DOLAR
8,7540
EURO
10,3906
ALTIN
496,61
BIST
1.391
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
25°C
İstanbul
25°C
Gök Gürültülü
Pazartesi Gök Gürültülü
26°C
Salı Gök Gürültülü
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
27°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
28°C
ZİYA GÖKALP MÜZESİ Kenan EROĞLU Ünlü düşünürümüz Ziya Gökalp konusuna devam ediyorum.  Bu gün Ziya Gökalp’in büyük damadı  Ali Nüzhet Göksel’in  “ZİYAGÖKALP MÜZESİ” açılışı nedeniyle 1956 tarihinde  ulusal ölçekte yayın yapan  “VATAN” gazetesine yayınlanan açıklamasını yorumsuz olarak aktarmak istiyorum.          “ Dün (23 Mart 1956) Ziya Gökalp’ın doğumunun 80. yıldönümü idi. Bu vesile ile Diyarbakır’daki evi...
SECCEDEN SEHPAYA ELMA VE BIÇAK Asena Kınacı MORAL Ş. Adnan Şenel tarafından yazılan “Secdeden Sehpaya Elma ve Bıçak”*, “ismiyle müsemma” diyebileceğimiz bir roman: Yüreği imanlı alnı secdede bir gençliğin sehpalarda, işkencelerde, falakalarda, Filistin askılarında umutlarının ellerinden alınışını anlatmış ve adına da yakışmış. Ak alınlarıyla secdeden sehpaya gidenleri en güzel anlatan...
YUNUS EMRE’YLE HASBİHAL – 13 Ahmet URFALI      Yunus, şairden çok bir filozof ve ahlâkçı idi. Düşüncelerini tasavvufa dayanarak savunmaktadır. Onda tasavvuf kaos içindeki bir toplumda kozmoza varan bir yoldur.                                                   İ.Hakkı Baltacıoğlu 37. Aşk uluları söyledi aşktan kuruldu bu yurt Gönül kardeşliğinin ışığı alınlarda şavklandı Yıldızlardan sağılan sevgiyi çoğaltıp bengisuyla Kırbalar...
Bosnalı Bir Kahraman          İ S M E T  H O C A Ahmet  B.KARABACAK         Kısa bir süre önce Bosna Kasabı denen bir cani Avrupa mahkemesi tarafından ömür boyu hapse mahkûm edildi. Bu hüküm yüzlerce masum kişiyi  ne geri getirir, ne de acıları  yok eder. Binlerce Bosnalı kadının ve kızın tecavüze...

TÜRKİYE KENDİNE Mİ GELİYOR?

Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim,

Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.

Dünya denen mezellete dalsın her isteyen,

Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.

TÜRKİYE KENDİNE Mİ GELİYOR?
06.10.2016
0
A+
A-

Recep SAVRAN
SMS:5423111564

Soruyorlar, acaba Türkiye Doğu Bloku’na, yani Avrasya’ya mı koşuyor diye! Tayyip Bey “Dünya beşten büyük” diyorlar ama, aslında Almanya’yı saymıyor; yani 5,5 denmesi lâzım! Almanya sanırım ihracatta ABD’ye denk! Aslında Çin’in birçok ihracaatı ABD üzerinden gerçekleşiyor, hesaba katarsanız Almanya’nın gücünü anlarsınız! Fakat beşin dışında, çünkü savaştan yenik çıkmış; Japonya da öyle! Bütün bu hesapların birlikte yapılması gerekiyor; 1557’den beri biz Türkler Rusya’ya elimizi vermiş kolumuzu kurtaramamışızdır! Tarih olarak Çin’in de batılı olmasını engellemişiz! Acaba civciv çıkarabilir miyiz! İran’ı da unutmayın, Türkiye’de aydınlar ve bürokraside çok İrancı var! Cumhurbaşkanımızın yiğitliği hoş da bunları düşünmesi ve istişarelerle sağlam hesap yapması gerekmiyor mu?

TÜRKİYE KENDİNE Mİ GELİYOR?

15 Temmuz’dan sonra, ülkemiz dış siyaseti ve devlet katımızda bir şeyler oluyor! İç icraatı anlamak mümkün değil, “Feto…Feto… Feto!”; yani kabak tadı verdi! Anlaşılabilmiş değil, sanki tarikatçı gidiyor yerine başka tarikatçı geliyor! Devlet başkanı yoluna çakıl dökenler devletin yanında olanları sıkıştırmaya devam ediyor! Örnek mi istiyorsunuz: İstihbarat! Evet yıkıcı sol yıllardan beri bunlardan şikâyet ederdi; şimdi herşey sütliman; muhterem müsteşara tek kelime eden yok! Açıklama da yapıldı; köprü geçerken at değiştirilmezmiş! Başta Bahçeli hükümete çok büyük destek veriyor; ama “Türkeş sevmezler,” seven devlet personelini linç ediyor! Biz vatandaş kulları bir şey anlamıyoruz! Giden tarikatçıların yerine gelenler onlar gibi değilmiş, nasıl anlayacağız! Açık konuşalım giden “Nurcu” ile gelen gelen “Nurcu”yu nasıl ayıracağız! Devlet başkanı gibi herkesin bilgisi ve görgüsü bunları ayırmaya yetmiyor ki! “Nakşiler”e gün doğmuş, kaderde öyle olmak lâzımmış ama bu da kolay değil! Düşünceye kimsenin diyeceği yok; hattâ tarihi anlamı ile tasavvufa da! Yani şimdi bunlar tasavvufla mı iştigâl ediyor, siyasetle mi? Her siyasî-dinî hareketin “Feto”dan ne farkı var; bir anlatan olsa da anlayabilsek! Nakşiliğin çıkışı, Ubeydullah Ahrar zamanındaki yükselişi ve “Şark Müslümanlığı”nı ne hâle getirdiğini lütfen inceleyin! Bu adam ilk sistemli Türk milliyetçisi Uluğ Beğ’in katili değil mi; hem de onun oğluna öldürtmüş! Dolayısıyla Nakşiliğin göçüp geldiği coğrafya neredeyse İslâmı terketmiş! Doğu ve Batı Türkistan’da şu meşhûr “Hocalar” devrini iyi bir inceleyin; Taliban’dan ne kadar farklı! Hemen eski versiyonu olduğunu söylersiniz!

Aman, şimdi yine bir sürü kızan olacak; gelip gelip şu işlere bulaşmanın ne mânâsı var, diyecekler? Aman yayıncılar duymasın; hemen damgayı yersiniz:Irkçı.. Geç Recep geç, nasıl olsa adın “Irkçı”ya çıkmış; her ne kadar “Müslüman olduğun için İslâmcı, İslâmcı olduğun içinde Şeriatçıyım” diyorsan da yutmazlar, kardeşim; Turancı derler! Kimse inanmaz ki! Bir de “Türkçüyüm” diyorsun ki işte orada herşeyi berbat ediyorsun kardeşim! Bir de ülkücüsün ha! Ne işin var bunlarla; bunlar açlık, yokluk, fukaralık sebebleri değil mi? Korkarım ki bir daha içeri de girersin! Aman.. sabah sabah şu karanlık düşüncelere bak! Yaşın yetmiş işin bitmiş! Yine mi Atsız!

Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim,

Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.

Dünya denen mezellete dalsın her isteyen,

Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.

Esas meselemiz elbette bunlar değil, geç bunları karın doyurmaz, yüz güldürmez şeyler! Esas şu dış siyasete bakın! Gerçekten Türkiye kendine mi geliyor! Yaşadığımız zamanda devleti bilmem ama, Türkler milliyet olarak emperyal genler taşıyan geleneklerden geliyor! Tıpkı Ruslar ve İngilizler gibi! Bu duyguları batının sömürü düzeni olarak anlamayın; mânâsı değişik, büyük millet ve büyük devlet olmak demek! Milletlerarası mücadelenin de anlamı budur! Bizim fikir fukaraları ne yazık bu büyüklük duygusundan korkarlar da, hemen zaman ve zemine göre söylenmiş “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” sloganına sığınırlar! Elbette sulh güzel bir şey de, elimizdeki ekmeği de mi kaptıralım! İşte bu noktada Tayyip Bey’in “Dik durmak” düşüncelerine inanmak istiyor ve ne yalan söyleleyim “Kasımpaşalılığı’ndan hoşlanıyorum,” istediğiniz kadar küsün ve “Sende mi hoca”deyin! Allahın bildiğini kuldan mı saklayalım!

Elbette Türkler’in 1000 yıldan beri yüzü batıya dönük; geleneksel devletimiz bu ölçülere göre oluşmuştur! 200 yıldan beri Avrupalı olmaya çalışıyoruz; 64 yıldan beri de sırtımızı ABD’ye dayamış ve NATO’luyuz! Bugüne kadar Amerika ne diyorsa hemen altına yatıyorduk; bütün darbe ve müdahaleler de hep büyük patronla ilgiliydi! Elbette küresel devlet, karşısında tarihten gelen ve güçlü bir dünya milletine dayanan “Devlet” istemiyordu! İşte NATO’lu olduğumuzdan beri böylece sadece ABD değil Avrupa’nın da kapısında bekliyorduk! Öyle ki sürekli olarak iç işlerimize karışıyorlar ve ülke içindeki etnik ve dini yapıları tahrik ediyorlardı! Esasında her ülkede böyle meseleler vardı ama işin içine Osmanlı’nın devamı Türkiye girince işler birden karşıyordu! Bunun sebebi nedir biliyor musunuz, hep kendimizi küçük görmemiz! Yaşasın Tayyip Bey!

15 Temmuz başarılı olmadı; arkasında ABD olup olmadığı herkes tarafından tartışılıyor! Satınalınmış aydınların dışında geniş halk kitleleri Amerikan parmağından kesinlikle emin durumda! Amerika okyanus ötesinden gelip Irak’ı işgal ediyor, hükümeti deviriyor, bir milyon insan ölüyor; bunun adı işgal olmuyor da sen kovaladığın eşkıyanın arkasından bu ülkeye girince Türkiye işgalci güç oluyor! Suriye de aynıdır ve hiç farkı yoktur! Halbuki buralar Türkler’in elinden savaşla değil siyasetle alınmıştır! Ankara Antlaşmasında hüküm açık; Türkiye Irak hükümeti lehine Musul’dan çekiliyor ve buranın el değiştirmesi durumunda garantör oluyoruz! Yani Barzani’nin davetine bile gerek yoktur! Irak’da 20 yıldan beri Hükümet yok, ülke ABD’nin işgali altında! 2014’de de Afganistan’dan ABD’nin getirdiği el-Kaide militanları Musul’u ele geçirerek kısa zamanda da Suriye’ye hâkim oldu! Koalisyon denilen dünya gücü büyük miktarda soydaşımızın da bulunduğu Irak ve Suriye’den bu adamları kurtaramıyor veya kurtarmak istemiyor! Halbuki Türkiye bir haftada Suriye’de 20 km. ilerleyerek buraları temizledi! ABD memnun olması gerekirken kızgın; olası Musul operasyonuna Türkiye’yi yaklaştırmak bile istemiyor!

Soruyorlar, acaba Türkiye Doğu Bloku’na, yani Avrasya’ya mi koşuyor diye! Tayyip Bey “Dünya beşten büyük” diyorlar ama, aslında Almanya’yı saymıyor; yani 5,5 denmesi lâzım! Almanya sanırım ihracatta ABD’ye denk! Aslında Çin’in birçok ihracaatı ABD üzerinden gerçekleşiyor, hesaba katarsanız Almanya’nın gücünü anlarsınız! Fakat beşin dışında, çünkü savaştan yenik çıkmış; Japonya da öyle! Bütün bu hesapların birlikte yapılması gerekiyor; 1557’den beri biz Türkler Rusya’ya elimizi vermiş kolumuzu kurtaramamışızdır! Tarih olarak Çin’in de batılı olmasını engellemişiz! Acaba civciv çıkarabilir miyiz! İran’ı da unutmayın, Türkiye’de aydınlar ve bürokraside çok İrancı var! Cumhurbaşkanımızın yiğitliği hoş da bunları düşünmesi ve istişarelerle sağlam hesap yapması gerekmiyor mu?

Esen kalın.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.