TÜRKİYE VE TÜRKMENLER II

Bu haber 17 Mayıs 2019 - 12:18 'de eklendi ve 464 kez görüntülendi.

    Recep SAVRAN

    recepsavran49@gmail.com

 

Türkiye’nin geleceğini  hudutlarımız mücavir coğrafyalarında yerleşik Türkmenler  belirleyecektir! Meseleyi gereğinden fazla kamufle etmek,  iç ve dış entegrasyonu mutlak olarak engeller. ABD’nin bütün politikasının İran’a yönelik olması çok düşündürücü değil mi? Bu alan pimi çekilmemiş bir Türkmen bombasıdır! Amerika orada başarılı olamıyor, İran Türkmenleri yabancı dinlemiyor, Türkiye siyasetine itimat etmiyor, elbette sebeb  kendilerini devletin kurucu unsuru veya sahibi olarak görmeleridir! Böyle düşünceler için yeteri kadar tarihi-kültürel tecrübe, birikim ve alt yapı vardır. İşte Türkiye bu hususları daha net görmek zorundadır.

 

TÜRKİYE VE TÜRKMENLER II

 

Akbudun’un  cevheri olan Oğuzlar, X.Asırda  Karahanlılar’ı takiben müslüman olunca, onlara önce  Fars sonra da Araplar tarafından “Türkman-Türkmen” denilmeye başlandı, ki “Türk’e benzeyen” anlamına geliyor! Arap istilâsı  sonucu boşalan İran bozkırlarına Maveraünnehir ‘den inen Oğuzlar’a, durumu çok iyi kavrayamayan  ve bir ölçüde bunalımlı olan İran toplumu, yeni gelen kitleleri, evvelden tanıdıkları Müslüman olmayan Türklere benzeterek  “Türkman” diye nitelendirmiştir. İslâmiyeti seçen ilk Türk kavmi olarak Karabudun  Karluklar elbette bu göçe iştirak etmediler, çünkü onların Fergana gibi sınırları belli bir vatanları  ve Karahanlılar adı ile bilinen bir devletleri vardı! Halbûki Sırderya Havzası’nda yaşayan Oğuzlar’dan  kitle görünümü olmayan bir İslâmlaşma sezilmekle beraber çoğunluk, Şaman’dı ve Teke Dağları kuzeye doğru takip edilirse hemen hemen hiç Müslüman yoktu. Tarihçiler Şamanlar’la   İslâmiyeti seçmiş Oğuzlar arasında Teke Dağları doğu yamacında yer alan Savran bulunuyordu ki burada  Müslümanlar’ın Fergana camilerine karşılık  ancak bir mescid yaptığını biliyoruz.

Geçen yıl Yeditepe Yayınları arasında çıkan Ali Bademci’nın İran’da Türkler’in Bin Yılı adlı  hacimli eserini görmüşsünüzdür. Bu eserden  detayları ile anlıyoruz ki Türk ırkı İslâmiyeti Araplar’dan değil İran’da   evvelce Müslüman olmuş Farslar’dan öğrenmişlerdir. Tıpkı Fergana’da Müslüman olan ve İslâmiyet’i devlet dini haline getiren Karahanlıllar’da olduğu gibi.  İlginçtir ki Kaşgarlı Karluklar’a da “Türkmen” der, ki bu görüş çok doğru olmadığı için Mahmud zamanında da sonra da kalıcı bir düşünce haline gelmemiştir.  Yani büyük ölçüde şunu anlıyoruz ki Türkmen olmak veya böyle adlandırılmak için mutlaka Oğuz olmak gerekiyor! Biliyoruz ki Selçuklu âilesi bir Akbudun olan  Hazar oluşumundan ayrılmış, Şaman olan Türgiş Kağanlığı bünyesinde komutan seviyesinde bulunmuş, Oğuzlar’dandı.

Türklük kültürel gelişimini Oğuzlar ile İran’da  tamamladı, önce Suriye sonra da Anadolu’nun fethi Ortadoğu’yu kadim yurt haline getirdi. Oğuzlar’ın Ortaasya’da  tam bir varlık gösteremediği gerçeği ile yüzleşmemiz gerekiyor! Hâkimiyet idealleri İbrahim Yınal-Kutalmışoğlu ve Tuğrul-Çağrı Beyler rekabeti ile  Anadolu hamuru ile yoğruldu, ki bugünkü Türkiye ortaya çıktı. Selçuklu’nun bir kanadı İran Türkmenasahra’da kalırken büyük bölüm batıya yayıldı! O sebeble İslâmi Türk tarihinde Oğuzlar bir ihtilâl gerçekleştirmiş oldular. Selçuklular en büyük darbeyi   geldikleri yerlerden görmelerine karşılık oralardan kopamadılar; bu sebeble de İstanbul’u aşıp Avrupa’ya geçemediler! Fakat çok uzun sürmese de o imparatorluk daha büyüğü olan Osmanlı’yı  ortaya çıkardı! Gerek Selçuklu gerekse  Osmanlı başlangıcından nihayetine kadar  Türkmenlik’in şuurundaydı! O sebeble ve bir netice olarak Andolu-İran-Irak-Suriye  Türkmen gerçeği vücûd buldu! Bu benzer veya birbirinin devamı olan coğrafyalarda  kökleşen Türkmen ruhu bir kültür ve ideal bütünlüğü olarak  tarihteki yerini aldı.

 

İran Türkmenliğinde Farisi mültezim ve devlet adamları  Sultan Sencer olayı ile sonuçlansa da esas yapısal dönüş Babailik  olayları ile tezahür etti. Şüphesiz ki Osmanlı devri  Türkmen Aleviliği veya Baktaşilik de  Babailik’in  parçalanmış devamıydı, ki daha da ileri giderek  XX.yüzyıl Anadolu solculuğunu da bu çerçeve içinde mütelea edebiliriz! Karşıt veya aykırı sanılan düşünceler de  Türkmen ruhunun değişik tezahürleridir. Bizler belki farkında değiliz ama gerçek budur! İlginçtir ki bu gerçeği İréne Melikof gibi batıda yetişmiş bilim adamları bihakkın ortaya koydular. Son yüz yıllık Türkiye tarihçi ve sosyal bilimcileri  işte bu Ortadoğu Türkmen gerçeğinin farkına varabilselerdi bugün durum daha değişik olurdu. Irak’da popülizm Türkmen gerçeğinin önüne geçti, İran unutuldu, Suriye daha doğru bir minval üzere hareket ediyor!

Türkiye siyasetini mutlak surette bilim adamları belirlemeli  siyasetçiler de uygulamalıdır. Bu konuda kendinden başkasına aklî hayat hakkı tanımayan açık veya gizli örgütlerin  başarısızlığı bugün Türkiye’yi derin bir terör saldırısı ile karşı karşıya bırakmıştır. Siyaseti belirli mihraklar veya hâkim güçler değil bilim adamları oluşturmalıdır. Türkiye’nin huzuru bölgesel Türkmen  olgusundan geçmektedir; dün böyle idi bugn de böyle olmak zorundadır. Irak’da  %10’luk Kürt azınlık Petrol  gelirlerinden pay alıyor, %7’lik Türkmenler  dışarıda bırakılıyorsa bu Türkiye’nin aczidir. Çünkü Irak politikamız yanlıştır, Türkmen insanı ile  gönül beraberliğimiz olsa da akıl birlikteliğimiz yoktur. Öyle sanıyoruz ki Irak Tükmenlerinin hakkı olan Petrol payı Türkiye tarafından illegal yollarla tahsil edilmektedir!  Açıkça alınıp Türkmenler kuvvetlendirilse daha iyi olmaz mıydı!

Türkiye’nin geleceğini  hudutlarımız mücavir coğrafyalarında yerleşik Türkmenler  belirleyecektir! Meseleyi gereğinden fazla kamufle etmek,  iç ve dış entegrasyonu mutlak olarak engeller. ABD’nin bütün politikasının İran’a yönelik olması çok düşündürücü değil mi? Bu alan pimi çekilmemiş bir Türkmen bombasıdır! Amerika orada başarılı olamıyor, İran Türkmenleri yabancı dinlemiyor, Türkiye siyasetine itimat etmiyor, elbette sebeb  kendilerini devletin kurucu unsuru veya sahibi olarak görmeleridir! Böyle düşünceler için yeteri kadar tarihi-kültürel tecrübe, birikim ve alt yapı vardır. İşte Türkiye bu hususları daha net görmek zorundadır.

 

Muhabbetle.

 

Recep SAVRAN
Recep SAVRANrecep.savran@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments