ÖN YARGI

Zeliha Alkan

TÜRK FİKİR HAREKETLERİ TARİHİ

Bu haber 04 Nisan 2021 - 9:55 'de eklendi ve 200 kez görüntülendi.

TÜRK FİKİR HAREKETLERİ TARİHİ

 Kenan EROĞLU  

Bu günkü yazımızda vefatının seneyi devriyesinde Başbuğ Alparslan Türkeş’in 17 Mayıs 1980 tarihinde Ankara MHP Genel Merkezi Konferans salonunda 2. gurup eğitimci adaylarına verdiği konferansta tuttuğum notları aktarmak istiyorum;

“”İnsanlara yön veren kendi inançlarıdır. Dünya görüşleridir. Hayat felsefeleridir.

Onun için her toplumda, milli bir dünya görüşü ve o toplumun tarihinden ve kendi içinde bulunduğu şartlara göre şekillenen bir yaşama felsefesi bir dünya görüşü vardır.

Bazı toplumlar sistemleştirilmiş ilmi hayat felsefesine sahiptir. Tarihi şekilde milli şuura dayanan sistemleştirilmiş dünya görüşüne sahiptir.

Bazı toplumlar ise böyle bir görüşe sahip değildir. Başıboş gidiş içindedirler.

Nüfus ne kadar kalabalık olursa olsun, vatan ne kadar büyük olursa olsun, Milli Ülkülerden, milli hedeflerden yoksun, ahlaksız toplumlarda egoizm ve nemelazımcılık had safhaya ulaşır.

Ahlaksız toplumlar güçlü olamazlar.

Herkes kendi menfaatini düşünür. Nemelazımcılık havası içinde olan cemiyetlerden hayır gelmez.

Türk Milletinin tarihi başlıca iki büyük döneme ayrılır.

1-İslamiyet’ten önce.

2-İslamiyet’ten sonra.

Türk Milleti her iki dönemde de milli hedefler etrafında toplanmayı bilmiştir. Milli gayeleri hedef alır.

Türklerin hayatına; Türk Töresi yön vermiştir.

(Millet için, vatan için el ele vererek çalışmayı esas alan bir hayat felsefesine sahip olmuşlardır.)

 

Türk Töresi: 

Millet varlığı kişi varlığının üstündedir. Milletin varlığı, toplumun varlığı kişi varlığının üstündedir ilkesine dayanmaktadır.

Türk Töresi: Büyüğe saygı ve itaati, küçüğe sevgiye, hak ve adalete riayeti esas alır.

Türk töresi disipline dayanır.

Türk töresi ahlaka dayanır.

Türk töresi vazife,  görev ve namustur. Canımdan hayatımdan üstündür. İnancına dayanır.

Bu töre Türk Milletinin belli başlı güç kaynağıdır.

Töre: Büyüklere saygı ve itaati, küçüğe sevgi ve şefkati gerektirir.

Disiplin ise: Kanunlara, nizamlara, ahlak nizamına ve emirlere kayıtsız şartsız itaat. Büyük küçük herkesin hakkına hukukuna riayet etmektir

Adaletsizlik olunca disiplin olmaz. Muhabbet sevgi kalmaz. Nizam bozulur.

Nizam hakka, adalete riayet etmeye dayanır.

Hak hukuk ve adalet bu derece önemlidir.

(Kur’an’da “Kul hakkı ile huzuruma gelmeyiniz” diyor.)

İslam öncesi çağda da Türkler; İmanı, ahlakı, insanlara iyilik etmeyi, hak ve adaleti temsil etmeyi, hürriyeti dağıtmayı kendilerine şiar kabul etmişlerdir.

İslamiyet’ten sonra da Cenab-ı Hakkın nizamını yerleştirmek gayesiyle çalışmışlardır.

                                  ***

Türk Fikir Hareketlerini Şöyle Toparlayabiliriz. 

 

Türk Birliği: 

1-Kuvvetli bir milli şuur ile Türk birliğini kurma fikri ve yabancıların boyunduruğuna düşmüşse onu kurtarmak ve  dağınık Türk boylarının birleştirilmesi, sonra da dünyada hakim olma Ülküsünü gütmüşlerdir.

2-Dünyaya hâkim olma fikrini, Mete’nin, Cengiz’in, Timur’un, Fatih ve Yavuz’un davranışlarında görürüz.

İslama girdikten sonra da İslam birliği davası gütmüşlerdir. İslam birliğini kurmak bakımından gayret sarf etmişlerdir.

Ne yazık ki bu durum diğer İslam ülkelerinden bazıları tarafından engellemeler olmuştur. (Buna Ümmetçilik denmiştir.)

Ümmetçilik; Bütün Müslümanların bir bayrak altında birleşmeli.

Türk birliği için Yavuz S.Selim han çalıştı.

Bu Ülküyü gerçekleştirmek Yavuz Sultan Selim’in başlıca hedefi olmuştur.

Mısır Fatımileri de bu engellemeleri yapmaya çalışmışlardır.

Yavuz önce Anadolu mezhep kışkırtan isyanları bastırdı. Birliği sağladı.

Sonra İran üzerine yürüdü Şah İsmail’i ezdi.

Şah İsmail karısı Taçlu Hanımı bile savaş meydanlarında bırakarak kaçtı.

Taçlu Hanım’ı Yavuz İstanbul’a getirerek kendi vezirlerinden biriyle evlendirdi.

Bu durum tepkilere yol açmıştır. O günden beri aleyhinde kullanılmıştır.

Daha sonra Yavuz Fatımilerin üstüne yürüyerek Mısır’ı almıştır. Bu yol üzerinde bulunan Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail, Suudi Arabistan, Yemen ve Sudan alınmıştır.

Yavuz’un aldığı topraklar üzerinde bu gün 8 Devlet vardır.(Mercidabık ve Ridaniye savaşları.)

İran her fırsatta Papa ile anlaşarak Türkiye aleyhine ittifaklar yapmış ve Türkiye’yi baltalamıştır.

Kanuni aynı derecede değil. Belirli bir Ülkü’nün adamı olarak görülmüyor.

Yavuz tasarrufa riayet eden, mütevazı bir insandır.

Bir gün Kanuni’ye: Çok süslü elbiseler giydiğini gördüğünde, “Oğlum anana giyecek süs bırakmamışsın” demiştir.

(Şah İsmail’e kadın elbiseleri salıyor. “Sen kadınlar gibi kaçıyorsun vs” diyordu.)

Yeniçeriler savaştan vazgeçme çağrısını Yavuz’un arkadaşı Hemdem Paşa’ya yaptırıyorlar.

Yavuz Hemdem Paşanın kellesini kestiriyor.

Yavuz yeniçerilere (veya Sipahilere) “Erkek olan benimle gelsin. Kadınlarına dükün olanlar avratlarının yanına dönsün” diyor.

İslam Birliği fikri Yavuz’dan sonra bir daha görülmemiştir.

Ümmetçilik: Cemalettin Efgani Türk ve İslam birliği fikrini benimsemişti.

Osmanlıcılık Fikri: 

Osmanlının son döneminde Osmanlıcılık fikri ortaya atılmıştır.

Amaç: O günün Osmanlı İmparatorluk camiasındaki bütün gurupları bir araya getirmek davası güdülüyor.

Tabii bu mümkün olmuyor. Çünkü Osmanlı Devleti içinde 72 Millet var. Ve Osmanlı devleti o sıralarda çok zayıftır.

Yabancılar: İngilizler, Almanlar, Ruslar Osmanlı’ya dahil olan diğer milletleri kışkırtıyorlar.

Bu fikir tutmadı.

Turan Birliği Fikri: 

Bir üçüncü hareket de Turan Birliği hareketidir.

Bu Türk birliğinden ayrıdır.

Temelinde Altay-Ural bölgelerinden gelen tüm kavimlerin bir araya getirilmesini amaçlamıştır.

Bu fikir daha çok Macaristan’da Macar tarihçilerce geliştirildi.

Tarihçi Vambery bu fikri ortaya attı.

Turan Birliğini o dönemde gerçekleştirmek mümkün değildi.

Türk Birliği: 

Ana fikir: Bütün Türk’ler bir bayrak altında bir devlet çatısı altında birleştirilmelidir.

Hepsini birleştirmek mümkün değil. Önce Oğuz soyundan gelenleri birleştirmeli.

Oğuz birliği kurulsun.

Pan Türkmenizm.

Bunun gerçekleşmesi biraz zordur. Bu bakımdan bazı mütefekkirler Oğuz soyunun birleştirilmesini ön plana almışlardır.

Osmanlının son dönemlerinde Türk Ocağı adı altında bir dernek kurulur.

Yusuf Akçura, Sadri Maksudi Arsal, İsmail Gaspıralı.

Dilde birlik, İşte birlik, İmanda birlik, Hars’ta birlik.

“Tercüman Gazetesinin” değişmez manşetidir.

Türk Ocakları “Türk Yurdu” adı altında bir dergi yayınlar.

Azeriler: “Firuzat” dergisini yayınlar.

O sıralarda “Balkan Savaşı” kaybedilir.

Tarihte bu savaşlar kadar rezil, acı, ahlaksız bir durum yoktur.

Sırf Sarayiçi’nin (Edirne) bahçelerinde 10 bin Türk Askeri ağaç kabuklarını kemire kemire Bulgarlarca öldürülüyor.

“Balkan Savaşı” okunup incelenmeli.

Tarihte iki savaş iyi incelenmeli;

1-Balkan Savaşı.

2- 93 Osmanlı Rus harbi.(1877-78 Osmanlı Rus savaşı.)

Daha sonra İttihat Terakki yönetimi ele alıyor.

Enver Paşa Manastır’lı.

Turan, Türk-İslam birliği fikrine sahiptir.

Türk Ocağı görüşlerine bağlı. (Türkçü, Turancı, İslam Birliği gibi.) kalarak.

Fakat kendini beğenmiş, hırslı, bilgisiz, tecrübesizdir.

İhtilalcılıkla, particilikle Padişahı zorlayarak Yarbay’lıktan General’liğe kendisini yükselttiriyor.  (Sultan Reşat) Genel Kurmay Başkanlığı, Harbiye Nazırlığı ve Başkumandanlık yardımcılığını ele alıyor.

Bozgun orduyu, suçluları cezalandırarak, eğitim yaptırarak haksız rütbelilerin rütbelerini geri alarak, düzene sokmaya çalışmıştır.  (1913-1914)

Mareşal Fevzi Çakmak’ın da bir rütbesini indirmiştir.

O sırada Padişah Sultan Reşat’tır.

Enver Paşa saraydan bir kız alarak saraya damat oluyor.

Haksız rütbe alanların rütbelerini aşağı indirirken bazı haksızlıklar da olmuştur. Bunların içerisinde Mareşal Fevzi Çakmak’da vardır. Fevzi Çakmak o sırada tümgeneral’dir. Onu da Binbaşılığa indiriyor.

Enver Paşa eline bu kadar salahiyet geçince hemen İslam Birliğini kurmak ve Türk Birliğini kurmak davasına düşüyor.

Bir yandan Mısır’ı, bir yandan Hindistan’ı, bir yandan Türkistan’ı, Afganistan’ı ele geçirmek için çaba sarf etmiştir.

Sarıkamış’da 200 bin kişilik Türk ordusu hiçbir hazırlık yapmadan Rus’lara karşı Allahuekber dağlarından aşmayı planlamış ve 20 bin memleket evladı donarak ölmüş, diğerleri kaçmış, memleketi hezimete uğratmıştır.

Bunun neticesi olarak Cumhuriyet döneminde Türk Birliği fikirlerin karşı çıkılmış. Bunun delili olarak da Enver Paşa gösterilmiştir.

                   ***

Cumhuriyetten sonra yeni iki fikir akımı belirmiştir.

1-Anadoluculuk. 

2-Türkiyecilik.

Anadolucular:

Devletin temeli Anadolu’da yaşayan Müslüman Türklerdir. Bunun için devletin başına bunlar getirilmelidir. Yönetim bunların elinde bulunmalıdır.

Remzi Oğuz Arık, Hüseyin Avni Göktürk, Şevket Raşit Hatipoğlu, Sedat Çumralı, R,Şemsettin Sirer bu akımın öncüleridir.

Bu akımın etrafında toplandığı dergi “Millet Dergisidir”.

Bunlar Türk Milletini 1071 yılından başladığını söylerler. Bunların başında Nurettin Topçu gelir.

Bunların bazılarınca İfrata götürülmüştür. Anadolu Milleti diyorlar. (Nurettin Topçu)

Türkiyeciler: 

      Cumhuriyet döneminden daha ziyade mevcut iktidara ait aydınların savunduğu fikirdir. 1923 ten sonra CHP vs.

Onlara göre Türkiye sınırları içerisinde yaşayanlar bizim vatandaşlarımızdır.

Bizim bunun dışında hiçbir iddiamız yoktur. Türkiye dışındaki Türklerle ilişkimiz yoktur. Gibi görüşler ortaya atılmıştır.

Türk Birliği: (Türkçüler- Nihal Atsız) 

Bunlara karşı (Anadolucular ve Türkiyecilere karşı) tekrar bir Türk birliği fikri ortaya atılmıştır.

Bunun başında Nihal Atsız gelir.

O’na göre Türkçülük, Irkçılık ve Turancılık fikrini benimsemeyen Milliyetçi olamaz.

Her şeyin temelinde Türkçülük olacak. Türk soyundan olanlar olacak. Türk soyundan gelmek lazım.

Turancılık ise, “Bütün Türkler Bir Ordu” olacak, birleşecek.

Peki Müslümanlık……… “O bizi ilgilendirmez… İslamiyet Arap’ın dinidir. Bizim dinimiz Şamanizm’dir”. Diyorlar.

Tarihe uymayan bir düşünce, İslam’a da uymuyor.

Irkçılık bu gün suç sayılan bir görüştür.

Asker “Allah Allah” diye hücum eder. “Ölenler şehid, kalanlar Gazi” olur.

Faydalı tarafı olmuştur. Türklük duygusunu geliştirmişlerdir. Dış Türklerle ilgiyi artırmışlardır.

                   ***

Bize Göre: 

Biz… Bütün bu gelişmeleri değerlendirerek ona göre dünyanın neresinde bir Türk varsa onunla ilgilenmeyi, esas kabul ettik.

Ama Bu ilginin bazı şartları var.

Bunların başında Bağımsız Müslüman Türkiye’yi hiçbir tehlikeye atılamaz. Zarara uğratılamaz.

Türkiye’yi tehlikeye sokacak tehlikeleri göze alamayız. Türkiye tehlikeye atılamaz. Zarara uğratılamaz.

Kurtuluş Türkiye ile olacak.

Türkiye’nin tehlikesi pahasına dış Türklerle ilgilenmek yok. Türkiye’yi tehlikeye sokarak dış Türklerle ilgilenmek dimyata giderken evdeki bulgurdan olmaya benzer.

Bunun için öncelikle Türkiye’yi ele almak, Türkiye’yi kalkındırmak, tehlikelerden korumak, yaşatmak, güçlendirmek büyütmek zorundayız.

Bu şartlarla birlikte dış Türklerle ilgilenmek olmalıdır.

Türkiye’ye tehlike getirmeyecek şekilde dış Türklere yardım etmeliyiz.

Bize göre Türklüğü benimseyen, içinde yabancı bir millete karşı bağlılık duymayan herkes Türk olarak kabul ederiz.””

                                  ***

(*) Ülkücü Hareketin Doktriner Eğitimi, Kenan Eroğlu,  Polietika yayınları,  Ankara Şubat 2021, S: 115-116-117-118-119-120-121-122-123-124) 

Kenan Eroğlu
Kenan Eroğluknn.eroglu@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.