DOLAR
8,4782
EURO
10,2862
ALTIN
507,75
BIST
1.454
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
22°C
İstanbul
22°C
Gök Gürültülü
Çarşamba Gök Gürültülü
24°C
Perşembe Gök Gürültülü
24°C
Cuma Gök Gürültülü
24°C
Cumartesi Gök Gürültülü
25°C
Bir meselden çıkan ibret! Harun KILIÇ Adamın biri gitmiş Nasreddin Hoca’ya “Yahu hocam bizim ev pek dar, sığamıyoruz bir türlü, ama büyük eve de paramız yetmiyor, ne yapayım?” diye sormuş. Hoca bu abuk soru karşısında ne desin, kafasını karıştırmış biraz, düşünür gibi yapmış sonra da “Senin tavukların vardı değil mi?”...
Yumurta tavuk, tavuk yumurta hikâyesi Fuat YILMAZER Yaptıklarının farkındalar mı bilemem ama ülkemiz çok sıkıntılı döneme giriyor. İktidar bloğu da, muhalefet bloğu da sevgisizlik, ayrışma, kutuplaştırma politikalarını bilerek isteyerek sürdürüyor. Halk ekonomik anlamda perişan, sosyal ve siyasal anlamda hoşnutsuz, iktidar buna çözüm yolu üretmek, çare bulmak için çalışmak yerine futboldaki...
NATO ZİRVESİNE DOĞRU Efendi BARUTÇU ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR  Bugün Brüksel’de yapılan NATO zirvesinde gözler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la ABD Başkanı Con Baydın arasındaki görüşmeye çevrilmiş durumda. Bu zirve ABD açısından yirminci yüzyılın yeniden tanzimi anlamını taşımaktadır. Bir önceki ABD başkanı Tıramp’ın Afganistan’daki Irak’taki ve dünyanın diğer muhtelif bölgelerindeki askeri varlığını...
OSMANLI’NIN LAİKLİĞE BAKIŞI Volkan Yaşar BERBER             Osmanlı son dönemlerinde yeni çağa ayak uydurabilme babında bir takım önergelerde bulunmaktan geri kalmamıştır. 1872’de Eyvah draması birden fazla evliliğe karşı, 1875 yılında Açık Baş isimli komedisi halkı dini alet ederek sömürenlere karşı sunulmuş olup destekte görmüştür. Avrupa’dan alınan her şeyin red edilmeyip bilakis...

SONER YALÇIN İLE HASBİHÂL

SONER YALÇIN İLE HASBİHÂL
03.09.2017
0
A+
A-

Ali BADEMCİ

           alibademci@gmail.com

 

Sevgili Soner   yazıyı uzatarak sıkıcı olmak istemiyorum; lâkin Türkiye’de  Atatürkçüler’in birbirine  çok ihtiyacı olacağı günlere doğru sür’atle gidiyoruz! Kötü bir ateş yaktınız, Kasım Gülek de “FETOCU” diye yazıyorlar! Mecburuz   özellikle  Cumhuriyet’in abide şahsiyetlerini, tıpkı Osmanlının son dönem   vatansever şahsiyetleri gibi savunacağız, bayraklaştıracağız! Kimi maliyeci, kimi asker, kimi de hayalperest olsa dahi! Aslında en büyük düşmanımız  hırsızlar olmalı; yani  Maliyeci Cavit Bey  şahsiyeti gibi! Akrabalığınız var değil mi? O sizin ihtisasınız, bir kere  benzer işe bulaştım da  7 ay hapis yattım, sicilime de işlediler; ”Irkçı”. Ne olursun, imkânın varsa, şu şirket kayıtlarında bir bak  beni böyle mi tanırlar! Bakınız işi kavgaya dökmedim, konuşacak şey çok var ama, biraz da eksik olsun!

 

 

SONER YALÇIN İLE HASBİHÂL

 

Kusura bakmayan, şu yazı ile,  hiç sevmediğim bir davranış olarak belki şahsiyet yapmış olacağım! Gazeteci Soner Yalçın “Odatv”de  31 Ağustos 2017  tarihli “CIA Eldiven Kullanır” başlıklı yazısı ile  biz garibi de konu ve konuk etmişler! Bayram  günlerinde bu konuya girmek istemedim; fakat o kadar mesaj geliyor ki, işte son gün başlayalım dedim! Meslektaşımın maaşallah pek de okuyucusu varmış, helâl olsun doğrusu! Beğendiğim tarafım odur ki, mesleğimi fevkâlade  sindirmişim; her görüş ve çizgideki insanlarla rahatlıkla beraber olmuş; hasbihal etmiş, bunu kağıda dökerken katiyen  çarpıklık yapmamışımdır; dostlarımın da bu konuda kusurunu görmedim. Soner sanıyorum bilmeyerek yapmış; evet bendeniz bir TV programı ve ayrıca tekraren bir yazımda  “Türkçüyüm, Turancıyım, Irkçıyım, İslamcıyım, Ümmetçiyim, Şeriatçıyım” ifâdesini kullandım ama  bunun katiyyen  siyasete  tahvil edilemeyeceğini de belirttim! Yani bu umdelerin siyaset karşılığı olmayacağını da uzun uzadıya anlattım . Bizim düşünce hayatımız nerede; veya var mı diye sormayacağım ama, marksizmi olması gereken yere  yani “Evrensellik”e taşıyan  Sultan Galiyev de  düşünce dünyasının  önceliklerini “İslâmcıyım-Türkçüyüm-Marksistim” diye sıralamıştır! Hatta mürşidi   Mollanur Vahidov ile Bolşevik İhtilâli’nden sonra  teşkil ettikleri cephenin adı “Rusya Müslümanları Kongresi”dir! Sovyet Rusyası’nda “Nakşilik” gibi tarikatlar değil, adam gibi Türk aydınlar  Ruslarlar’dan çok önce  “Bilimsel Sosyalizmi” aynı zamanda birer “İslamcı” düşünce adamı olarak  benimsemişlerdir; bu hareket aynı minval üzere  devam etmektedir! Soner bizimle ilgili  aydınlatma yaparken bunu düzeltmesi gereklidir!

Meslektaşlarımla çok uygar tartışmalar yaparız, elbette kasıt varsa kendimi hırpalattırmam ve kasıt yoksa böyle bir şeye tevessül etmem! Mesela Soner Yalçın’ın “Kimlikçilik” yönünü hiç sevmem; Atsız ve Alparslan Türkeş ve son olarak da Devlet Bahçeli gibi  Türkçülüğün bayrak ismi olmuş  şahsiyetlere  birer  yafta yapıştırmıştır! Hiç kimse anne, baba ve ebeveynlerini seçme  hakkına sahip değildir! Böyle şeylerin  şu veya bu maksatla,  Soner’in deyimi ile “Eldiven” olarak kullanıldığını da söz konusu da etmeyeceğim! “Yalçın”soyadını aldığı zat bizim gözümüzde  sıradan bir “Arnavut” değil adam akıllı “Türkçü” bir şahsiyettir; tıpkı Mehmed Akif gibi! Maliyeci Cavid Bey de asla “Musevi” olamaz; tıpkı meslektaşım Soner gibi! O sebeble  Soner Yalçın  hakkındaki benzer iddiaların da bizim için hiçbir kıymeti yoktur! Mahsunî’yi severim,”Benden başlar asâlet” diyor!  O sebeble  Soner’in; Soyadı, Maliyeci Cavid, Sabataistlik, İstihbaratçılık, Alevilik hatta onunla ilgili “Musevilik” iddialarına hiç de katılmam! Çünkü bu hususta yıllardan beri kendileri yanlış yapıyor; neyi tartışalım? O zaman neyi tartışalım, elbette ülke tarihi, coğrafyası, ekonomisi, insanları! Bunlar bize yetmez mi? Keşke söz konusu şu yazıyı yazarken biz, veya bizim gibi olayları yerinde ve zamanında yaşayanlarla konuşsaydı! Elbette MHP ve Adana hikâyelerinden bahsediyoruz! Bunların hepsi kasıtlı ortaya atılmış birer kurgudur! Hem de solcu arkadaşlarımızın  başta ABD olmak üzere  “Batı”nın suflörlüğüdür! Günümüzde birini karalamak için bol malzeme var; çünkü yeraltının babalarından çoğu  “Turancı” ibaresine sığınarak fetvâ veriyorlar; bu konuda  ilim çoktan gerilerde kalmıştır! Bir iddiada bulunmak için elbette kaynakların sağlam olması gerekiyor! Türkçü harekette  konumu ve fikirleri tartışılan, olayları anlayabilmek için yaşı müsait olmayanların  iddiaları hiç kaynak olur mu? Seviyesizlik yapmak çok kolaydır, elbette bir deli bir kuyuya bir taş atar da bin akıllı çıkaramazmış!

Soner Yalçın bilmiyor, Rahmetli Faruk Akkülâh zengin bir adam değil, devlet memuru bir öğretmendi; parayı da çok severdi ki, sıra arkadaşı olduğumuz  “MHP Dâvâsı”nda, bütün ısrarlarına rağmen “Ankara’ya gidemeyeceğimi, çünkü yol paramın olmadığını” belirttiğim zaman “Oğlum biletini ben alayım” demedi! Evet Yağmur rahmetli’nin en sevdiği oğluydu, çünkü en küçükleri, amiyane tabirle “Son numara” idi! Fakat adının “Yağmur” olması hiç mi dikkat çekmiyor; elbette son numaranın son numaraları ne rahmetliyi ne de  bizleri bağlamaz!  Rahmetli’nin bir sözünü hiç unutmam, günlerden cuma idi. Sordum, “Hocam şu sizin okul arkadaşlarınız  Bozkurd’a neden it diyor?” Cevap çok kısa; asabi bir ifâde, “Analarını yapmış” demez mi? Yine bir Cuma günü  “Hocam Cuma’ya gidelim” dediğimiz zaman  “Ben dükkanda kılacağım” diye karşılık verdi?  Çok ayıp oluyor, günah doğrusu, siz yazılanlara değil  doğruya bakın Sayın Yalçın; işte Faruk Akkülâh budur! 1969 MHP Adana Kongresi’nde  sonradan ortaya atılan “Bozkurt-Hilâl” tartışmaları sün’i ve kasıtlı  ajans haberlerinden başka bir şey değildir! Bunu dile dolayan veya gerçekmiş gibi anlatanlar da ya gafil yahut da  “Milliyetçilik” düşmanı adi hergeledir! Nereden geldiklerine bakın bir; onlar  amcaların borazanı, o “Şirket”in has adamlarıdır.

“12 Eylül İşkencesinde Ülkücü Bir Gazetecinin  Dramı” kitabımda gerçekten çok portre var; bir hatıra kitabı ama kendimizden vurgulu satırlar yok! On bin olarak üçüncü baskısı yapılıyor; aman burun kıvırmayın bizim camiada bu rakam  süper bir tirajdır; çünkü biz  destekçisi olmayan anası soğan babası sarımsak   Anadolu çobanlarının çocuklarıyız! Sayın Yalçın  okumanızı tavsiye ederim ondan sonra doğruları  tartışalım, daha iyi olmaz mı? Sayın Yalçın  bendeniz dört duvarı olan bir evde değil bir keçi kışlasında doğmuş, ana sütü ile keçi sütünü de  birbirine karıştırmışım!  Sokaklarda büyüdüm, ancak on yılda  iki yüksek  okul bitirdim; hiç ders kitabım olmadı, çünkü 13 kardeşiz ve kimse bana  ders kitabı almadı; gerek lise gerekse üniversiteyi yüksek derece ile  bitirdim; 20 yaşımdan beri de beslenmeyen basında kalem oynatırım; ilk kitabım “Basmacılar” 1000 sayfadır; 1973’de tefrika edildi 74’de de  basıldı; tetkik edebilirsiniz  son baskısında  dahi bir harfi ile oynamadım! Ana-baba olmayınca  mutlaka  önderlerimiz olacak, tıpkı sizin dedeleriniz gibi! İlk ustam Ayhan Aksu; “Şeyhim” diye  onu yazdım; fakat ondan sonrakiler  Şakir Altaylı ve “Türkistan’da Enver Paşa  Katib-i Umumisi Türkmen Nafiz”; yani Nafiz Türkmen! “Ergenekon Davası” mağdurlarından  General Yıldırım Türker de onun oğludur! Bunlar elbette  bizim hayatımızın şeref sayfalardır. Türkmen Nafiz 1944’de; bendienz tilmizi de   12 Eylül’de düşüncelerimizin hesabını   falâka ile verdik! Aziz dostum siz hiç dayak yememişsiniz! Ne olur bir sefer de sizi o lastik botun çemberine koysalar; işte o zaman afaki  beyanların  günahını yüklenmezsiniz! Biliyorsunuz Savaş Ay değerli bir meslektaşımızdı; bendeniz işkencede iken “Şirket adamları” ona da üfürmüşler, “Ali Bademci ETKO komutanı!” diye! Efendim Tarsus’da ikamet den  Türkmen Nafiz ile müşterek çalışmalarda  burada ETKO”yu kurmuşuz da haberimiz yok! Bunlar çok gülünç şeyler; Yıldırım Türker Paşa başından bu kadar iş geçmesine rağmen korkudan bir kere benimle konuşmayıp, babası ile ilgili kitabımı (Sarıklı Basmacı) Adana’lı bir askeri  ve Gazeteci Kurtar Çakın vasıtasiyle aldırmıştı! Fakat ablaları ile ölünceye kadar görüştüm!

Ne yazık ki insanın bazı şeyleri değiştirmesi ve yeniden  sıraya koyması mümkün değildir; benim hayatımdaki Enver Altaylı da öyledir; Hergün Gazetesi’nde birlikte çalışıncaya kadar şahsen iyi tanımıyordum; sizin gibi doğru yanlış, Harb Okulu hikâyeleri gibi kulaktan dolma  bilgilerim vardı! Konu ile ilgili İrfan Ülkü tarafından yayımlanan hâtıralarında da oldukça abartalı taraflar var! Bakın size bir tüyo vereyim; Türkistan Tarihi’ni   iyi bildiğimi sanıyorum; İrfan Ülkü’nün yazdıkları ile gerçekler  örtüşmüyor! Ben bunu Sayın Altaylı’ya da söyledim; es geçti! Neden çünkü Altaylı ile  görüşlerimiz örtüşse de  biz farklı eğitim görmüş insanlar olarak  dünya görüşlerimizde  derin açmazlar var! Çünkü Altaylı  bir “İstihbaratçı” bendeniz ise sıradan bir “Gazeteci”yim! Benin gizlim, saklım, sırrım olmaz; fikirlerimi açıkça yazar ve  serbest konuşurum! Bilmediğiniz kanaatindeyim, üstüne üstlük Enver sade bir istihbaratçı da değil, vergilerimizle eğittirilmiş iyi bir  “Sovyetolog”dur. Soğuk Savaş bittiği için  dünyada çok az “Oyun Kurucu” kaldı; bunu iyi bilirsiniz! Enver tarihi iyi bilmez, meskukat yönü yoktur, yalnız iyi bir “Siyaset Bilimcisi”dir! Bu farklılıkları  mutlaka  bilmek gerekiyor! Bütün özellikleri ve yakın plân görüntüleri ile bendeniz garibin  Altaylı’ya  kefil olduğumu düşünmenizi cidden anlayabilmiş değilim! Hakikatten  Altaylı âilesinin   mali durumunu bilmem; benim ise servet  namına hiçbir şeyim, kefen param bile yoktur!  Amanoslar’da bir köyde oturuyorum, elli yıl kahrını çektiğim  Adana’ya gidecek param yok!  Dış Türkler dediğimiz ülkemize   gelenleri pek iyi tanırım; kardeş kardeşe bile  bir avuç yardım ederken  elleri titrer! Bizler gibi para ile aralarında mesafe yoktur! 12 Eylül İhtilâli’nden sonraki 10 yıl içinde  Enver’in  Almanya’da  neler çektiğini ben  iyi biliyorum! Sadece canını kurtardı!

“Canını kurtardı” dedim de içim burkuldu! O 12 Eylül sabahı Enver gibi çok az ülkücü yurtdışına çıkabilmiş; lâkin solcu diye adlandırılanlar çoktan sırra kıdem basmıştı! Soner ne yaptı bilmiyorum ama, yıllar sonra  bir sempozyumda  12 Eylül’den kaçarak kaçarak Moskova’ya sığınan bir akademisyen  hatuna, sıram geldiği zaman,”Hanımefendi kaçaklık maceralarınızı ne güzel anlatıyorsunuz; lâkin biz ülkücülerin  kaçacağı yer olmadığı için, ilk gün, gün doğmadan yakalandık ve hemen  falakaya yatırıldık!” Anlayacağınız o zorlu günlerin hesabını tek başına vermiştik de, hayatı boyunca  apartman posta  kutularına konan “Zaman Gazetesi”ni  gayet militan davranışlarla ve hiddetlenerek yırtan  bizler şimdi de  “FETÖ” canavarı ile bir tutuluyoruz! Çocuğu şehid olan  Anadolu insanı  isteyerek de istemeyerek de olsa ”Vatan Sağolsun” diyor; bizler de “Bu da gelir bu da geçer “ diyoruz Bay Soner; sağlık olsun devletimiz duruyor, mutlu veya mutsuz  milletimiz  ayakta duruyor ya o da!

El insaf be kardeşim; sizinle aynı düşünceleri paylaşan  bir yoldaşınız veya sizin bir yazınızda okumuştum;” Enver’i inşallah öttürürler de  herşey ortaya çıkar!” deniliyor! Vay anasını be, yani   eli ayakları bağlı  kurbanlık koyunun  eziyetle, işkence ile kesilmesini mi istiyorsunuz! Sizin “Hümanizm”  anlayışınız, insan sevginiz  bu mu?Bu yazı için Sol görüşlü duayen bir ağabey “Aman birbirinizi hırpalamayın” diye nasihat etti! O bakımdan dişlerim pek keskin olmasına rağmen  meslektaş saygı ve sevgisinden amacı aşacak  laflar etmek istemiyorum! Hayret etiğim işlerden birisi de  vatenseverliğinden katiyen şüphe etmediğim solcu arkadaşlarımın “CIA” rahatsızlığıdır! Sol cephede bu iş hastalık haline gelmiştir! Tıpkı bir zamanın  “Faşizm” paranoyası gibi;  halbuki “Faşist” denilen bizler  uşak olmaması kaydı ile  komünistleri “Faşist-Kapitalist-Fundamantalist”lerden çok daha fazla severiz! Cezaevlerinde pek de güzel anlaştık; hatta Soner gibi değişik kanaatleri olan  akademi menşeyli  hocaların solcu gençler tarafından sadece “Hoyrat” seviyor diye   döğülmesini göğüsleyerek  aramıza aldık ve başımızda taşıdık!

Bay Soner şunu da anlayabilmiş değilim; Ruzi Nazar’a neden düşmanlık yapıyorsunuz; o bir CIA elamanı, Bolşevikler’e ihanet etmiş batıya sığınmış ve  ölümün ilk sıralarında  ABD’liler tarafından  sahiplenilerek yetiştirilmiş mesleğini iyi bilen  dev bir adam! Keşke ölmeden karşılaşmış olsaydınız; Türkiye’de Alparslan Türkeş gibi mutlaka özel dostlukları olmuştur! Bunu Amerikan emellerine bağlamak ne kadar doğrudur? Tabii olarak ABD’nin menfaatlerini  koruyacaktır; bunun neresi yanlış? Türkiye’de kimin ölümüne sebeb olmuş, kimi provoke etmiş Allah aşkına! Enver’in yetişmesinde elbette dahli vardır; bunda ne var; netice itibariyle  Altaylı  Türk Devleti’ni korumakla görevlidir; aksi halde vatana ihanet suçu işlemiş olur! Böyle bir şey var mı? ABD’de  Ruzi Bey Fethullah Gülen ile görüşmüş bundan bize ne? Bakınız  Dr.Baymirza Hayit ile Ruzi Bey  yakın hemşehri, ilki  Nemamgan, ikincisi Margılan’danlı, yaşları da aynı ve 2.Dünya Savaşı’nda aynı kaderi  paylaştılar! ABD ve Batı tıpkı Türkiye gibi Fergana’nın da  Afganistan olması için yüz yıldır çalışıyor, ama başaramıyor!  Çünkü Fergana  bir Karahanlı Yurdu olarak  Türklüğün kâbesidir; bana inanmıyorsanız  Hüseyin Cahid Yalçın Bey’e sorun, kitaplarına bakın! Baymirza bir fikir adamı, Ruzi Bey ise  Bolşevikler’in, Sovyetler’in bir numaralı düşmanı CIA’nin  elamanıdır; ilginçtir ki   1992’den sonra Baymirza Özbekistan’dan âdeta kovulmuş halbuki Ruzi Bey devlet başkanları gibi  karşılanmıştır!

Bay Soner bendenizin  şu Özbekler’den çok aşkı vardır; işte bunlardan birisi de Dr.Baymirza’dır; bir sömestr derslerine devam ettim; evinde kaldım! Bir gün dedi ki,”Üç yaşındaydım, Ramazan Bayramı’nın ilk günü idi. Margılan’da evimizin kapısı çalındı ve karşımıza bir Bolşevik  asker! Bayram hediyesi diye  bize bir kutu verdi; ne yazık ki içinden  kanları kurumamış ağabeyimin kellesi çıktı!” Bendeniz  50 yıldan beri “Basmacılık” çalışırım, hayret ediyorsunuz ama  benzer şeyleri Ruzi Bey’den de, Şakir Altaylı’dan da duydum! Bakınız ABD Fergana’yı  Afganistan yapamayacak, tıpkı bunun gibi  oradan gelenlerin yaktığı ateşi de  kendi lehine çeviremeyecektir! Altaylı âilesinde solcu var, lâkin  “Fethullahçı” bulamazsınız! Buna Burhan Kavuncu da dahildir!

Enver Altaylı’ya “Kefaletim”e gelince; ne kadar yanlış bir değerlendirme; o  adam   “İstihbaratçı” bendeniz, dünya görmemiş gariban bir gazeteciyim! Şu dünyada  servet namına birşeyim yok; adettendir ama  bir köşede kefenim de yok! Yetmiş yaşına geldim; Enver Altaylı  günümüzün en iyi “Sovyeteolog”udur; linç etmek hatta  bu işe yeltenmek bile vebaldir! Merak ediyorum Enver Altaylı’yı kime ihbar ediyorsunuz! Sizler bu şekilde  davranmaya devam ettiğiniz sürece Türkiye böyle gider! Gazeteniz her gün “Tayyip Bey gitmeli” diye bağırıp çağırıyor,  ama  onları götürmeye kimsenin gücü yetmez; çünkü devlet idaresine başka talip olan yoktur!

Sevgili Soner   yazıyı uzatarak sıkıcı olmak istemiyorum; lâkin Türkiye’de  Atatürkçüler’in birbirine  çok ihtiyacı olacağı günlere doğru sür’atle gidiyoruz! Kötü bir ateş yaktınız, Kasım Gülek de “FETOCU” diye yazıyorlar! Mecburuz   özellikle  Cumhuriyet’in abide şahsiyetlerini, tıpkı Osmanlının son dönem   vatansever şahsiyetleri gibi savunacağız, bayraklaştıracağız! Kimi maliyeci, kimi asker, kimi de hayalperest olsa dahi! Aslında en büyük düşmanımız  hırsızlar olmalı; yani  Maliyeci Cavit Bey  şahsiyeti gibi! Akrabalığınız var değil mi? O sizin ihtisasınız, bir kere  benzer işe bulaştım da  7 ay hapis yattım, sicilime de işlediler; ”Irkçı”. Ne olursun, imkânın varsa, şu şirket kayıtlarında bir bak  beni böyle mi tanırlar! Bakınız işi kavgaya dökmedim, konuşacak şey çok var ama, biraz da eksik olsun!

 

Esen kalın.

 

 

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.