Asker Selâmı!

HARUN KILIÇ

FATİH SULTAN MEHMET HAN’IN RUHUNDAN İSTİMDÂD

Bu haber 29 Mayıs 2019 - 15:40 'de eklendi ve 501 kez görüntülendi.

Efendi Barutcu                                                                     29 Mayıs 2019

Beş yüz yıl önce bize kılıcının hediyesi olan bu ülkenin semalarında, bugün nail olduğumuz “ba’sü ba’de’l-mevt” sırriyle etrafımıza bakıyoruz. İstanbul, asırların değiştirdiği bir şehir. Evlatların taşra mülkünün vârını ona harcadılar. Onun günümüzdeki şeddadî binalarının ihtişamı yanında senin Topkapı sarayın, eski bir medrese halinde kalmış. 
Sizden sonrakiler nefislerine hizmet etmişler. Siz cami, medrese, çeşme, imâret yaptırdınız. Bunlar köşkler, apartmanlar, devlet sarayları, oyun yerleri yaptırdılar. Sizin vaktiyle, kıyamete kadar Muhammed ümmetine hayır kasdiyle kurduğunuz vakıfların yerinde, doymak bilmeyen günahkârların talanına, yağmasına vesile olan menfaatler dolaşıyor. Sizin düşmandan aldığınız ganimeti bunlar milletten alıyorlar. İslâm halkının tehlil ve dua ile doldurduğunuz ağızlarından, şimdi hep menfaat ve birbirlerine şekavet yâdı dökülüyor. içi boşaltılmış -ve ahlâktan yoksun- bir müslümanlık iddiasıyla halkın maneviyat hassasiyetini sömürmeye devam ediyorlar. Bir kısım milli tarih şuuru , milli kültür, yüce İslam ve 
Türk-İslam medeniyetinin ihtişamından nasibini alamamış şaşkınlarsa sizin ecdadınız ve ahvadınızın Tanrı’dan kut aldığını unutarak Türklüğünüzü sorgulamaya cür’et ediyorlar.Yollarını ne kadar şaşırmışlar! Bu etrafımızda gördüğümüz kabuslar da nedir? 
Bugün İstanbul’un yedi tepesinde onlarca Haçlı zaferi görülüyor. Bu şehrin fethine anahtar olsun diye inşa ettirdiğiniz, büyük Peygamger’in ismini taşla yazan Rumelihisarı’nın üstünde protestanlar nâkus inletiyorlar. Sen keşke orada şehit olsaydın! Belki türben ahfâdını bir zilletten korurdu.
Ya Ayasofya’nın minarelerindeki ezan sesini kim susturdu? O minarelerde okunan ezân, Allah’ın adı yanında Peygamber’in adını göklere dağıtırken, ecdadına bağlı ruhlarda seni de düşündürüyordu da ondan mı? Bin Haçlı ordusu bunları yapamazdı! Bunlar nasıl yaptılar? 
Sizlerin sadece Allah’ın birliğini ve yüceliğini abideleştirmek için devlet hazinesinden tek kuruş harcamaksızın inşa ettirdiğiniz mimari şaheserlere öykünerek sadece kendi nefislerini putlaştıran, -devleti ve milleti dünya kadar borca sokarak- sözde büyük camii yaptıran tarih düşkünleri için “haysiyet müzeleri” kurmanın zamanı çoktan gelmedi mi?
Sizin inşa ettirdiğiniz Türk İstanbul’u beton yığınlarına döndürerek tanınmaz hâle getirdikten sonra “Biz bu şehre ihanet ettik.” itirafının hemen arkasında büyük bir pişkinlikle yeniden yetki isteyen yağmacı zihniyetin pişkinliğine “pes doğrusu” dememek mümkün mü?
Siz ikinci kızılelmayı fetih için ,Roma, yola çıktığınızda savletinizden korkarak Fransa’ya iltica hazırlığı yapan Papaların heykelleri önünde bunlar teslimiyet anlaşmaları yaptılar.
Heyhat bizlere! Heyhat asil evlâtlarına! Siz bu şehri görmek istemezsiniz artık. Ufuklara çevriliyoruz. Bakışlarımız daha uzaklara dalarak, düşman emelleriyle minarelerinde ezan sesleri susturulan Ayasofya’nın kubbesinden Irak ve Acem’in hudutlarına kadar bütün Anadolu’yu kucakladı. 
Nice yüzbin şehit kaniyle üzerinde birlik kurduğunuz bu vatan ne kadar perişan oldu! Kurduğunuz birlikse ayaklar altında. Bir olan Allah’ın adına bağlılık öyle gönüllerden düşmüş ki, hangi emelde birlik gözükmüşse ondan kaçtık. Nerede birlik kaldı? Ecdadınızın ve sizin bir asır döktüğünüz kanların mâyesi birlik yuğuracakken, şehir şehire, köy köye düşman kesildi. 
Allah’a sığınır gibi hasis menfaatlarına sığınan ruhlarımız ise, iki zevk ve devlet şehrinin kapılarından taşra çıkıp halka hizmet emelini kendinde bulamadı; çıksa da yine menfaata secde edip halka belâ kesildi. 
Maarifde mi birlik, kalmış? Sizin İstanbul’dan başka, her birini aynı kültür ve irfan seviyesiyle ihya ettiğiniz Bursa, Konya, Kırşehir, Urfa, Kayseri, Sivas, Amasya medreselerinizde halka dağıtılan nur ve iman yerine, bugün buralarda taassup ve cehâlet hüküm sürüyor. Türk yurdunda kaç türlü mektep var! Semalarına kılıcınızla “amentü” yazdığınız şehirde Türk olan lâiklerle Müslümanların mektebi, onların da yanında yahudilerin, protestanların, katolik misyonerlerin ve bütün Haçlıların mektebleri var.
Şaşırmış ahfâdınız, bedbaht evlâtlarınız! Ruhlarımız bambaşka makinelerden çıkarken onlarla aynı millet yapısını yapmaya mı çalışıyoruz? Elbette bu imkânsız olur, birlik yerde sürünür. Bizim muazzam birliğimizi yaratan, dünya tarihinden daha azametli tarihimiz dururken, her devriliş devrinde, her inkılabımızla başka bir millete benzemek istedik. 
Kölelerimiz olan zümrelerin her biri bir millet olup da bizden ayrıldıktan sonra bizim içimize sokulup, ta bünyemizin içinde yabancı bir millet yarattılar ve yine bize, bizleri, bizi bir millet yapan ecdadımızı inkâr ettirerek, bize düşman olan bu yabancı varlığa Türk milleti dedirtmek istediler. 
Bizi de bu varlığa hizmetkâr yapmak hirsiyle çalışanlar, bizden nice kahraman başlar kopardılar. Bizim içimizden namus ve azametimizi temsil edenleri zâlim mahkemelerde mahkûm ettiler; zillete hizmetkâr olanlarımıza ise devletimizi peşkeş çektiler.
Asırlık servileri ecdadınızın ve evlâdınızın ruhâniyetini terennüm eden şu kabristana bakın; meyhane kokuyor. Gazâ meydanlarından eserek mescitlerimizi dolduran havâ bizi zehirler olmuş. Mâbet bizce yüz karası, ezan sesi düşman sesi demekmiş. Fedakârlık hamakat, duygu iffetsizlik sayılmış, mertlik ise bize haram olmuş. Merhamet yerini nefsâniyete bırakmış. Al-i Osmâni evlâd-ı yehûd eliyle tahtından indirilmiş. Bize boyun eğmiş olan pespâye barbarların çocukları, zamanımızın sömürge diyarlarının prenslerine bunu revâ görmediler. 
Kimden intikam alındı? Ecdadınızdan mı? Şüphe götürmez, gerçek atalarınızdan mı? Mezar taşınız bizden daha vefakâr; hiç olmazsa adınıza lânet karıştırmadı. Her hakkı, her idraki çiğneyen varlıklarının bir tek gayesi varmış; saltanatı ortadan kaldırmak. 
Saltanat… Saltanat nedir, bize anlatın. Çünkü iz’ânımızı çalmışlar. Siz bir ilâhi saltanat kurmak için yaşadınız; bu uğurda cihâd ettiniz. Bu uğurda şiddet kullandınız, kendi aileniz hakkında bile. Siz, saltanat-ı ilâhiyye ile i’lay-ı kelimetullâh uğrunda şiddet kullandınız. 
Bunların bin, yüzbin saltanatı var: Herbiri bir dünya, bir menfaat, bir fitne saltanatı. Her biri bin menfaat, bin riya saltanatı: Hukuki saltanatlar, iktisadi saltanatlar, zümrevî saltanatlar ve bu saltanatların milleti parça parça bölen yüzbinlerle esirleri.
Siz ilâhî iradenin yalnız bir saltanatını kurmuştunuz ve bir olan Allah’a teslim olmuştunuz. Bunlar, her saltanatı tesis için binlerce zulme uşak, binlerce zâlime esir oldular. Bunlar nefislerinin, bunlar arzın, bunlar halkın ve bunlar her şeyin kölesi oldular! 
Siz, devletteki birliği yıkıcı eşkıya başlarını keserdiniz. Bunlar, eşkıyanın eliyle milletin en ulvî başlarını düşürdüler. Bu ulvi başı koparıp, bin bir belâ olan, bin bir ejderha başı yarattılar. Şimdi kim kime esir oldu?
Ruhlarımızda saltanat kuran kâbusun pençesinde iken, kendi hürriyetimize beyhude inanmak için çırpınıyoruz. Lâkin idrâkinden artık uzaklaştığımız bir şeyi ve bu bir şeyle birlikte her şeyi kaybettiğimizi de hissediyoruz.
Mâbetler ambar yapılıp âyetlerin üzerinde bitler dolaşırken, bunların nice sultanları beton saraylarda, devrilmesine feleğin vefa etmediği Batı Roma çocuklarının terennümlerini mırıldanıyorlar! Bunlar, Koca Sinan’ın Allah’a el ve kanat açan âbidesi olan mâbedin kapısında, üç kıtada kalkan kullanmış ataların bedbaht evlâtları, mihraba doğru tükürüp geçen İslâm çocuğunun lâkayt nazarları önünde, gök gözlü Haçlı çocuklarının ayaklarına kadar eğilmiş, terlik çeviriyorlar!
Heyhât! heyhât! Kapansın bu perdeler! Örtülsün bu manzara!
Yerde duran haysiyeti kaldırmak istiyorsak, bize bir cihât yaraşır. Öyle bir cihat açmalıyız ki, onda disiplin şuursuzluğa, huzur ihtirasa feda edilmesin. Ahlâk kaidesizlikle, Allah ümitsizlikle çiğnenmesin. Vicdanlar kin ve gayza hasret çekmesin.
Bu cihâdın ilk şartı: Birleşip ve bir kılıcın üzerine yemin etmektir. Bu kılıç imanla irfandan yapılmış olsun! Bu kılıç elimizde olduğu halde, Hakk’a saldıranlara yürümeliyiz! Mesuliyetsiz vicdanlara, hayâsız alkışlara doğru yürümeliyiz! Hesapçı korkulara, yalancı maskelere doğru yürümeliyiz! Yürüyelim, bunlar yıkılsın artık! Yürüyelim, putlar kırılsın artık!
Ancak o zaman sizin ve şerefli evlâtlarınızın çocukları denmeye hak kazanacağız! Kılıcınız bize emanet olsun!
Belki o zaman bize hakkınızı helal edersiniz!

Beş yüz yıl önce bize kılıcının hediyesi olan bu ülkenin semalarında, bugün nail olduğumuz “ba’sü ba’de’l-mevt” sırriyle etrafımıza bakıyoruz. İstanbul, asırların değiştirdiği bir şehir. Evlatların taşra mülkünün vârını ona harcadılar. Onun günümüzdeki şeddadî binalarının ihtişamı yanında senin Topkapı sarayın, eski bir medrese halinde kalmış.

Sizden sonrakiler nefislerine hizmet etmişler. Siz cami, medrese, çeşme, imâret yaptırdınız. Bunlar köşkler, apartmanlar, devlet sarayları, oyun yerleri yaptırdılar. Sizin vaktiyle, kıyamete kadar Muhammed ümmetine hayır kasdiyle kurduğunuz vakıfların yerinde, halkın yağmasına vesile olan menfaatler dolaşıyor. Sizin düşmandan aldığınız ganimeti bunlar milletten aldılar. İslâm halkının tehlil ve dua ile doldurduğunuz ağızlarından, şimdi hep menfaat ve birbirlerine şekavet yâdı dökülüyor. Yollarını ne kadar şaşırmışlar! Bu etrafımızda gördüğümüz kabuslar da nedir?

Bugün İstanbul’un yedi tepesinde onlarca Haçlı zaferi görülüyor. Bu şehrin fethine anahtar olsun diye inşa ettirdiğiniz, büyük Peygamger’in ismini taşla yazan Rumelihisarı’nın üstünde protestanlar nâkus inletiyorlar. Sen keşke orada şehit olsaydın! Belki türben ahfâdını bir zilletten korurdu.

Ya Ayasofya’nın minarelerindeki ezan sesini kim susturdu? O minarelerde okunan ezân, Allah’ın adı yanında Peygamber’in adını göklere dağıtırken, ecdadına bağlı ruhlarda seni de düşündürüyordu da ondan mı? Bin Haçlı ordusu bunları yapamazdı! Bunlar nasıl yaptılar?

Sizlerin sadece Allah’ın birliğini ve yüceliğini abideleştirmek için devlet hazinesinden tek kuruş harcamaksızın inşa ettirdiğiniz mimari şaheserlere öykünerek sadece kendi nefislerini putlaştıran, -devleti ve milleti dünya kadar borca sokarak- sözde büyük camii yaptıran tarih düşkünleri için “haysiyet müzeleri”  kurmanın zamanı çoktan gelmedi mi?

Siz ikinci kızılelmayı fetih için ,Roma, yola çıktığınızda  savletinizden korkarak Fransa’ya iltica hazırlığı yapan Papaların heykelleri önünde bunlar teslimiyet anlaşmaları yaptılar.

Heyhat bizlere! Heyhat asil evlâtlarına! Siz bu şehri görmek istemezsiniz artık. Ufuklara çevriliyoruz. Bakışlarımız daha uzaklara dalarak, düşman emelleriyle minarelerinde ezan sesleri susturulan Ayasofya’nın kubbesinden Irak ve Acem’in hudutlarına kadar bütün Anadolu’yu kucakladı.

Nice yüzbin şehit kaniyle üzerinde birlik kurduğunuz bu vatan ne kadar perişan oldu! Kurduğunuz birlikse ayaklar altında. Bir olan Allah’ın adına bağlılık öyle gönüllerden düşmüş ki, hangi emelde birlik gözükmüşse ondan kaçtık. Nerede birlik kaldı? Ecdadınızın ve sizin bir asır döktüğünüz kanların mâyesi birlik yuğuracakken, şehir şehire, köy köye düşman kesildi.     

Allah’a sığınır gibi hasis menfaatlarına sığınan ruhlarımız ise, iki zevk ve devlet şehrinin kapılarından taşra çıkıp halka hizmet emelini kendinde bulamadı; çıksa da yine menfaata secde edip halka belâ kesildi.

Maarifde mi birlik, kalmış? Sizin  İstanbul’dan başka, her birini aynı kültür ve irfan seviyesiyle ihya ettiğiniz Bursa, Konya, Kırşehir, Urfa, Kayseri, Sivas, Amasya medreselerinizde halka dağıtılan nur ve iman yerine, bugün buralarda taassup ve cehâlet hüküm sürüyor. Türk yurdunda kaç türlü mektep var! Semalarına kılıcınızla “amentü” yazdığınız şehirde Türk olan lâiklerle Müslümanların mektebi, onların da yanında yahudilerin, protestanların, katolik misyonerlerin ve bütün Haçlıların mektebleri var.

 Şaşırmış ahfâdınız, bedbaht evlâtlarınız! Ruhlarımız bambaşka makinelerden çıkarken onlarla aynı millet yapısını yapmaya mı çalışıyoruz? Elbette bu imkânsız olur, birlik yerde sürünür. Bizim muazzam birliğimizi yaratan, dünya tarihinden daha azametli tarihimiz dururken, her devriliş devrinde, her inkılabımızla başka bir millete benzemek istedik.

Kölelerimiz olan zümrelerin her biri bir millet olup da bizden ayrıldıktan sonra bizim içimize sokulup, ta bünyemizin içinde yabancı bir millet yarattılar ve yine bize, bizleri, bizi bir millet yapan ecdadımızı inkâr ettirerek, bize düşman olan bu yabancı varlığa Türk milleti dedirtmek istediler.

Bizi de bu varlığa hizmetkâr yapmak hirsiyle çalışanlar, bizden nice kahraman başlar kopardılar. Bizim içimizden namus ve azametimizi temsil edenleri zâlim mahkemelerde mahkûm ettiler; zillete hizmetkâr olanlarımıza ise devletimizi peşkeş çektiler.

Asırlık servileri ecdadınızın ve evlâdınızın ruhâniyetini terennüm eden şu kabristana bakın; meyhane kokuyor. Gazâ meydanlarından eserek mescitlerimizi dolduran havâ bizi zehirler olmuş. Mâbet bizce yüz karası, ezan sesi düşman sesi demekmiş. Fedakârlık hamakat, duygu iffetsizlik sayılmış, mertlik ise bize haram olmuş. Merhamet yerini nefsâniyete bırakmış. Al-i Osmâni evlâd-ı yehûd eliyle tahtından indirilmiş. Bize boyun eğmiş olan pespâye barbarların çocukları, zamanımızın sömürge diyarlarının prenslerine bunu revâ görmediler.

Kimden intikam alındı? Ecdadınızdan mı? Şüphe götürmez, gerçek atalarınızdan mı? Mezar taşınız bizden daha vefakâr; hiç olmazsa adınıza lânet karıştırmadı. Her hakkı, her idraki çiğneyen varlıklarının bir tek gayesi varmış; saltanatı ortadan kaldırmak.

Saltanat… Saltanat nedir, bize anlatın. Çünkü iz’ânımızı çalmışlar. Siz bir ilâhi saltanat kurmak için yaşadınız; bu uğurda cihâd ettiniz. Bu uğurda şiddet kullandınız, kendi aileniz hakkında bile. Siz, saltanat-ı ilâhiyye ile i’lay-ı kelimetullâh uğrunda şiddet kullandınız.

Bunların bin, yüzbin saltanatı var: Herbiri bir dünya, bir menfaat, bir fitne saltanatı. Her biri bin menfaat, bin riya saltanatı: Hukuki saltanatlar, iktisadi saltanatlar, zümrevî saltanatlar ve bu saltanatların milleti parça parça bölen yüzbinlerle esirleri.

 Siz ilâhî iradenin yalnız bir saltanatını kurmuştunuz ve bir olan Allah’a teslim olmuştunuz. Bunlar, her saltanatı tesis için binlerce zulme uşak, binlerce zâlime esir oldular. Bunlar nefislerinin, bunlar arzın, bunlar halkın ve bunlar her şeyin kölesi oldular!

Siz, devletteki birliği yıkıcı eşkıya başlarını keserdiniz. Bunlar, eşkıyanın eliyle milletin en ulvî başlarını düşürdüler. Bu ulvi başı koparıp, bin bir belâ olan, bin bir ejderha başı yarattılar. Şimdi kim kime esir oldu?

 Ruhlarımızda saltanat kuran kâbusun pençesinde iken, kendi hürriyetimize beyhude inanmak için çırpınıyoruz. Lâkin idrâkinden artık uzaklaştığımız bir şeyi ve bu bir şeyle birlikte her şeyi kaybettiğimizi de hissediyoruz.

 Mâbetler ambar yapılıp âyetlerin üzerinde bitler dolaşırken, bunların nice sultanları beton saraylarda, devrilmesine feleğin vefa etmediği Batı Roma çocuklarının terennümlerini mırıldanıyorlar!  Bunlar, Koca Sinan’ın Allah’a el ve kanat açan âbidesi olan mâbedin kapısında, üç kıtada kalkan kullanmış ataların bedbaht evlâtları, mihraba doğru tükürüp geçen İslâm çocuğunun lâkayt nazarları önünde, gök gözlü Haçlı çocuklarının ayaklarına kadar eğilmiş, terlik çeviriyorlar!

Heyhât! heyhât! Kapansın bu perdeler! Örtülsün bu manzara!

Yerde duran haysiyeti kaldırmak istiyorsak, bize bir cihât yaraşır. Öyle bir cihat açmalıyız ki, onda disiplin şuursuzluğa, huzur ihtirasa feda edilmesin. Ahlâk kaidesizlikle, Allah ümitsizlikle çiğnenmesin. Vicdanlar kin ve gayza hasret çekmesin.

Bu cihâdın ilk şartı: Birleşip ve bir kılıcın üzerine yemin etmektir. Bu kılıç imanla irfandan yapılmış olsun! Bu kılıç elimizde olduğu halde, Hakk’a saldıranlara yürümeliyiz! Mesuliyetsiz vicdanlara, hayâsız alkışlara doğru yürümeliyiz! Hesapçı korkulara, yalancı maskelere doğru yürümeliyiz! Yürüyelim, bunlar yıkılsın artık! Yürüyelim, putlar kırılsın artık!

Ancak o zaman sizin ve şerefli evlâtlarınızın çocukları denmeye hak kazanacağız! Kılıcınız bize emanet olsun!

Belki o zaman bize hakkınızı helal edersiniz!

* İstimdat: yardım istemek

**Bu metin merhum Nurettin Topçu’nun “Büyük Fetih” ( Dergâh Yayınevi, 11. Baskı, Mayıs 2016, İstanbul) isimli kitabının 87-91 sayfalarındaki “Fatih Sultan Mehmet Han Konuşuyor” başlıklı yazısından istifadeyle hazırlanmıştır.

Efendi BARUTCU
Efendi BARUTCUefendibarutcu1@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments