YENİ ZAMANLARIN MEDENİYETİ OLARAK TÜRK KOZMOPOLİTLİĞİ

Bu haber 15 Haziran 2019 - 3:53 'de eklendi ve 529 kez görüntülendi.

YENİ ZAMANLARIN MEDENİYETİ OLARAK TÜRK KOZMOPOLİTLİĞİ

Metin Savaş

Bir millet kendi geleceğini kendisindeki dileklere en yakın biçimde inşa edebilmek derdine sahipse bu uğurdaki çalışmalarını en zorlu koşullarda bile sürdürme kararlılığında olmalıdır. Bununla ne demek istiyoruz? Bizler yakın veya uzak istikbalimizi düşlerken “Balkanlar yeniden Türkleştirilmelidir” dediğimizde şu tepkiler hemen karşımıza çıkıyor: “Biz önce Anadolu’yu elimizde tutmaya bakalım.” Yine geleceğimize ilişkin Türk Birliği ya da Turan Ülküsü söylemlerini dillendirdiğimizde “Biz önce Türkiye’nin bütünlüğünü korumaya çalışalım” itirazları bir duvar gibi önümüze dikiliyor. İlk nazarda makul ve doğru gibi görünen bu türden itirazlar en zorlu koşullarda bile ülkülerimiz doğrultusunda çalışma ilkesine terstir. Dünyanın en zor coğrafyalarından biri, belki de birincisi olan Anadolu-Azerbaycan coğrafyasında sorunlar hiçbir zaman tükenmeyecektir. Dolayısıyla da sorunların asla tükenmeyeceği bu yaman coğrafyada yakın ve uzak geçmişimize yönelik ülkülerimiz için çalışmayı ertelemek söz konusu olamaz. Aksi halde, bırakınız uzak geleceği, yakın gelecek bile gelip çattığında o gelip çatmış olan zaman dilimine hazırlıksız yakalanmış oluruz.

Türkiye-Azerbaycan coğrafyasının yanı sıra Batısıyla, Doğusuyla ve Güneyiyle Türkistan coğrafyası da son derece yaman bir coğrafyadır. Türklüğün yazgısı böyledir. Şu halde bugünümüzdeki o devasa sorunlarımızın üstesinden gelmeye uğraşırken bir millet olarak maddi ve manevi bütün enerjimizi yalnızca bugünümüzün sorunlarına yöneltip yoğunlaştırmamız vahim bir yanılgıdır. Bizler büyük bir millet isek ve geleceğimizin de büyük olmasını arzu ediyorsak hem maddi hem manevi enerjimizin bir kısmını bugünümüzün sorunlarından çekerek kendi istikbalimize yansıtma iradesine sahip olabilmeliyiz. Buna somut bir örnek verelim: Anadolu’muzun Güneydoğusunu bugün için Türklükten koparmaya çalışanlarla mücadele ederken aynı anda Irak ve Suriye’nin kuzeyini daha fazla Türklüğe kazanma çalışmalarımızı da sürdürebilmeliyiz. Türk milletinin ülkücülerinin bir bölüğü Türkiye’nin bugündeki mevcut sınırlarını korumaya uğraşırken bir bölüğü de Türkiye’nin bugünkü mevcut sınırlarının ötesi için uğraşmalıdır. Ama tabii ki çok yönlü bu uğraşlar muhtelif bölüklerin dayanışması içerisinde yürütülmeli, eşgüdüm zafiyetine meydan verilmemelidir. Türkçemizde eşgüdüm dediğimiz koordinasyon kavramının anlamı TDK Türkçe Sözlük’te şöyledir: “Belli bir amaca ulaşmak için çeşitli işler arasında bağlantı, uyum, düzen sağlama.” Bizim belli amacımız Turan’dır. Bugünümüz için çalışan bölüklerle geleceğimiz için çalışan bölükler arasındaki uyumluluk hayati bir görevdir. Kaldı ki bunlar iç içe geçmiş kompleks (karmaşık) çalışmalardır.

“Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu’sunun elimizden çıkma tehlikesi varken Kırım’ı mı kurtarmaya çalışacağız?” türünden karşı çıkışlar bizleri psikolojik yönden daraltır ve karamsarlığa sürükler. Böylesi karşı çıkışların iyi niyetli olması sonucu pek değiştirmez. Bizler siyasi, ekonomik ve kültürel enerjilerimizi çok yönlü dağıtmak durumundayız. Misal olarak Japonya’nın veya Polonya’nın bizimki gibi çok yönlü sorunları yoktur. Türklüğün sorunları ve sorumlulukları ise Sibirya’dan Balkanlara muazzam bir coğrafyaya yaygındır. Bizim bir bölüğümüz bugün Musul ve Kerkük için ihtisaslaşır, bir bölüğümüz bugünkü Makedonya’nın geleceğini Türklük lehine çevirmek için ihtisaslaşır. “Üsküp ki Bursa’nın Şar dağındaki devamıdır” ifadesini romantizme terk etmeyerek Üsküp’ün geleceğini eski zamanlardakine benzer şekilde yeniden kurgulama çabasına girişilmelidir. Bunu başarırız ya da başaramayız. Başka bir ihtimal yoktur. Hiçbir çaba göstermez isek zaten başarısızlık bizim ihtimalimiz değil gerçeğimiz olur. Ülkülerimiz doğrultusunda zihnimizi ve çalışmalarımızı öylesine geniş tutmalıyız ki yukarıda söz ettiğim Batı, Doğu ve Güney Türkistan’a (ki Güney Türkistan aslında Horasan’dır) bir de Kuzey Türkistan hedefini ekleyebilmeliyiz. Kuzey Türkistan’dan kastım Kazakistan’ın kuzeyidir. Rusya sınırları içerisindeki bu geniş bölgeyi de Türklüğe yeniden kazandırmayı hayal edebilecek derecede büyük oynayabilmeliyiz. Bir tez ortaya atarsınız, dersiniz ki Kazakistan’ın kuzeyindeki Rusya toprağı aslında Kuzey Kazakistan yurdudur, bu tez kısmen doğru ya da büsbütün yanlış bile olsa, sizler bu uğurda üstün gayretle çalışırsanız günün birinde herkes söz konusu toprağın gerçekten de Kuzey Kazakistan yurdu olduğunu düşünmeye başlar. İşte buna psikolojik savaş diyoruz.

Doğu Türkistan’ın bugün Çin işgali altında bulunması bizim istikbalimizin de muhakkak işgal edileceği anlamına gelmiyor. Düşmanlarımız ne kadar tehlikeli olurlarsa olsunlar o düşmanların muhtemel Türk Birliği’nden ürktüklerini biliyoruz. Karşılıklı endişeler psikolojik savaş kapsamındadır. İşte bütün bu söylediklerimizin ardından şimdi sözü muhtemel Türk Birliği uğrunda hangi çalışmalara şimdiden başlamamız gerektiğine getireceğiz. Biz önce Türkiye’yi kurtaralım, biz önce Uygur Türklerini kurtaralım da Türk Birliği ülküsü için çalışmayı yarınlara erteleyelim diyemeyiz. Diyemeyiz çünkü o yarınlar geldiğinde geç kalmış olabiliriz. Muhtemel Türk Birliği’ni şimdiden şekillendirme tasarılarımız olmalı ve söz konusu tasarılar daima gündemde ve yürürlükte kalmalıdır. Biz bu yazımızda muhtemel Türk Birliği’nin ortak kimliğini oluşturma konusuna kısaca değineceğiz.

Sibirya’dan Balkanlara uzanan Türk Dünyası coğrafyasında ortak kimlik oluşturulmalıdır. Bunun böyle olması gerektiğini zaten hepimiz biliyoruz. Fakat nasıl bir ortak kimlik düşlüyor veya tasarlıyoruz? Bir başka dergimize hazırladığımız “Türk Dünyasının Ortak Kimliğini İnşa Etmek” başlıklı yazıdan bir paragrafı buraya ekleyeceğim: “Türk Dünyası halkları kendi aralarında birtakım farklılıklara sahiptir. Bu farklılıklar dilden tarihe ve hatta dinden toplumsal yapıya kadar çeşitlilik göstermektedir. Çuvaşlar ile Gagauzlar Hıristiyan’dır. Çuvaşların dili komşuları Tatarlardan bile çok farklı iken Gagauzların dili Anadolu Türkçesiyle neredeyse aynıdır. Güney Sibirya Türklerinin kültürü arkaik Türk kültürüne daha yakın iken Türkiye ve Azerbaycan Türklerinin kültürü Ortadoğu kültürüne yakınlık göstermektedir. Uzun bir süre Rusların hâkimiyetinde kalmış olan Türklerin zihniyeti de İran ve Türkiye Türklerinin zihniyetiyle tam uyuşmuyor. Nitekim her Türk topluluğunun tarihsel seyri de farklı olmuştur. Bütün bunlara alfabe karmaşasını da eklersek ve birtakım psikolojik uyumsuzlukları da hesaba katarsak Türk Birliği’ne erişme yolunda Türk halkları arasındaki farkların üzerini mümkün mertebe örterek her türden benzerliklerimizi öne çıkarmamız gerektiği sonucuna ulaşırız.”

Türk halkları ve toplulukları arasındaki farkların bir kısmı bizlere güçlük çıkartabilecek unsurlardır. Ama bizler bütün farklılıklarımızı medeni tavır çerçevesi dâhilinde birer zenginlik olarak algılarsak pek çok güçlüğü bertaraf edebiliriz. Gagauz Türk’ünün Hıristiyan olması ya da Alevi Türklerle Caferi Türklerin farklı düşüncelere sahip bulunmaları ortak kimliğimize tehdit olarak görülmemelidir. Sibirya’dan Balkanlara çok geniş bir vatandaki her Türk’ün aynı düşünmesini bekleyemeyiz ve hepimiz aynı düşünürsek zaten Türk değil robot haline geliriz. Türk Birliği vatanında Anadolu Türklüğü ile Tuva Türklüğü gündelik hayatlarında elbette ki birbirlerinden değişik tavırlar sergileyeceklerdir. Fakat ortak davranışlar da sergileyeceklerdir ve zaten sergiliyorlar. Müslüman olmayan bir Güney Sibirya Türkü de Müslüman olan bir Balkan Türkü de aynı ağaca aynı görenekle çaput bağlıyor. Ama psikolojik, sosyolojik ve teolojik farklarımız da bizim gerçekliğimizdir. Kültürel pratiklerimiz yüzde yüz aynı değil. İran Türklüğünün tarihi ile Türkiye Türklüğünün tarihi bağdaşmıyor. Ve hatta birbirimizle çok savaşmışız. Türkistan’daki Timur algısı ile Türkiye’deki Timur algısı birebir aynı değil. Şu halde bu farklılıklarımızın birer çatışma ve sürtüşme konusu olmaması için ne yapmalıyız? Sibirya’dan Balkanlara o engin coğrafyadaki Türk topluluklarının her birine Türkiye ya da Özbekistan kültürünü dayatamayız. Böylesi bir dayatmaya yeltendiğimizde çatışmalar baş göstereceği için Türk Birliği ya kurulma aşamasında dağılır yahut da kurulur kurulmaz dağılır. Şu halde bizim önerimiz Türk halkları ve topluluklarının yerel kimliklerine saygılı bir tavırla üst kimlik (ortak kimlik) oluşturabilmek için Türk kozmopolitliği düşüncesini dayanak edinmek olacaktır.

Kozmopolit kavramının TDK Türkçe Sözlük’teki karşılığına bir bakalım: “Çeşitli uluslardan kimseleri barındıran, içinde bulunduran.”

Biz burada çeşitli uluslar yerine çeşitli Türk halklarını ve topluluklarını ikame ederek Türk kozmopolitliği kavramının içini doldurmuş oluruz. Türk kozmopolitliği Türk Dünyası’na özgü bir uyumluluktur. Hiçbir Türk topluluğu kendi yerel kültüründen ödün vermek istemeyeceğine göre bütün bu yerel farklılıkları bünyesinde barındıracak olan Türk kozmopolitliği bizim çıkış yolumuz olacaktır. Bir Türk aydını Türk Dünyası’nın neresinde bir düşünce veya bir sanat eseri üretecek olursa olsun, onun bu üretimi bütün Türklere hitap edecek esnekliğe sahip bulunacaktır. Öyle ki Balkan dağlarını betimleyen bir anlatı ile Altay dağlarını betimleyen bir anlatı arasındaki yöresel farklar (çelişkiler, aykırılıklar) Türk kozmopolitliği anlayışı sayesinde yadırganmayacaktır. Rumeli folkloru ile Güney Sibirya folkloru arasındaki benzerlikler ve farklılıklar Türk Dünyası’ndaki bütün sanatçılarımızın ortak ilgi alanı ve ortak malzemesi olacak ve böylelikle de yerel asabiyetlerden kaynaklanabilecek olan sürtüşmeler anlamsız kılınacaktır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban romanında açıkça gördüğümüz Anadolu köylüsü ile İstanbullu aydın çatışması türünden ve başka türden çatışmalar Türk kozmopolitliği şuuruyla asgariye çekilecektir. Türk kozmopolitliği aynı zamanda yeni bir medeniyet tasavvuruyla bütün dünya insanlığına katkıda bulunacaktır. Katkının ötesinde Türk kozmopolitliğinin hürriyetçi ve olgun bünyesi bir cazibeye yol açacağı için bütün dünya insanlığına kendiliğinden birtakım dayatmalarda da bulunacaktır. Türk kozmopolitliğinin inkâr edilemeyecek büyüsü karşısında Barbar Türk algısını sürdürmeye çalışanlar horlanacaktır. Türk kozmopolitliği aslında hem bütün Türklere hem de bütün dünya insanlarına seslenen yeni zamanların Türk medeniyeti olacaktır.

Türk kozmopolitliği esnek ve olgun tavrıyla dışlayıcı olmayacaktır. Kişi olarak Türk kozmopoliti Sibirya’dan Balkanlara bütün Türklük coğrafyasını her karışıyla kendisine vatan bilecektir. Türk kozmopoliti kendi vicdanını, kendi muhayyilesini, kendindeki sorumluluk sahasını muayyen bir bölgeyle, mesela Türkmen bozkırlarıyla veya İdil nehri boylarıyla sınırlı tutmayacaktır. Bilindik anlamıyla yersiz yurtsuz kozmopolitin bir muhalifi olarak Türk kozmopoliti Türklük coğrafyasının bütününden kendisini sorumlu hissedecektir. Türk kozmopoliti bir Hakasyalı şamanla, bir Hıristiyan Gagauzla, bir Müslüman Boşnakla, bir Musevi Karay ile karşılaştığında hiçbir tedirginliğe ve hiçbir bocalamaya kapılmaksızın karşılaştığı kişinin bir soydaş, bir Türk olduğu şuuruyla hareket edecektir. Kozmopolit kavramının bir anlamı “ulusal özelliklerini yitirmiş kimse”dir. Türk kozmopoliti kendi kimliğini “yitirmek” üzerine değil “benimsemek ya da devşirmek” üzerine inşa edecektir. Türk kozmopoliti iç dünyasında Müslüman veya bir başka inançtan olsa bile onun bu inancı yalnızca kendisini bağlayacaktır. Türk kozmopoliti başka düşüncedeki ve başka inançtaki bir Türk soydaşını düşman ve kâfir olarak görmeyecektir. İşte böylelikle de din asabiyetine, mezhep ve meşrep asabiyetine, bölgecilik ve hemşehrilik asabiyetine dayalı kavgaların önüne geçilecektir. Türk Birliği böyle kökleşecektir.

Metin SAVAŞ
Metin SAVAŞmetinsavas.1@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments