TARİH VE TARİHÇİ

Bu haber 23 Aralık 2018 - 11:52 'de eklendi ve 587 kez görüntülendi.

Recep SAVRAN

    recepsavran49@gmail.com

 

Tarih biliminin  sosyoloji ve ekonomi ile  birlikte mütelea edilmesi geçmiş olaylarının günlük olaylarla  harmanlanması anlamına gelmektedir. Gelecek tarihi de bu çalışmalar  aydınlatacaktır. Ders alınmadan, sebeb ve sonuçlar tahlil edilmeden, hülâsa zamanın tarihine toplumsal açıklamalar getirmedikten sonra  tarih olmaktan çıkar ve masala dönüşür. Bu yönü ile bakarsak sosyolojik ve ekonomik tarih güncel siyaset demektir. Güncel siyasette başarılı olmanın, siyaset adamlarına  ufuk yaratmanın yegane şartı ve olmazsa olmazı budur.

 

TARİH VE TARİHÇİ

 

Zeki Velidi Togan, Tarihte Usûl adlı eserinde: “Tarih ilmi insanların zaman ve mekân çerçevesinde husule getirdikleri tekâmül hadiselerini, bunların şuursuz iptidaî hallerinde, tabiat esirleri yahut maşerî bir vücudun fertleri ve toplulukları sıfatıyla yaptıkları fiillerinde tecelli eylemeleri itibariyle ve maşerî hayatında mevzuu bahis ayrı hallerde rol ve ehemmiyetleri tayin ve tespit edilen psikofizik âmillerin teşkil ettiği illî bağlılıklar çerçevesinde tetkik ve tasvir eder.” demektedir. ( A. Zeki Velidî Togan,  Tarihte Usûl, 4. Basım, İstanbul 1985, s. 13.)Fransız Emmanuela Bernheim ise Tarih İlmine Giriş: Tarih Metodu ve Felsefesi adlı eserinde benzer bir tanımla ,”Tarih ilmi; zaman ve mekân itibariyle geçirdikleri tekâmülleri birlikte yaşayan canlı mahlûk sıfatıyla yapa geldikleri psikofizik hareketleri, bunların illî münasebetlerine izafe edilen müşterek kıymetleri araştırır ve tasvir eder.” diyor.‛ (E. Bernheim, Tarih İlmine Giriş: Tarih Metodu ve Felsefesi, Çev.: M. Şükrü Akkaya, Kültür Bakanlığı, İstanbul 1936, s. 51).

   

Konu tarih olunca sahada sosyoloji, coğrafya, demografya ve ekonomi gibi  bilim dalları da bulunuyor. Evvelki asırlarda geçmiş olayları yazanlara “Vak’anavüs” sonra da “Tarihçi” denmeye başlandı. Fakat eski tarih görüşünce  bunlar açı olarak kullanılmıyor hepsine birden “Felsefe” bu işi yapanlara da “Feylesof” adı veriliyordu. Geçen asırda önce Avrupa’da sonra da diğer ülkelerde  bu bilim dalları ya ayrı ayrı veya birbirinin şubesi olarak çalışılmağa başlanıldı. “Tarih Sosyolojisi” ve “Tarihi Coğrafya” deyimleri de böyle ortaya çıktı. Elbette önemli olan din ve devlet gibi düşünceler ile  toplumsal üretim ve tüketim, yani ekonomi de sosyoloji içinde mütelea edilir oldu. 1930’larda ortaya çıkan “Alman-Fransız Annales Sosyoloji Okulu” böyle bir metot ve çalışmalarla ün yaptı.

 

“Annales Okulu”nun  bizdeki önderi olarak  Fuat Köprülü kabul edilir; gerçekten  onun çalıştığı saha birçok alanda “Tarih”in dışına çıkıyor,  felsefe ve inançları esas alıyordu. Mustafa Akdağ ise işin sosyal ve ekonomik  çehresini daha açık hale getirdi. Aslında birçok “Annalesçi” aynı zamanda “Marksist Sosyoloji Okulu“ mensubuydu. Bizde  tarih alanında M.Akdağ, N.Berkes, D.Avcıoğlu, roman alanında K.Tahir benzer yolları izlemişlerdir. İlginçtir ki böyle bir süreçte güvenlik endişeleri ile “Natolu” olarak sömürgeleşen Türkiye ve Türk bilim hayatı maksist sosyolog ve ekonomistleri hırpalayarak tersyüz etti. O sebeble “Soğuk Savaş” döneminde  ülkede bilimsel bir literatür oluşmadığı gibi yeni nesillere şevk kaynağı olacak bir yola da tevessül edilemedi. O sebeble tamamen “Marksist Sosyoloji Okulu” mantığı ile çalışan Avrupa ve Amerika’ya karşı çok gerilerde kaldık. Halil İnalcık’ı ayrı tutarsak bizde çağdaş M.Hodgson gibi tarihçi âlimler yetişmedi.

 

Ne yazık ki günümüz Türkiyesi’nde herkes tarihçi! Sanki bu işin hiçbir ilmi ve eğitim değeri yokmuş gibi bilim adamlarını suçlayan hâinler ortaya çıktı.  “Tarih”in yalan yazdığını savunan bu gibileri aslında tarihimiz, geçmişimiz ve rejimimiz ile hesaplaşma içerisindedirler! Rejim ve kahramanları aşağılamak, onlara hakaret etmek  “Bilgin” olmak için yeterli olduğu bir ortama geldik. “Tarihçi” bir takım tarihi hadiseleri bilenlere değil, bu alanla eğitim görenlere ve ihtisas yapanlara denir. “Tarihçi”nin “Alaylı”sı olmaz, çünkü derin ve  zahmetli bir ihtisas geriyor!

 

Tarih eğitimi almayan, iktisatçı ve sosyolog gibi bilim dalları mensuplarının yaptığı tarihçilik değil “Yorumculuk”tur! Neye göre tabii ki sosyal bilimlere göre! Elbette onlar da sahalarının bilim adamıdır, biz onlara tarihçi diyemeyiz. En iyisi herhangi bir sıfata  müracaat etmeden tarih alanında sosyoloji ve ekonomi kurallarına göre çalışmalar yapmaktır. O zaman ne yapacağız, tarih alanında en az yüksek lisans veya doktora yapıp, aynı zamanda sosyoloji ve ekonomi bilim dallarına göre çalışmalar yapacağız. Bugün dünyada yapılan budur ve bütün sosyal bilimler bu çember içinde  çalışılmaktadır.

 

Tarih biliminin  sosyoloji ve ekonomi ile  birlikte mütelea edilmesi geçmiş olaylarının günlük olaylarla  harmanlanması anlamına gelmektedir. Gelecek tarihi de bu çalışmalar  aydınlatacaktır. Ders alınmadan, sebeb ve sonuçlar tahlil edilmeden, hülâsa zamanın tarihine toplumsal açıklamalar getirmedikten sonra  tarih olmaktan çıkar ve masala dönüşür. Bu yönü ile bakarsak sosyolojik ve ekonomik tarih güncel siyaset demektir. Güncel siyasette başarılı olmanın, siyaset adamlarına  ufuk yaratmanın yegane şartı ve olmazsa olmazı budur.

 

Muhabbetle.

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments