BAŞBUĞ’UM!

Asena Kınacı Moral

YAZMAK

Atilla ÇİLİNGİR

ADALET VE AKIL İLE…

Bu haber 17 Ekim 2016 - 15:32 'de eklendi ve 671 kez görüntülendi.

Gültekin ÖZTÜRK

Sultan 2. Abdulhamit’in akıl hastanesine attırdığı Said-i Nursi’nin yolu olan Nurculuk, O’nun ölümünden sonra hareket yöntemi konusunda anlaşamayan Nurculuk çeşitli guruplara ayrılarak bütünlüğünü kaybetmiştir. 1970 sonrası Fethullah Gülen liderliğindeki bir gurup şakirt diğer Nurcu guruplardan farklı olarak devlet bürokrasisine sızmak için okullara yönelmiş ve buralardaki zeki öğrencileri elde etmek için her yöntemi uygulamıştır. Büyük bir sabır ve dikkatle geleceğe yatırım yapan “Gülen Hareketi” sistematik olarak bürokrasiye sızarak devleti ele geçirmeye yönelen siyasi bir cemaat oluşturmuştur.
Kendilerini “ Allah rızası için çabalayan dervişlerin hizmet hareketi” olarak tanıtan Gülen şakirtleri daha çok eğitim öğretim alanında örgütlenmeye öncelik vermişlerdir. Bu yöndeki faaliyetleri sonucunda “Mülkiye, askeriye ve bilişim alanı olmak üzere her alanda eğitimli militan şakirt” yetiştirerek özellikle Adalet ve askeri kurumlara sızmayı başarmışlardır. Halka ulaşmada kullandıkları yöntem ise 16-17. Yüzyıllarda Katolik Kilisesinin yok olmamak için kullandığı yöntemin zamanımıza uyarlanmış şeklidir “Güler yüzlü, tatlı dilli, yardımsever, çelebi”.
Gülen Hareketi “Işık evlerinde eğittiği militan şakirtlerinin” son 20 yılda gösterdiği siyasi etkinlik sayesinde diğer Nurcu guruplara baskın çıkarak, bugün için Nurculuğun “Gülen Cemaatinden” ibaret olduğu algısını yaratmayı başarmıştır.
Gayeye ulaşmak için her şeyi yapabilen Gülen şakirtleri bir yandan toplumda zaten var olan sivil toplum örgütleri ve devlete başarılı bir şekilde sızarken öte yandan her alanda bunlara paralel örgütler kurmuş, kendi deyimleri ile toplumun “Kılcal damarlarına” girebilmişlerdir. Demokrasinin nimetlerinden alabildiğince faydalanan Gülen şakirtleri tam bir sivil toplum örgütü görünümüyle hareket ettikleri için toplumun her kesiminden destek bulamayı da başarabilmişlerdir.
Gülen Hareketi esasında İslam dünyasına emperyalistlerin soktuğu bir fitnedir.
“Fethullahçılar ya da Cemaat”diye adlandırılan bu Nurcu fraksiyon 1980 sonrası ABD güdümüne alınmış, Gülen’in ABD’ye gidişi ile de bu güdüm tam bir bağımlılığa dönüşmüştür.
Gülen Hareketi, ABD desteği ve rehberliğinde başta Türkiye olmak üzere bütün İslam Dünyasında eğitim, yazılı ve görsel basın ile ekonomik alan başta hemen her alanda sivil toplum kuruluşları oluşturarak “Eğitilmiş kadrolar” yetiştirme gayreti içine girmiştir.
Bu hareketi yöneten ABD’nin amacı “Kadro İhtilâlleri” yaparak İslam ülkelerinde iktidarları güdüme alıp “kullanışlı maşalarla” güdüm yönetimleri oluşturmaktır.
İşte bu darbeci yönü ile Gülen Hareketi artık bir dini gurup ya da cemaat değil tam anlamıyla bir terör örgütü haline gelmiştir. Bu emperyalistlerin aslında pek de yeni olmayan bir işgal yöntemidir. “Manda-Güdüm” yönetimi anlayışı I.Dünya Savaşı sonrasında ABD başkanı Wilson’un önerdiği “Yeni kurdurulacak devletlerin Milletler Cemiyetinin kurucu bir üyesi tarafından üstlenilecek bir yönetim şeklidir.”
Bugün öngörülen ise “ Hedef ülkeleri askeri, adli ya da ekonomik sivil darbe ile ele geçirerek devlet yönetimine gayrı resmi olarak el koymak şeklindedir ve sadece ABD tarafından uygulanmasıdır.”
Bu yöntem öyle tehlikelidir ki fedai şakirtlere yaptırılan darbeler başarılı olsa da olmasa da amacına ulaşmaktadır.
Örnek olarak Türkiye’ye uygulanmak istenen bu yöntemin ilki olan 15 Temmuz darbe girişimini gösterebiliriz.
Türkiye Cumhuriyeti Devletin ve toplumunun tamamını kapsayacak şekilde ağını örmüş zehirli örümcek 15 Temmuz’da harekete geçirilmiştir.
Şükürler olsun ki milletimizin, liderlerimizin ve demokrasi yanlısı bütün güçlerin kahramanca direnişi sayesinde hainler amaçlarına ulaşamadan püskürtülmüş ve ağı dağıtılan örümcek ölme noktasına getirilmiştir.
Bugün bu hain darbeyi önlemenin haklı gururu ile milletçe övünüyoruz/seviniyoruz.
Sevinmekte, gurur duymakta da haklıyız öyle değil mi? Öyle olmasına öyle de daha fazla abartmadan…
Diyeceksiniz ki “Ne demek bu, yani sevinmeyeli mi?”
Hayır, sevinelim de FETÖ’yu yok ederken biraz da geleceği düşünelim, artık biraz da gelecek için kaygı duymalı ve tedbir düşünmeye başlamalıyız diyorum. Zira bu tehlikeyi yok ederken uygulama hataları, pravakasyonlar veya özensizlikler sebebiyle başka bir tehlike yaratma ihtimali belirmiştir.
Devletimize ve milletimize kurulan bu emperyalist tuzak, tuzağın başarısızlığını da amaçları için kullanacak “B,C,D” planlamaları yapmış görünüyor. Dış güçlerin demokrasi, hukuk devleti ilkesi ve insan haklarına uymamızı isteyen çağrıları, ABD’nin Gülen’in iadesinde ayak sürümesi ve Suriye’de YPG/PKK’yı açıkça desteklemesi bu hain planlamanın yapıldığının kesin göstergeleridir.
İsterseniz durumu biraz açayım;
Öyle görünüyor ki hemen hemen tamamı devlet memuru statüsünde 180 bin “ByLock” diyelim ki 20 binde “Eagle” kullanıcısı yani yaklaşık 100 bin kişi FETÖ Mensubu diye tutuklandı/tutuklanacak. Zira bunlar eldeki kesin kanıtlara göre doğrudan veya dolaylı darbecidir.
Bu rakama 1100 kadar sivil toplum kuruluşu yöneticilerini, himmet verenleri, okul, yurt ve dershanelerdeki konumları nedeniyle tutuklanan veya işsiz kalanları da eklersek en iyimser tahminle bir 100 binde buradan eklenir etti mi 200 bin…. Bunların eşeleri, çocukları, yakınlarını da sayarsak FETÖ şemsiyesi altına milyon kişi girmiş demektir.
Evet, örümceği püskürtüp ağını parçaladık parçalamasına da bu milyon kişi ne olacak onu hesapladık mı?
Milyona yakın belki de aşkın FETÖ mensubu ile gelecekte birlikte nasıl yaşayacağımız sorusu uykularımı kaçırıyor doğrusu…
Başbakan “Mağdur edebiyatı yapılıyor” diye şikâyet ediyor. “Mağduruz” diye şikâyet ederler tabi ki… Zira gerçekten mağdur olan o kadar çok ki….Elbette “bunlara dokunmayalım, soruşturmayalım gözaltına almayalım” demiyorum.
Ancak “adli kontrol ne işe yarar” hamile kadını, hasta ve yaşlıları, tekerlekli sandalyesiyle bakıma muhtaç olan engellileri tutuklamanın anlamı var mı?
Bütün aileyi tutuklayarak veya açığa alarak ya da işyerlerine el koyup kapatıp işsiz bırakarak gelirsiz, maaşsız bu insanların ve çocuklarının nasıl geçineceğini bilen düşünen var mı?
İnsanları sefalete terk ederek bu ihanetle mücadele edilemez. Aksine henüz haklarında mahkeme kararı olmadığı için milyon üstü mağdur yaratırsınız o kadar….
Şimdi sorarım size bunlar gelecekte Türkiye Cumhuriyeti devletinden yana mı yoksa tıpkı bugün Kürtlerin yaptıkları gibi onları destekleyen ABD’den yana mı olurlar?
Bana göre bunların çoğu emperyalistlerin oyuncağı olur. İşte uykularımı kaçıran ve şimdi üzerinde düşünmemiz hislerimizle değil aklımızla ve adaletle çözüm üretmemiz gereken temel sorunumuz budur.
Bizim yapmamız gereken Türkiye Cumhuriyetine bir yandan “Kürt-İslam” öte yandan “Türk-İslam” vatan evlatlarından düşman yaratma planını yürürlüğe koyan o “üst aklın” oyununu bozmaktır.
Kinle, öfkeyle, aceleyle, kimi özel hesaplaşmalar için iftira atarak suçun kişiselliği ilkesini bir kenara bırakıp toptancı bir yaklaşımla davranarak bu ihanetle mücadelede başarılı olunamaz bu emperyalist oyun bozulamaz.
Peki, FETÖ ve diğer terör örgütleri ile mücadelede nasıl başarılı oluruz?
Adaletle ve normal akıl ile meşruiyet içinde hareket ederek.
Esen kalınız……

Gültekin ÖZTÜRK
Gültekin ÖZTÜRKgzsiva@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments