İKTİDARIN YOLU

Bu haber 22 Ocak 2019 - 11:38 'de eklendi ve 727 kez görüntülendi.

          Ali ALPARSLAN

           alialparslan78@gmail.com

 

Ülkücüler milliyetçililiğin  en aktif ve en derli toplu  kanadıdır; hakkı ile temsil edilemeyen  “Cumhuriyet” ve “Mustafa Kemal” düşüncelerini  “Modernizm”e taşımayı baş görev  saymalıdırlar. Polemik veya demagoji siyaseti bilimsel değildir. Bu düşünceyi  öyle “Bekaa” deyimi ile de  anlamlandıramayız, çünkü bu  deyim de siyasidir! “Sultan Sencer” olayına bakınız, esir etmiş, fakat esarette bile “Sultan” olarak görmüşüzdür. O sebeble Devlet Başkanını  önemsemek gerekmiyor mu?

 

 

İKTİDARIN YOLU

 

AKP bunalımlarla iktidara geldi; Genel Başkanı olarak Tayyip Erdoğan’ın  Milletvekilliği de Başbakanlığı da öyledir! Geçtiğimiz 20 yılı çok iyi etüd etmek gerekiyor. Sağda, AKP dışında  siyasi partiler önlerine çıkan imkânı değerlendiremedi! Ecevit koalisyonunda Bahçeli favori idi, fakat ülkedeki  lider boşluğunu dolduramadı, şu zamanda kendileri de bu işin farkındadır! 1980’den sonra devlette yeni olmayan bir sistem deneniyor; “Din-Milliyet” ittifakı! Bunun anlamı  “Din” ile  “Devlet”in  barışmasıdır. Bu süreci “Başörtüsü-İmam Hatip Okulları” gibi tamamen siyasi sloganlarla izah etme imkânı yoktur!

 

“Din” düşüncesinin “Devlet” ile barışması, “Cumhuriyet” ve onun kurumları ile  de barışmak, hatta entegrasyonudur! Şurası bir gerçektir ki Türk Milliyetçiliği  kendi içini tanzimde   “Cumhuriyet”     düşüncesinden yeteri kadar faydalanamamıştır; o sebeble bu düşünce  milliyetçiliği içine almış, öyle çok telâffuz edilmeyen bir siyaset  türü haline getirmiştir. Bu işin iktidar da milliyetçiler de  çok farkında olmadı. Tayyip Erdoğan’ın ilk zamanlar  milliyetçiliğe yüklenmesi ve “Cumhriyet” tarihine hor bakışlarının   gerçek sebebi budur.

 

Bugün Devlet Başkanımız olan Tayyip Erdoğan, elbette  din düşüncesinin hakim olduğu bir ortamdan geliyordu, bunun siyasette tezahürünün her şeyden evvel  beşer yönünden önüne geçmek mümkün değildir. Fakat ülkenin meselesi “Milliyetçilik” değil “Etnik Irkçılık” idi; işte burada  bir karışıklık oluştu ve   “Kürt Meselesi” ile milliyetçiliği birbirine bilerek veya bilmeyerek karıştırıldı! En azından  o “Barış Süreci” denilen dönemde  denenmiş oldu; dolayısiyla içte ve dışta “Terör” olgusunun söyleyeceği şey, sığınacak  söylemleri kalmadı! Bu dönemde genel bir söylem  olarak “Kürt Olgusu”nun  milliyetçilik içinde mütalaa edilmesi  elbette talihsizlikti! Bunu ancak  “Din” düşüncesini ana eksen olarak alanların cehaleti ile  izah edebiliriz!

 

“Din” eksenli düşüncenin  bu yanlışlığını  ne yazık ki milliyetçiler de göremedi ve  iktidardan gelen   duygusal mesajları pek ciddiye aldı! Aslında milliyetçilerin de böyle bir  ayrım veya birlikteliği izah güçleri bulunmuyordu! Fakat zaman içinde  iktidar içindeki o “Radikal” unsurlar   çember dışına çıkarıldı ki, 15 Temmuz’un gerçek anlamı budur. Kaldı ki o radikal ve art niyetli unsurlar bakan seviyesine kadar çıkmışlardı. Milliyetçiler bu sessiz ve sedasız  operasyonları  yeterli bulmayabilir; fakat tencerenin dibi daima karadır!

 

1960 İhtilali’nden sonra  belki de  sol düşünceye   bir tepki olarak  olarak, “Türk” ve “İslâm” düşünceleri  birlikte  siyaset ifadeye başladılar. O güne kadar bu denenmiş bir yoldu ve kökleri 1. Meşrutiyet’te  Namık Kemaller’e kadar çıkıyordu! Fakat kabul etmek lâzımdır ki  N. Atsız ile N. Fazıl ayrı düşünce insanlarıydı; ilginçtir ki bunun siyasete tahvil olmuş şeklinde yani A. Türkeş – N. Erbakan düşüncelerinde bu kadar   çatışma ve çelişki yoktu! O sebeble  Evren-Özal ve günümüz iktidarına önerilen  o meşhur “Aydınlar Ocağı” düşünceleri de  kökleri 1950’li yıllara dayanan “İlim Yayma Cemiyeti” görüşleri değildir! Bugünkü iktidara geçene kadar bu düşünceler elbette  revizyona uğradı! Fakat netice o kadar kötü değildir.

 

2000’lere kadar devlet siyasetimiz R.Oğuz’ın o “Coğrafya’dan Vatana”  tesbiti ile izah ediliyor ve işe yaramaz, zamana göre söylenmiş bazı gereksiz sloganlarla da destekleniyordu. Şimdilerde tersine dönmüş  ve “Vatandan Coğrafyaya” diye  resimlenecek bir  ortama gelinmiştir. Peki milliyetçiler bu işin farkında mıdır dersek; sanmıyoruz! İktidar eski değerlendirme tarzı ile  adı ne olursa olsun, resim ne kadar görünse veya görünmese de  daha kuvvetli destek veriyor! Milliyetçilerin   “Muhafazakâr Cumhuriyetçiler”in peşine takılmaması gerekiyor, çünkü “Klâsik Cumhuriyetçilik” çoktan miadını tamamlamış ve gelişme kabiliyeti gösterememiştir.

 

Ülkücüler milliyetçililiğin  en aktif ve en derli toplu  kanadıdır; hakkı ile temsil edilemeyen  “Cumhuriyet”” ve “Mustafa Kemal” düşüncelerini  “Modernizm”e taşımayı baş görev  saymalıdırlar. Polemik veya demogoji siyaseti bilimsel değildir. Bu düşünceyi  öyle “Bekaa” deyimi ile de  anlamlandıramayız, çünkü bu  deyim de siyasidir! “Sultan Sencer” olayına bakınız, esir etmiş, fakat esarette bile “Sultan” olarak görmüşüzdür. O sebeble Devlet Başkanını  önemsemek gerekmiyor mu?

 

Muhabbetle.

 

Ali Alparslan
Ali Alparslanalialparslan78@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments