ÜÇ ESER ÜÇ ÂLİM: Şamanizmden Kızılbaşlığa Şiîliğin Türkmen Yüzü / Ali Bademci

Bu haber 09 Ocak 2020 - 22:25 'de eklendi ve 218 kez görüntülendi.

ÜÇ  ESER ÜÇ ÂLİM 

            Ahmet B. Karabacak

Bu yakında üç milliyetçi âlimin, tabiri mazur görün,”tuğla gibi” ikisi postadan, biri bizzat kendileri tarafından evime gelerek verilen kitaplarıyla buluştum. 

Türk milliyetçileri, ülkücüler cumhuriyet tarihi boyunca sevgili milletimiz, vatanımız için maddî ve manevî sahalarda ellerinden geldiğince çalıştılar, halen de çalışıyorlar. Sadece politik sahadan söz etmek istemiyorum. Konferanslar, seminerler veriliyor, konuşmalar yapılıyor, sergiler açılıyor. Gazete köşelerinde ve dergilerde yazı yazanları da bunlara ilave edebiliriz. Bunlar elbette güzel çalışmalar. Ama benim en çok sevdiğim, uzaktan da olsa gönülden desteklediğim fikrî sahada yetişmiş milliyetçilerin kalıcı eserler vermeleri ve bu eserlerle milletimize yeni ufuklar açmaları, yeni tezler ileri sürmeleridir. Bunlar yapılmıyor mu? Elbette yapılıyor. İşte, bana ulaşan, ikisi birbirini tamamlayan bu üç eser böyle ufuklar açan, kolay kaleme alınmamış üç muazzam araştırma. Bu eserleri benim tahlil etmem, haddimi aşmam demektir. Bu sebeple, eserlerin tanıtımını yaparken, eserlerin sahiplerinin kitaptaki takdim yazılarıyla bu işten sıyrılmak(!) istedim:   

(1) Şamanizmden Kızılbaşlığa 

Şiîliğin Türkmen Yüzü

Ali Bademci

Kitabın yazarı Ali Bademci pek çok esere imza atmış, milliyetçilerin yakından tanıdığı bir isim. Yıllarca Adana’da gazeteci olarak Çukurova’nın en önemli sesi oldu. Biz kendisini Hergün gazetesinin Çukurova temsilcisi olarak tanıdık. O sadece gazetecilik yapmadı; milliyetçi gençliğin içinde mücadele etti ve pek çok ülkücü gibi zulüm gördü, cezaevlerinde yattı. Bademci, Türklüğe âşık her Türk gibi ne devletine küstü, ne de mücadelesini bıraktı. Yıllardan beri bir ilim adamı olarak araştırmalar yapıyor, kitaplar, makaleler yazıyor, konferanstan konferansa koşuyor.

Elimizde olan kitap, Türklüğün asırlardan beri kanayan yarasına, küskünlüklere, iftiralara, hatta savaşlara sebep olan bir konuya cesurca el atıyor; yorum getiriyor.

Kitap 520 sayfa. Otuz sayfası kaynakça. Binlerce kaynak derinliğine inilerek incelenmiş. Bir tarihi roman gibi, yazarın akıcı kaleminin de ustalığıyla kolayca okunuyor. Ali Bademci’nin kendi yazdığı biyografisini ve şimdiye kadar çıkan eserlerinin listesini yazının sonuna aldım. Tembellik edip, okumamazlık etmeyin lütfen…

KİTABIN ÖNSÖZÜ 

Elinizdeki kitap 2015 yılında tamamlanmıştı, düşünü ve yazımı bir ömre yayılacak kadar uzundur! Çünkü bizler daha çocukluğu tamamlamadan ergenleştik ve bambaşka duygularla büyüdük! 1960 sonrasında ülkemizde din çok tartışılır olmuştu, bir takım insanlar inkârı seçerken, bazıları abartıya yönelmiş, bizim gibiler de aileden gelen eğitimle ıslah veya eski Türk inançları ile örtüştürme çabalarına girmiştik. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra bilimin süzgecinde bu üç görüşün de yanlış olduğunu, en azından yetişen nesillerin tutarsızlığından anlıyoruz! Tabiatı itibariyle dinler ideolojilerle kısa sürede kaynaşmakta ve siyasi ürünler vermektedirler. Hatta birçok sosyoloji bilim adamı dini, ideolojilerin stratejik alt yapısı olarak tarif etmektedir. Zaman biraz daha bu görüşleri doğrulamıştır.

1960 sonrası kuşaklarının birleştikleri tek nokta geri kalmışlık ve sömürülmekten nasıl kurtuluruz düşüncesidir. Bu düşünce jimnastiği içinde “sağ-sol” mefhumları ortaya çıktı. Fakat sağ olarak görülmesine karşılık iki düşünceye de iştirak etmeyen “siyasi din” düşüncesi daha rahat bir ortam yakaladı! Şüphesiz ki İslâm dünyasının bu istikametteki umutsuz yürüyüşünün de böyle bir ortamı hızlandırdığını kabul etmeliyiz. Çünkü İslâm’ın sosyal yorumu Müslüman ülkelerin çoğunun sosyal ve siyasî hayatını işgal etmişti!

Türk solunun, dozu biraz fazla biraz az da olsa dine bakışı bellidir; tarihi materyalizm ve Marksist sosyolojinin çemberi içindedir. İslâmcı sağın ise19. Yüzyıldan beri kümelenen altyapısının konuya bakışı beynelmilel ölçülerde bir söylemden ibarettir. Bu durumda sağ içinde mütalaa edilen milliyetçiler kalmaktadır ki bunların içinde de geri kalışımıza İslâm’ın sebep olduğunu, binaenaleyh hemen “eski din-şamanizm-göktengri” inançlarına dönmek gerektiğini ifade edenlerden, Arap aleyhtarlığını tarihimize yükleyenlere kadar yolu belli olmayanlar vardır.

 İşte içlerinde bizim de bulunduğumuz milliyetçi sağ oluşumda bunalım daha ağır ve daha karanlıktı. Siyaset “Türk-İslâm Sentezi-Tanrı Dağı kadar Türk Hıra Dağı kadar Müslümanız” gibi sloganlarla işi toparlamaya çalışsa da ilmî gayretlere dayanmayan bu teşebbüsler siyasi olmaktan ileriye gidemedi. Doğrusu milliyetçi kuşak ne eski dinimizi ne de İslâmiyet’i yeterince bilmiyordu. Kesinlikle bu kötü örnek, ocağı ve bucağından geldiğimiz Atsız Beğ’di.Bu sebeple bizim neslin handikabı bilgisizlikti, çünkü “Hıra Dağı” diyecek kadar kantarın ağır kefesini tutanların gusül abdesti almayı bile bilmediklerini 12 Eylül zindanlarında yakından gördük. O sebeple bu kitabın düşün safhasının bizim çocukluğumuza kadar indiğini belirtmeliyim.

Eski Asya ve Türk dinleri hakkında oryantalistler çok şey yazmışlardı; maalesef bizim özellikle Cumhuriyet devri düşünce adamları da bu görüşleri kuru kuru aktarmaktan ileri gidemediler! Hâlbuki Macaristan, Rusya, Romanya, Fransa menşeli birçok dilci-tarihçi-antropolog işin özüne inen, saha çalışması veya vesaike dayanan, literatürel ölçülerde araştırmalar yapmışlardı. Kaldı ki İslâmiyetten evvel Türkler’in ne kadar zaman “Şaman” olduklarını bilmediğimiz halde “Buda-Mani-Zerdüşt-Hristiyanlık” gibi kitaplı veya kitapsız dinlere uzun zaman mensubiyetlerini çok iyi biliyoruz! Üstelik bu dinlerin hepsinde,  hatta İslâm’da bile Türk ırkının Tanrı’yı daima gökte tahayyül ettiği bilim adamları tarafından ortaya konmuştur.

İşte böyle düşünceler ve görüş açısından bu kitapta Türk inanç sistemi derinden derine irdelenmiştir. Konusunda ciddi bulunan yerli ve yabancı kaynakların tamamı taranmıştır. Ayrıca tamamen sosyolojik ve antropolojik bakış formundan hiç ayrılınmamıştır. Bu kitaba bir tarih kitabı denmemesi için elden gelen bütün imkânlar kullanılmıştır. Çalışmanın iyi bir başlangıç olacağı ve gözleri açacağı kanaatindeyiz. Elbette eksik tarafları çoktur; bunu bizlerin yetersiz yetişmesine bağlayabilirsiniz. Dinler ve milliyetler tartışmasında ortaya konan fotoğraf amacı aksettirirse maksada ulaşmış olacağız.     

İşte Ali Bademci’nin biyografisi ve eserlerinin listesi:

1 Mart 1949’da Hatay Şeyhköy’de doğdu. İlkokulu burada, Orta ve Liseyi Antakya’da, yüksek tahsilini Adana’da (Ekonomi) yaptı. Bir ana-babadan 5’i erkek,8’i kız 13 çocuklu bir âilenin en büyüğüdür. Uzun yıllar “gazetecilik mesleğini icra eden Ali Bademci 12 Eylül 1980 günü Hergün Gazetesi Adana Temsilcisi iken gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Dâvâsı’nın sanığı olarak yargılandığı dâvâdan berâet etmiş ve1994’te emekli olmuştur. Evli ve üç çocuk babasıdır. Adana’da 45 yıl yaşamış 2016’da Hatay-Belen’e yerleşmiştir. Eserleri ile ilgili olarak TRT, Haber-Türk, Halk TV,Ülke TV programlarına konuk olmuştur. Ayrıca Taşkent’te 2001 yılında yayımlanan ve yardımcı ders kitabı mâhiyetinde olan” Özbekistan’ın Yengi Tarihi” adlı devlet neşriyatında da “Basmacılar”ın Kızılordu’ya yenilerek canlarını önce Afganistan sonra Türkiye’ye atan millî mücâdele hâtıralarına yer verilirken Ali Bademci’nin yayına hazırladığı Türkistan’da Enver Paşa’nın Umumî Muhaberat Müdürü Molla Nafiz’in Hâtıraları: Sarıklı Basmacı kitabından geniş alıntılar yapılmıştır.  Ağırlıklı bir “Basmacı” ve “Türkistan’da Enver Paşa” arşivine sahip olan Bademci kendi bilgi ve belgelerinde dünyada referans durumundadır. Tarih Sosyolojisi (İktisat-Din- Siyaset) gibi değişik bilimsel bir pencereden çalışmalar yapmaktadır. 2013 yılından beri Üniversiteler, Öğrenci Klüpleri, Türk Ocakları şubeleri, Vakıflar ve Kurumların dâveti ile konferanslarını sürdürmektedir. 2014 yılı Türk Ocakları Nevzat Köseoğlu Armağanı” sahibidir.

       YAYIMLANMIŞ ESERLERİ:

  1. 1917-1934 Türkistan Hareketi Korbaşılar ve Enver Paşa.
  2. Türkistan’da Enver Paşa’nın Umumi Muhaberat Müdürü Molla Nafiz’in Hatıraları: Sarıklı Basmacı.
  3. Cengiz Yasası-Timur ve Tüzükâtı.
  4. 12 Eylül İşgencesinde Ülkücü Bir Gazetecinin Dramı.
  5. Irak’da Türkmen Dramı.
  6. Suriye’de Türkmenler ve Bayır Bucak.
  7. Şeyhim.
  8. Cengiz Han.
  9. Suriye sendromu.
  10. İran’da Türklerin 1000 yılı.
  11. Şamanizmden Kızılbaşlığa Şiîliğin Türkmen Yüzü.
Ahmet B.KARABACAK
Ahmet B.KARABACAKosmanbkarabacak@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments