MEFKURE MEKTEBİ OKUMALARI DEVAM EDİYOR

Bu haber 05 Mayıs 2020 - 0:23 'de eklendi ve 249 kez görüntülendi.

MEFKURE MEKTEBİ OKUMALARI DEVAM EDİYOR

Efendi Barutcu 

Malum milletimize ve insanlığa musallat olan korona virüsü sebebiyle üniversitelerimizde eğitime ara verildi. Gençlerimiz de memleketlerine döndüğü ve sokağa çıkma yasakları sebebiyle bir süredir ara verdiğimiz Mefkure Mektebi okumalarına bilgisayarlar üzerinden görüntülü olarak devam ettik. (Bu da bizim uzaktan eğitimimiz.) Görülüyor ki, demokrasilerde çare tükenmiyor.

2 Mayıs 2020 tarihinde Mefkûre Mektebi’nde Kutadgu Bilig isimli eserin son bölümünü değerli tarihçimiz Prof. Dr. Altan Çetin beyin eş güdümünde değerlendirdik ve şöyle bir ortak yorumla noktaladık.

Yusuf Has Hacib “Halis gönül ve temiz kalple Tanrıya ibadet kıl, halka merhamet ve şefkat göster Heva*ve hevesini yenerek, akıl ile ona hâkim ol, bilgi ile nefsin başını ez Bilgi veren ve bilgi ile nefis ve hevaya hâkim olan insan ne der, dinle. Vücudun doğru olmasını istersen, heva ve hevesin boynunu ez; heva ölürse, vücudun eğriliği düzelir,Gayret et, hevanın esiri olma; heva ve nefis, bunların ikisi de din hırsızıdır, diyerek nasihatlere başlar. 

Akabinde  “İlk önce memleket düzene girmeli ve fesad ortadan kalkmalıdır;iç ve dış işlerin iyi yürümesine dikkat etmelidir. Memlekette bu kötü yerler tasfiye edilmeli; halka kanunla, her bakımdan, düzen verilmelidir” denilerek eserin tamamına yayılan nizam düşüncesi tekrarlanır. 

Bu eser ana hatlarıyla insan toplumunun devletle düzene sokulması ve insanın kendi nefsini düzenleyerek iki dünya dengesi kurulması esasında yazıldığından yukarıdaki aktarılan kısımlar bunu ifade eder. Devam eden kısımlarda fesat ve zulmün önlenmesi, bürokrat psikolojileri gibi hususlar konuşulduktan sonra Memleketin faydasını kendi menfaatin ile telif et; başkasının menfaatini düşünüp, ona bağlanma, denilerek eserdeki fayda prensibi yeniden ortaya konulur. Bundan sonra devletin halk halkın devlet üzerindeki hakları ortaya konulur.                    Bundan sonraki kısımlarda yaşlandığını düşünen Öğdülmüş Odgurmuşla meşveret ederek bundan sonra ne yapması gerektiğini sorar. İnsanlar arasında insan olan kimse, başkalarına faydası dokunan kimsedir. Başkalarına faydası dokunmayan kimseler insanların menfurudur(tiksinti verici, iğrenç); faydalı insandan bütün memleket istifâde eder. İnsan gönlünde iyi niyet besleyerek hareket ederse, o dünyada istediği her işte muvaffak olur. 

İyi niyetle hareket eden insan her vakit iyilik görür; niyetini tahakkuk ettiremese bile, bunun ecrini (sevabını) bulur, cevabı ile ona köşesine çekilmeden insanlara faydalı olmaya devam etmesi salık verilir. İlerleyen kısımlarda Hükümdar ile Öğdülmüş arasında devlet işlerine dair konuşmalar yapılır. 

Eserin sonunda zamanın gidişatı ve sıkıntılarından bahsedilir. Zamanın değişenlerinin idrakimize söyledikleri incelendiğinde aslında değişimin menfi boyutunun insan ve toplum doğası cihetiyle değişmeyenleri de içerdiği görülecektir. 

Kutadgu Bilig, değişirken değişmeyenlerimizi hatırlamak adına kulak verilmesi gereken bir sestir. “Bilgili hakir oldu, bir tarafa sinip kalıyor; akıllı dilsiz oldu ağzını açamıyor. Memlekette fena adamlar çoğaldı; halîm insanlar ayakaltında kaldı, başlarını kaldıramıyorlar. Şarap ile yüzlerini yıkayan ve ibadeti bırakanlar şimdi yiğit sayılıyor ve istediklerini yapıyorlar. Fesat ve fısk yapanlar merd sayıldı; şarap içemeyen kimseler hasis sayıldı. Namazına ve orucuna devam edenler münafık sayıldı, ey memleketin başında bulunan insan.” Buradaki tespitleri iki yönlü okumak gerekir zannındayız. İlkin zamanına dair tespitler ile vakayı tespit etmektedir. Diğeri ve daha önemlisi ise olması muhtemeli olmuş gibi tasvir ederek olmadan önce ikaz ediyor. Yani yukarıdaki durumlar varsa düzen menfi değişmiştir; görün, idrak edin ve gereğini yapın diye yöneticiler başta olmak üzere akıl sahiplerine ikazda bulunuyor. Bir olmuş ve olacak felsefesi iç içe. Bir yangın alarmı, virüs koruma programı gibi kadimi korumak ve yeniden üretmek adına geleceğe bırakılan bu sözler her dönemde yenilenmesi mümkün kaos çekirdeklerine dair ikaz hükmündedir. 

Bilginin değersizleşmesi, liyakatsızların işlerde söz sahibi olup temel değerlerin değersizleşip değersizlerin değer hâline gelmesi durumuna dikkat çekiliyor (Sanki günümüz Türkiye’sini tarif ediyor gibi). Görmeyi engelleyen yani idraki kör eden hastalığa karşı uyarı yapılıyor. Akıllı, halim ve ilkeli insanların madun (alt seviyede bulunan) sayıldığı ve kötü yaftalandığı, sahte yiğitlerin cirit attığı zamanların dikkat edilmesi gereken zamanlar olduğuna dair uyarı söz konusu oluyor.

Bu zamanların en önemli sıfatlarından biri olarak helal-haram konusu müteakip satırlarda ortaya konuyor. Değer dengesi menfinin (olumsuz, kötü) tarafına meyledince gidişat kaos oluyor; “Helal büsbütün ortadan kalktı, haram çoğaldı; haram yiyenin gönlü kirle kaplandı. Helalin ancak adı kaldı, onu gören yok; haram kapışıldı, hâlâ ona doyan yok. Hani bu harama haram diyen (sanki günümüzde ilahiyatçılara sesleniyor gibi), haramı bırakıp, helal yiyen insan nerede. Gerçekten dürüst ve takva sahibi denilecek kim kaldı; fakat güneşi parlayan bir kıyamet günü vardır. Kalpler haram ile çok fazla karardı; ey oğul, helali nerede arayıp bulmalı. Buna benzer şöyle bir söz vardır, bunu iyice dinle, ey temiz kalpli insan. Gönlüm haram ile karardı ve kirlendi; ben bilgiyi yüzde bir işte dahi kullanmam. Vücut artık eğilmez, heva ve heves onu esir etti; ben artık ibadetlerle meşgul olamıyorum; işte sırrımı açtım. Dünyanın tabiatı tamamen değişti, insanların gönlü ile dilleri birbirine uymuyor.”

Haram ve helal ile sembolleştirilen aslında varoluş durumundan uzaklaşarak bir anlam kaybına uğramaktır. Kalplerin kararması, gönüllerin kirle kaplanması, doymayan bir göz değişen dünyada yaşanan akıl ve vicdan kirlenmesinin önemli satır başlarıdır. Modernite’nin bugün anlam kaybı dolayısıyla insanların yüreklerinde açtığı derin boşluktan edilen şikâyetler Yusuf Has Hacib kavramsallaştırmasında helal-haram dengesi bağlamında kadim bir şekil, lakin evrensel bir özle verilmektedir. 

Düşüncenin ve sezginin iç ahengini yitirdiği bir karanlık gidişat.  “Halktan vefa gitti, cefa çoğaldı; itimat edilecek kimse ararsan, bulamazsın. Halktan vefa gitti, yerini cefa aldı; itimat edilecek, inanılacak kimse pek nadir. Akrabalar arasında yakınlık ve kardeşlik uzaklaştı; artık candan arkadaşlık kalmadı. Küçüklerde terbiye, büyüklerde bilgi yok; kaba insanlar çoğaldı, nazik insanlar ortadan kalktı. İnsanlar para uğrunda birbirlerine yakınlaştılar; doğruluk ve hakikat yolunda iş gören nerde. Emanetin adı var, onu yerine getiren nerde; nasihatin sözü var, onu tutan nerde. Marufu (şeriatın beğendiği, uygun gördüğü ve buyurduğu) emreden kim, münkeri (hoşa gitmeyen, beğenilmeyen, makbul olmayan) nehyeden (yasaklamak, engellemek) kim. Satıcılar emanet vasfını kaybettiler, ustalar artık nasihatten vazgeçtiler. Bilgi sözünü dosdoğru söyleyemez oldu. Doğruluk gitti, yerine nice eğrilik geldi; Allah için iş gören tek bir insan kalmadı. İnsanların hepsi para kulu oldu; gümüş kimde ise, ona boyun eğdiler.” Ekonomik verilerin modern zamandaki anlamsızlaştırıcı etkisine kadim bir akılla çok gerilerden bir uyarı var. Modern kaosun önemli göstergeleri olarak vefasızlık, itimatsızlık, emanetin yok olması doğru söylemesi gerekenleri söyleyememesi veya söylememesi bu durumdaki toplumda görülen birey ve topluluk hâlleri olarak takdim edilmektedir. 

Bu toplumsal krizleri yaşayan dünyanın tasvirine devam eden Yusuf Has Hacib şöyle devam eder: “Cemaatler çok, camiler az idi; şimdi camiler çoğaldı, cemaatler azaldı. Dinle, takva sahibi, insan ne der; ey iyi insan bunu gönlüne yerleştir. Hani, doğruluk ile hareket eden kim var; hani Allah rızası için iş gören kim var. Dünyanın her tarafı baştan başa bozuldu; buna bakıp hayret eden kimse var mı. Müslümanlar karıştı, birbirlerinin etlerini yiyorlar; kâfirler ise, tam bir huzur içinde yaşıyorlar. Müslümanın malı çalındı, yağma edildi; haramı helalden ayıran ve buna riayet eden nerede. Fesad ve fısk o kadar sesini yükseltti ki, insan geceleri uyuyamıyor; ilim ve Kur’an’ın sesi hiç duyulmuyor bile. Gönüller katılaştı, diller yumuşadı, doğruluğun kendisi gitti, ancak kokusu kaldı. Oğul babaya babalık eder, oğul bey ve baba ise, kul oldu. Hayat zorlaştı, endişe çoğaldı; hırs ve tamah gittikçe arttı, huzur azaldı. Fakir, dul ve yetimlere şefkat gösteren yok; dünyayı başka bir kalıba koydular da hayrete düşen yok. Hâkim, bilgisi geniş, dünyayı tecrübe etmiş, cömert ve eli açık olan insan çok güzel söylemiş. Dünyanın sonu geldi; nizam bozuldu; iyiler kötülere bakarak, değiştiler. Akıllı anlar, bilgili bilir; yıl, ay, gün geçtikçe dünya günden güne bozuldu. Oğul-kız babaya hürmeti bıraktı; ihtiyar kelimesi insana bir hakaret sözü oldu. Nizam ve kanunların hepsi değişti; ak ve kara birbirinden farksız oldu. Bunlar kıyamet gününün alametleridir; alameti görülürse, gelecek olan gelir. Kadir Tanrı encamımızı hayretsin; bu fitne, bela ve kötü adetleri ortadan kaldırsın.” Yusuf Has Hacib olmuş olma ihtimali olan üzerinden her devirde olması muhtemele bir mesaj veren uslüp ve yöntemiyle eserini tamamlar. 

* “Nefsin, akıl ve din tarafından yasaklanan kötü arzulara karşı olan eğilimi.” Yahut “doğruluk, hak ve faziletten saparak haz ve menfaatlere yönelen nefis.”

Efendi BARUTÇU
Efendi BARUTÇUefendibarutcu1@gmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments