BAŞBUĞ’UM!

Asena Kınacı Moral

YAZMAK

Atilla ÇİLİNGİR

BAŞKANLIĞA HEM EVET HEM HAYIR….

Bu haber 12 Kasım 2016 - 21:19 'de eklendi ve 735 kez görüntülendi.

Gültekin ÖZTÜRK

 

Başkanlığa “Hayır” ya da “Evet” kampanyaları büyük bir öfkeyle yürütülüyor. Ben başkanlık sistemi yandaşlarının da karşıtlarının da bu katı davranışlarının sebebinin ülkemizin uzunca bir zamandan beri içine sokulduğu kutuplaşma anlayışından kaynaklandığını düşünüyorum.

Başkanlık sistemine “Evet” diyenlerin de “Hayır” diyenlerin de “Neden hayır?” veya “Neden evet” dediklerini bildiklerini de düşünmüyorum. Taraf oldukları ne diyorsa onlarda hiç düşünmeden, sorgulamadan ait oldukları kutbun safında ateşli bir “Evetçi” veya “Hayırcı” oluyorlar.

Ben bu davranışı hem çok anlamsız hem de çok mantıksız buluyorum. Bana göre başkanlık sistemine “Evet ya da Hayır” diyenler sistemden daha çok “Başkan olacağı düşünülen kişiye” hayır ya da evet diyorlar. Bu son derece yanlış bir tutumdur.

Bana göre “Başkanlık Sistemi” ülkemizin geleceği ve devletimiz iyi yönetilebilinmesi için uygun bir sistem de olabilir, diktatörlük doğuracak çok kötü bir rejim de doğurabilir. Bu sonuç tamamen getirilecek başkanlık sisteminin nasıl bir sistem olduğu ve hangi yöntemle getirileceği ile alakalıdır.

Bunları açıklamadan önce eğer gelecekse/getirilecekse ben, “Demokratik, özgürlükçü ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir başkanlığın” yanında, “Demokratik Diktatörlük” şeklinde işleyecek bir başkanlık sisteminin de şiddetle karşısında yer aldığımı söylemek istiyorum.

Bu iki başkanlık sistemine dair düşüncelerimi ifade etmeden önce “Eğer geçilmesi/geçilebilinmesi halinde” başkan adaylarının seçim kampanyaları ile ilgili bir husustaki çekincemi belirtmeliyim;

Yapılacak başkanlık seçimlerinin eşit koşullarda yapılmadığı yani başkan adaylarının devlet ve hükümet yetkilerini herhangi bir biçimde kendi kampanyalarında kullandığı bir başkan adaylığı kabul edilemez. Bu uygulama daha başında antidemokratik olup hile ile seçilmeye çalışıldığı için asla kabul edemeyeceğim bir seçim yöntemi olacaktır.  Seçimlerin bütün adaylar için eşit şartlarda yapılması, kampanya giderlerinin şeffaf ve denetime açık olması şarttır. Bu denetimin “her adayın temsilcisinin ve yüksek yargı organı başkanlarının oluşturacağı bir denetim organı eliyle” yapılması aksi davranışlarda “adaylık iptali” yapılması adil bir kampanyanın asgari şartlarıdır.

 

Bu açıklamamdan sonra “Demokratik Diktatörlük” olarak adlandırdığım başkanlığa neden diktatörlük dediğimi ve başkanı diktatörlüğe götüren yetkileri açıklayayım;

  • Başkanın, kanun kuvvetinde kararname yetkisi olması.
  • Başkanın, meclisin yasama yetkisini yok sayabilmesi. Yani yasaları veto edip vetolu yasaların geçerli olması için ancak meclisin 2/3 çoğunluğu ile tekrar kabul edilmesi.
  • Başkanın bir siyasi mensubiyetinin olabilmesi ancak aday olduğu andan itibaren partilerin yönetim ve denetim organlarından çekilmemesi mensubiyetini fiilen veya resmen devam ettirmesi.
  • Başkanın görevleri ve bütün yaşantısı boyunca sorumsuz olması, yargılanamaz olması
  • Başkanlık kararlarının yargı denetimine kısmen veya tamamen kapalı olması, yargı kararlarına uymayabilmesi
  • Başkanın atama ve görevden alma yetkisini sınırsız kullanması ve bu kararların yargı ve meclis denetimine kapalı olması
  • Yasama ve yargı yetkilerinin yürütmenin kontrolünde olması. Başka bir deyişle başkanın bu üç kuvveti de yasayla veya yapacağı atamalarla ya da milletvekili seçim sistemi ile kendi elinde toplaması. “Mesela yüksek yargı organları ve yüksek öğretim kurullarının 2/3’ünün başkan tarafından atanması. Milletvekili seçimlerinin başkan seçimleri ile birlikte yapılması gibi…”
  • Aynı kişinin 2 dönemden daha fazla başkan seçilebilmesi..

Bu durumda uygulamaya girecek sistem tıpkı Rusya’da, Çin’de, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da, Özbekistan’da, Azerbaycan’da olduğu gibi “Demokratik Diktatörlük” olacaktır. İşte ben bu başkanlığın şiddetle karşısındayım.

Peki, hangi başkanlık biçiminin yanında olabilirim?

İşte kabul edebileceğim ve ülkem için faydalı olacağına inandığım başkanlık;

  • Kısaca “denge ve denetimin” özenle kurulduğu yasama, yürütme ve yargı erklerinin uyumlu bir şekilde birbirinden ayrı işletildiği,
  • Başkanın meclis onayı olmayan/olmayacak olan KHK çıkaramadığı,
  • Başkanlığın her türlü iş ve işlemlerinin yargı ve meclis denetimine tabi olduğu,
  • Başkanın bütün yaşamı boyunca hukuk denetimine tabi olması ve işlediği/işleyeceği yasal ve anayasal suçlarından dolayı yargılanabildiği,
  • Başkanın kullanacağı atama yetkisi çerçevesinde yüksek yargıyı, üniversiteleri ve meclisi kontrol edemeyeceği sınırlamaların bulunduğu bir başkanlık sistemi…

İşte ben ayrıntıları ayrıca düzenlenebilecek ancak esasları bu olan bir başkanın ve başkanlığın ülkemiz ve devletimiz yararına olacağı düşünüyorum.

Ben bu sistemi “Demokratik, laik, hukukun üstünlüğüne dayanan özgürlükçü başkanlık” diye adlandırıyorum.

Ve bana sorulması halinde de bu sistemde “kimin seçileceğinin önemsiz olduğunu düşünerek” gönülden “Evet” diyorum.

Dilerim başkanlığa karşı çıkanlar bugüne kadar olduğu gibi bugün de “rakibin ak dediğine kara” deme alışkanlığından vazgeçer de başkanlığa neden karşı olduklarını sadece Tayip Erdoğan karşıtlığı ile değil de “hayır” koşullarını esaslı bir şekilde açıklar ve ülkemizin geleceği için getireceği zararları da göstererek bir karşı duruş gösterirler.

Cenab-ı Allah, akıl ve mantık ölçüleriyle düşünüp davranma, akıl ve adalet ile yönetilmek nasip etsin.
Esen kalın…..

 

 

Gültekin ÖZTÜRK
Gültekin ÖZTÜRKgzsiva@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments