaptedemi-yerek onu hep birden kucaklamağa teşebbüs edi-yorlar.Bu görünüş, Medine Müdafaasının, o meşhur hamaset destanının en acıklı, en haziıı sahnesidir. Fahreddin Paşa, artık ne yapabilirdi? Bir insan olarak, artık elinden ne gelebilirdi? O güne kadar kendisine içten gelen bu saygı ve itaatle bağlı olduklarını bildiği belli başlı karargâh erkâniyle, enyakını olan kumandanların bu toptan davranışlarıkarşısında, derin bir yeis içinde talihine boyun eğiyor. Daha sonraları bizzat bu satırların yazarına da söylediği gibi bu onun ömründe kabul ettiği ilk teslimiyettir. Fakat asü teslimiyet acısını, birkaç saat sonra, aylar ve aylarca kendilerini nefes aldırmaksızın kahrettiği düşmanlarının karşısına, taş çatlasa değiştirilemiyecek (esir) sıfatiyle çıkmak zorunda kaldığı zaman duyacaktır. Ancak şu da var ki, Fahreddin Paşayı sadece memleketinin uğradığı talihsizliğin bu akibete sürüklediğini ve böylece onu yenerek silâhını elinden almış olmadıklarını çok iyi bilen düşmanlar da, teslim şeraitnâmesinde kaydedildiği gibi bir esir değil, bir itibarlı misafir olarak karşılayıp, hakkında gerçekten de büyük saygı göstereceklerdir.”

 

Ve  Paşa’nın Peygamber Efendimize dönük son sözleri:  “Ya Resullah vallahi  ben gitmek ve ayrılmak istemiyorum, lâkin beni zorla götürüyorlar.”  İşte Türklük içinde herşey yok mu?

 

Muhabbetle

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

Porno Gratuit Porno Français Adulte XXX Brazzers Porn College Girls Film érotique Hard Porn Inceste Famille Porno Japonais Asiatique Jeunes Filles Porno Latin Brown Femmes Porn Mobile Porn Russe Porn Stars Porno Arabe Turc Porno caché Porno de qualité HD Porno Gratuit Porno Mature de Milf Porno Noir Regarder Porn Relations Lesbiennes Secrétaire de Bureau Porn Sexe en Groupe Sexe Gay Sexe Oral Vidéo Amateur Vidéo Anal