BAĞIMSIZ TÜRKİYE ÖZLEMİ

Bu haber 16 Eylül 2018 - 20:17 'de eklendi ve 819 kez görüntülendi.

         Recep SAVRAN

           recepsavran49@gmail.com

 

ABD’in Sünnî İslâm’ı kullanma  arzuları  Suriye  ve Irak Olayları’nda  deşifre olmuştur. el-Kaide ve IŞİD’in altındaki buzağı görülmüştür. İslâm dünyasından çok az  katkı ile Türkiye uyanmış ve ABD’yi suçüstü yakalamıştır. İşte “Sağ” ve “Sol”un üzerinde birleşeceği “Bağımsızlık” anlayışı tam da budur. Türk insanı  ve bilim adamları, düşünürler, aydınlar, siyaset adamları bu düşüncelerde demirlemelidir. Yaşasın “Evangelizm”den arındırılmış İslâmiyet, Yaşasın Türkiye!

 

BAĞIMSIZ TÜRKİYE ÖZLEMİ

 

Bu ülkenin sokakları yıllarca “Bağımsız Türkiye” sloganları ile inledi; slogan elbette ülkenin demokrasi devrinde ortaya çıktı da, 1960’dan sonra bilhassa   ülkenin her tarafına yayıldı. Karşıt slogan “Milliyetçi Türkiye”, ortalayan slogan ise “Demokratik Türkiye” idi! Zamanla daha değişik ifâde tarzları da ortaya çıktı ki bunların bir kısmı ekonomi bir kısmı ise sosyoloji kaynaklıydı! 1980’den sonra dünyada değişen sosyolojik telâkkilere paralel olarak dinî görüşlere dayanan  “İslâmcı Türkiye” düşüncesi bağımsızlık ve milliyetçilik görüşlerinden daha yaygın hâle geldi. Türkiye’ye dayatılan bu görüşlere evvelkilere nazaran diretenlere de hayır getirmedi; o sebeble günümüzde   “Milliyetçilik” de “İslâmcılık” da yavaş yavaş  “Bağımsızlık”  düşüncelerine dönüştü. Ülkemiz bugünkü zamanda ekonomi-siyaset ve kültür alanında tarih destekli böyle bir süreci yaşamaktadır. Tabiî ki sürecin birer unsuru olduğumuzdan bizler işin çok farkında değiliz!

 

İnsan topluluklarının bağımsız olma arzusu en güzel ifâdesini Slovenyalı (Yugoslav) Marksist Sosyolog Slavoj Žižek’ın (d.1949) ”Yeni bir efendi  bulmak yerine efendi olmak gerekli.” tesbitinde  gerçek anlamını bulmaktadır. Marksizm içinde bulunup da bu yolla evrenselleşen “Bağımsızlık” kavramı  esasen insan fıtratının en belirgin özelliğidir. Fakat ne yazık ki kapitalizmim en üst aşaması olan  “Emperyalizm” Sovyet tecrübesi ile kısa zaman içinde sosyalist devlet denemesinin de neticesi olmuştur. İşte bu yüzden 20. YY boyunca  marksistler ve solcuların “Bağımsızlık” haykırışları  toplum ve topluluklar tarafından  samimi görülmemiştir. Kapitalizmin diğer cereyanları ve kültürel oluşumları etki altına alarak o görüşleri asli mecrasından saptırması milliyetçilik ve benzeri görüşlerim “Bağımsızlık fısıldamalarını ciddiye almamıştır. Her nedense Batı ve Marksist bir ürün olan “Milliyetçilik” dünyanın her yanında kapitalist düşüncelerin hegemonyasına sığınmıştır. Hannah Arendt’in ”Lenin Marks gibi Milli Devlet fikrine bağlıdır” görüşleri elbette  gerçeği aksettiriyor.. Maalesef  “Sağ Düşünce” dediğimiz de budur. Alain Bobocu’ya göre Bolşevik devrimi Fransız İhtilâlinin devamıydı, fakat 21. YY. tezahürleri hiç de öyle olmadı. 19. YY. ürünü olan iki görüş de milli olması gereken “Bağımsızlık” düşüncesi ile alay ettiler.

 

ABD dahil Batı literatüründe İngilizce “Subeltern”, Türkçe “Madun” diye bir kavram vardır. Kavram ilk olarak Antonio Gramsci tarafından kullanıldı, hatta merkezi Güney Asya olan ”Modun Çalışmaları“ adlı bir gurup da teşkil edilmişti. Bilim adamları gayet açık ve seçik bir dille kapitalizmin gelişmeleri karşısında  bir  “Modun” toplum ve toplulukların altta kaldıklarını ve bunun da ikinci sınıf toplum olmaya yol açtığını iddia ediyorlardı. Bu görüşe ilk alan olarak Güney Asya seçildiği için ikinci sınıf milliyetlerin de Asya’dan neşed ettiğini ileri sürüyorlardı. Araştırma merkezi olarak Hindistan seçilince yerli bilim adamı Edvard Said batılı Michel Faucault ve Gayatri Spivak’in izinde giderek karşıt görüşlere bilimsel katkı sağladı. Gurubun kıdemli bilim adamı “Madunu,” “ister sınıf ister kast  ister yaş ister toplumsal cinsiyet ister makam veyahut herhangi bir bakımdan  olsun Güney Asya toplumundaki genel olarak tabi olma durumu.” olarak özetlemiştir. 20. YY’ın en çok tartışılan Marksist “Asya Üretim Tarzı”na mukabil  kapitalist literatür işte budur ve  Asyalılar’ın ikinci sınıf topluluklar veya toplumlar olduğu şeklindedir. Elbette onlar için en iyi resim “Koloniyalizm” veya “Post”udur.

 

21.YY. ilk çeyreğini tamamlamaya doğru yaklaşıyoruz; “Batı Literatüründe” ne değişti? 20. YY. boyunca Türkiye ve dünyada binlerce insan “Bağımsızlık” için canını vermiştir, ne olacak bunlar Batı için hiçbir şey ifâde etmiyor. Kapitalist Emperyalizm için sadece Irak ve Suriye’de milyonlarca insan öldürüldü, Mısır felç oldu, Libya ortadan kalktı. İlginçtir bizlerin çoğu zaman “Müselmanız” dememizin bile Batı’da anlamı “Alt İnsan” olmaktır. Sosyolog Giorgio Agamben,” Müselman alt insan marjıdır ve bilinç kaybına uğramıştır.” diyor; evet bu görüş siyaset değil bilimdir ve bilimde bilimsel ifadededir. Elbette siyaset bilimden ve bilimsel çalışmalardan güç alıyor. Oryantalizm yıllarca  tarih ve dil çalışırken  “Postoryantalizm”  “Evangelist” destek ve sermayeli  “Din” çalıştı.   İslâmı mahvetmek için bakın daha neler çıkacak; İngiltere Hindistan’da Sünnilere sırt dönmenin hatasını “İsmaililer”e sığınmakla telâfi etmeye çalışıyor, sermayeli ve büyük imkânlara dayanan tezler üretiliyor.

 

ABD’in Sünnî İslâm’ı kullanma  arzuları  Suriye  ve Irak Olayları’nda  deşifre olmuştur. El-Kaide ve IŞİD’in altındaki buzağı görülmüştür. İslâm dünyasından çok az katkı ile Türkiye uyanmış ve ABD’yi suçüstü yakalamıştır. İşte “Sağ” ve “Sol”un üzerinde birleşeceği “Bağımsızlık” anlayışı tam da budur. Türk insanı  ve bilim adamları, düşünürler, aydınlar, siyaset adamları bu düşüncelerde demirlemelidir. Yaşasın “Evangelizm”den arındırılmış İslâmiyet, Yaşasın Türkiye!

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments