TÜRKİYE VE TÜRKMENLER I

Bu haber 02 Mayıs 2019 - 12:34 'de eklendi ve 782 kez görüntülendi.

     Recep SAVRAN

     recepsavran49@gmail.com

 

Genel olarak İslâm, özel olarak Türk tarihinde X. asır çok önemlidir. Abbasiler’ın 250 yıldan beri kılıç zoru ile İslâmlaştıramadığı Türkler Araplar yerine Samanoğlu-Fars-Tacik unsurlar ve din adamlarından İslâmiyeti öğrenerek yavaş yavaş Müslümanlaşmağa başladılar, ki X. asır sonunda bu durum Karahanlılar ile devlet Müslümanlığına dönüştü ve toplu ihtidalar ortaya çıktı. Elbette İslâmiyeti seçen ikinci ve önemli unsur Selçuklu Oğuzları idi. Samanoğulları içinde güney eyâletlerinde kendini gösteren ve Türk asıllı Gulam-Memlûk Gazneliler’i de saymak gerekiyor. İşte İslâmiyet’in Maveraünnehir’de kitleleşmesi Samanoğulları’nın son derece sıkışması ile sonuçlandı. Selçuklu-Karahanlı-Gazneli Türkler’in paylaşamadığı bu devlet onların arasında da büyük mesele oldu.

 

TÜRKİYE VE TÜRKMENLER I

 

Oğuzlar, İslâmlaşarak X. asırda, ikinci anayurtları Türkistan’ı terkettiler. Yakın coğrafya elbette İran’dı, büyük ve iddialı bu ülke Araplar’ın istilâsına uğramış, büyük şehirlerin dışında dağlar ve bozkırlar tamamen boşalmıştı.Türkiye Türk tarih literatürü elbette büyük Fars jenosittini kabul etmez; İslâm’ı koruyayım derken Araplar’ı korur. Araplar’ın hedefi Karadeniz kuzeyini aşarak bugünkü Ukrayna (Deşt-i Kıpçak) üzerinden belki de Avrupa hıristiyanlığını teslim almaktı. Doğu Roma, yani Bizans ayaktaydı; İran İmparatorluğu’nun bu ezeli rakibi Suriye üzerinden Arap istilâlarına da geçit vermemişti. Çok bilmediğimiz veya bilmek istemediğimiz Aşina veya Oğuz kökenli Hazarlar Hazar Denizi doğu ve batısında Araplar’a karşı büyük bir set oluşturuyordu. Tarihi Demirkapı Geçidi bile onların elindeydi. Hazar Türk toplumu Musevî-Hıristiyan ve Müslümanlar’dan oluşsa da idare bugün Karayim diye adlandırılan Musevî asıllı Türk komutanların elindeydi. Anlayacağımız odur ki Hazarlar Araplar’ın kuzeye geçmelerine izin vermediler, ki onlar da açık olan Maveranünnehir’e (Türkistan) yöneldiler.

 

Esas kılıç zoru müslümanlar olanlar İran’da idi, çünkü onlar tarihleri boyunca sürekli din ve dini görüşler icad ve ihraç ettiler. İlginçtir ki din ihracından bir miktar etkilenmekle beraber Fars inanç kültürü daha ziyade Hindistan’da alan buldu ve Horasan kanalı ile Maveraünnehir’e tedricen geçti. İslâm Orduları ile karşılaşan Türkler öyle değildi, çünkü Araplar geldiği zaman Türkistan’da hâlâ Ötüken’den beslenen elliye yakın dağınık Vassal idare bulunuyordu. Mançurya-Ötüken-Sibirya din kültürü İslâmiyet karşısında iki buçuk asır direndi. Abbasî Araplar’ın kılıç zoru ile Müslüman yaptığı Farslar’ın başta Harezm olmak üzere Buhârâ-Semerkant-Hocend (Fergana) şehir ve bölgelerinde büyük nüfusları vardı. Hemen hemen ticaret hayatına hakim durumdaydılar. Bunlara Soğd veya Sart da deniliyordu ki çok sonraları bir kısım Kıpçak Özbek tüccarlar da bu ismi almıştır.

 

İran coğrafyasında müslümanlaştırılamayan Fars çoğunluk, Maveraünnehir’de tedricen İslâmiyeti seçti ve X. asırda Samanoğulları (819-999) Devleti’ni kurdular. Samanoğulları Abbasi Hilâfetine bağlı şehirli Sünnî İslâm’ı seçmişti. İran büyük şehirlerinde ise Farslar Araplar’dan intikam yolunu seçerek Şiâ’ya meylettiler, ki aksülamel çok sonraları görüldü, çünkü onlar korku ile sindirilmişti. Başta Hemadan olmak üzere Fars asıllı birçok Müslüman âlim veya din adamı Samanoğulları egemenliğinde bulunan Semerkand ve Buhârâ’ya göçtüler. Samanoğlu Farsları yavaş yavaş Tacik aldını aldılar ve önceki Fars asıllı veya en azından aynı dili kullanan Soğd-Sart unsurlarla kaynaştılar. İlginçtir ki Sart denilenlerin çoğu son akademik çalışmalarda Fergana’nın aslî unsuru olarak kabul edilen Karluk-Karahanlı-Dokuz Oğuz(Uygur)Türk unsurladı ve bunlar Türk etnolojisinde genel olarak Kara Budun olarak tanınıyordu. İlginçtir ki Kaşgarlı Divanı’nda bunlar da Oğuz olarak adlandırılmıştır.

 

Maveraünnehir’de Oğuz bölgesi bugün bile değişmemiştir ve Sırderya’nın kuzeyinden itibaran batıya doğru Aral Gölü, Hazar Denizi’ne kadar devam eder. Bugün Rus atlaslarında Sibirya Demiryolu’nun Sırderya’ya yaklaşan eski Yengikent-Savran-Yesi (Farab-Otrar-Havara.vs.) bölgesi Oğuz Bölgesi olarak adlandırlmaktadır, Savran’ın(Sibirya Demiryolu batısı) yaslandığı dağa ve batı ovasına da Teke Ovası denilmektedir. Selçuklu Oğuzları işte bu coğrafyada neşv-ü nema buldu, Hoca Ahmed Yesevi’nin de yarı göçebeleri buranın yeleşikleridir. Tarih bilgilerine göre Selçukiler Akbudun (Açina-Şato) Türkleri Hazarlar ile de çok iyi değildi, fakat ticari münasebetleri vardı. Canlı hayvan (koyun-keçi-at) verip kumaş gibi mamül mal alıyorlardı.

 

Genel olarak İslâm, özel olarak Türk tarihinde X.asır çok önemlidir. Abbasiler’ın 250 yıldan beri kılıç zoru ile İslâmlaştıramadığı Türkler Araplar yerine Samanoğlu-Fars-Tacik unsurlar ve din adamlarından İslâmiyeti öğrenerek yavaş yavaş Müslümanlaşmağa başladılar, ki X. asır sonunda bu durum Karahanlılar ile devlet Müslümanlığına dönüştü ve toplu ihtidalar ortaya çıktı. Elbette İslâmiyeti seçen ikinci ve önemli unsur Selçuklu Oğuzları idi. Samanoğulları içinde güney eyâletlerinde kendini gösteren ve Türk asıllı Gulam-Memlûk Gazneliller’i de saymak gerekiyor. İşte İslâmiyet’in Maveraünnehir’de kitleleşmesi Samanoğulları’nın son derece sıkışması ile sonuçlandı. Selçuklu-Karahanlı-Gazneli Türkler’in paylaşamadığı bu devlet onların arasında da büyük mesele oldu. (Devam Edecek).

 

Hoşçakalın.

 

 

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments