
Kenan EROĞLU
** Halk belki her şeyi bilmeyebilir ama sanılmasın ki halk anlamaz, sezmez. Halk belki bilgisizdir belki yeterli tahsili yoktur ama aptal da değildir. Halkı aptal yerine koymadan da yazılar yazılabilir. Bazı yazar sanılanlar; milletin bilmediğini zannettiği konularda gizli bilgi sahibi gibi davranmayı yeğlerler, faydalı ve güzel sözler de söyleyebilirler.
** Bir yazar sadece kendini akıllı, herkesi aptal görmeden de halkı hor görmeden de toplumu hiçbir şey anlamaz sanmadan da toplumu saf-aptal yerine koymadan da güzel şeyler söyleyip güzelliklerimizi dile getirebilir, güzel taraflarımızı anlatabilir.
** Halka kızmadan, milleti bir kalıba sokmaya çalışmadan da
yazabilirler. Bu yazarlar sadece fikirlerini söyleyip “Şöyle olsa daha iyi olur.” diyebilirler. “Böyle olursa daha güzel olur.” diyebilirler. Bu yazarlar, yazı ve davranışlarıyla halkına örnek olabilirler. Köşelerinde oturup her konuyu bilen (!), her şeyden anlayan (!) Her konuya ahkâm kesen biri yerine bilmediği konularda susmasını bilen bir yazar da olabilirler.
** Topluma yol gösterip bilinmezlere atmadan yön gösterebilirler. Halkına şöyle yap, böyle yap diye akıl vermeden, halkını “güdülecek koyun” gibi görmeden yazabilirler. Hayalî düşmanlar yaratıp milleti korkutmadan, hayalî tehlikelerle halkı oyalamadan da yazabilirler. Tenkit etmeden yaralarımıza parmak basabilirler. Eleştirme, karalama olmadan ama yapamazlar.
** Ama yazmazlar. Bu konuları bilmezler. İç dünyalarındaki karamsarlığı bir türlü atamazlar. Her şeyi ve her durumu kötü gösterirler. Tabii ardından da ülkenin güzelliklerinden, geleceğin ümit verici yazılar yazmalı. Milleti karamsarlığa sokmanın manası yoktur. İçinde eleştiri olmadan da yazabilirler. İçinde onu bunu karalamak olmadan, içinde onun bunun açığı eksiği olmadan da yazabilirler. Hep yıkıcı, hep parçalayıcı olmadan da yazabilirler. Ama yazmazlar.
** Bunlar herhâlde Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Mümtaz Turhan’ı, Osman Turan’ı, Erol Güngör’ü hiç mi okumamışlar? Hiç. Hâlbuki bunlara göre: Bazı fikirler vardır ki katılırsınız, bazılarına da katılmazsınız, iktidarların bazı icraatları vardır ki onaylarsınız, bazı icraatları vardır ki onaylamazsınız fakat bu görüşlerinizi her yerde ve her durumda açıklayamazsınız. Onlara göre siz ya illa muhalif olmalısınız ya da illaki muhalefet yapmalısınız. Böyle bir olgu var.
** Bazı yazarlar yanlışa yanlışı abartarak söyledikleri hâlde hiçbir doğruya doğru diyememektedirler.
** Hâlbuki gerekirse aşktan, sevgiden, muhabbetten, birlikten bütünlükten söz edebilirler. Bize iyi ve güzel örnekler verebilir ki biz de onların yollarından gidelim diyebilirler. Yeryüzündeki eserlerimizden, abidelerimizden, hizmetlerimizden bahsedebilirler.
Bizi ümitsizliğe sevk etmeden bir şeyler yazabilirler. Dün tarihte olan başarıları anlatabilirler, çok çalışırsak bugün de çok başarılı olabileceğimizi anlatabilirler.
** Dilimizden, ahlakımızdan, tarihimizden, tarihteki başarılarımızdan söz edebilirler. Bize bizi hatırlatabilirler, geçmişimizi
ve güzelliklerimizi anlatabilirler. Memleketimizin güzelliklerinden, dağlarımızdan, taşlarımızdan, havamızdan, suyumuzda söz edebilirler. Yazılarının içinde dostluklar olabilir, kardeşlik olabilir. Birlik olabilir, bütünlük olabilir. Güzelliklerle dolu yazılar yazabilir, yazılarının içinde güzellikler olabilir.
** Yazılarında dinin, dindarların ve dinî kurumların yaptıkları küçük hatalardan dolayı kınayıp hatalarını göklere çıkarmasın. Kaldı ki, hep kötülüklerden, olumsuzluklardan, eksikliklerden söz etmeden de yazı yazabilirler.
** Millî değerlere önem veren bir yazar, önce kendisini “Sıygaya.” çekmeli. “Ben kimim, ben neyim, benim yapmam gereken şey nedir?” sorularının yanı sıra, tenkit ettiği konu veya yönetici hakkında “Ben olsaydım nasıl yapardım?”, “Ben olsaydım nasıl bir beyanat verirdim?”, “O makamda ben olsaydım nasıl davranır, işleri nasıl düzenlerdim?” gibi soruları önce kendisine sormalıdır.
** Tenkitleri hem çoğu zaman Türklük düşmanlarının ağzıyla yapmanın neresi doğru bir hareket olabilir ki? Bunlar ülkede bu kadar çok tenkit edilecek aksaklık olduğundan değil, kendi içlerindeki tatminsizlikten ve bazı iç karmaşıklıklarını çözememiş ve ondan kurtulamamış olmanın sonucunda tenkit ve eleştiri getiriyorlar. Tenkit ve eleştiri yoluyla itibar kazanacaklarını sanıyorlar. Eğer bir eksik bir yanlış yoksa kendileri yalan haber servis edip o yalan haber etrafında fırtınalar kopartıyorlar.
** Bu tenkit konularını olduğundan çok fazla bir şekilde ülke düşmanları zaten yaparlar. Her konunun bir eksiğini, bir yanlışını bulurlar. Ülkenin ve idarenin elbette tenkit edilecek yönleri vardır ve olabilir. Hiçbir iktidar her şeyi dört dörtlük yapamaz. Bunların yaptıkları tek şey, kendileri kayda değer bir fikir ve düşünce ortaya koyamadıkları hâlde, bir yetkili veya etkilinin söylediği şeylerin aksini ispat etmek için yoğun çabalara giriyor olmalarıdır.
** Bunların kendi söyledikleri şeyler her zaman en doğru şeylerdir, kendileri dışında söylenen her söz mutlaka yanlıştır. Yazdıkları yazılardan anlaşıldığına göre; Her konuda en akıllı kendileri, en yakınlarından başlamak üzere herkes sanki akılsızmış gibi hareket ediyorlar çünkü sosyal medyada bazı internet sitelerinde ve gazetelerin bir köşesine yerleşmiş olan ve sözüm ona milliyetçi olduğunu söyleyen insanlar fikir üretmek, yol göstermek yerine ne yazık ki yazılarında tenkit ve eleştiriden öteye geçemiyorlar. Oldu olmadı her konuya bir kulp takıyorlar.
** Bu gibiler herkesin aleyhinde bulunur, herkesin bir yanlışını, bir açığını bulur, ona göre yazılar yazılabilir o zaman çok okunur fakat öyle yapmamak gerekir, doğru görülen şey karşısında olunan birisinden de gelse yazıp söylenir. Eğri görülen şey de yanımızda olan kişiden de gelse bu davranış eğridir diye belirtmek gerekir. Aslında konu; şu parti bu parti meselesi değil, toplum olarak her şeye karşı olup her şeyi eleştiriye tabi tutma hastalığıdır.
** Önce, “Partiler birleşemiyor, partiler anlaşamıyor.”, “Birbirinin aleyhinde bulunuyor.” diye sıkça eleştirirken partiler anlaşınca bu kez de “Neden anlaşıyorlar.” diye eleştiriliyor. Normal olan, memleketin menfaatleri için siyasi partilerin siyasi mülahazaları bir kenara bırakarak millî meselelerde ortak hareket etmesidir. Ama buna da kızılıyor çünkü sürekli kavga isteniyor.
** Eğitim mevzuunda yıllarca eğitimcilik ve idarecilik yapmış insanlar hiçbir şekilde “Eğitim şöyle olmalıdır, benim teklifim de şudur, çocuklarımızı şöyle yetiştirelim.” demezler ve ha bire partilere- siyasete şekil verme çalışmaları yaparlar. Türkiye’nin geleceğine kafa yorması gereken insanlar ne yazık ki, “Şu şunu dedi, bu bunu dedi.” diyerek zaman geçiriyorlar. Tahsili ve kariyeri bilinen insanlar akılları sıra, “Dış politika, iç politika, strateji, jeopolitik” konularda akıllar veriyorlar. Bir insan eğer bir konuyu bilmiyorsa biraz da susmasını bilmelidir.
** Bu konular insanımızın geleneklerimize ve inançlarımıza yanlış gelen zihniyet dünyası ile ilgilidir. Bu konuları da anlatmaya çalışıyor ve günlük politik meselelerden de uzak durulması gerekirken günlük politika ile uğraşmanın ve insanları sürekli bununla meşgul etmenin bir faydası olmadığını ifade ediyoruz.
** Her konuya maydanoz olup her konuya da ahkâm kesmemek gerekir. Herkesin kendine göre bildiği konular vardır, bilmediği konular vardır. Bir insanın her konuda, özellikle de Siyaset, strateji, jeopolitik, Orta Doğu, dünya siyaseti, AB, ABD konularında kalem oynatması büyük maharet ister, insan haddini bilmelidir. Devletin ve milletin yanında olmaya gayret gösterilmesi gerekir.
** Bazı kimseler bir yazı yazıyor, herkesi aptal yerine koyuyor kendisini en akıllı sanıp asmadığı kesmediği, ölçüp biçmediği kimse bırakmıyor, her hareketi, her icraatı ister iyi olsun ister kötü olsun yerden yere vuruyor olabilirler. Hayattaki tüm olumsuzlukları karşısında olduklarına yüklüyor ve daha çok da okunuyor olabilirler.

