
Kenan EROĞLU
** Millî kültür ve şuur, mesleki bilgi, görgü ile dolu olan insan kendinden emin insandır. Dış tesirlerden fazla etkilenmez, kararlı durur kendine güven duyar.
** İnsanımıza, ilkokuldan itibaren mümkün olduğu azami ölçüde, dilimiz, edebiyatımız, edebiyat ürünlerimiz, şiirimiz, sanatımız, sanatımızın şaheserleri, mimarimiz, mimari eserlerimiz, insanlığa hizmetlerimiz, ilim ve fende yaptığımız başarılarımız, buluşlarımız, köklü tarihimiz, insani yönümüz hatırlanmalı, anlatılmalı ve insanımızın kendinden emin hâle gelmesini sağlamamız gerekir.
** İnsanımız, Milletimizin büyüklüğüne inanmalı, büyük bir Milletin mensubu olduğunu bilmeli bunu anlamalıdır. İnsanımız kendi milletinin büyüklüğüne inandıkça kendinden daha çok emin olacaktır.
** İnsanımızı, kendisi, kendi milleti ve kendi tarihi konusunda bilgi ve kültür bakımından daha güçlü, daha donanımlı hâle getirmek gerekiyor. Bilgili ve kültürlü insan hem kendisine hem ailesine hem de çevresine faydalı olacaktır.
** Birtakım yazarçizer ve kendini okumuş aydın olarak görenler dahi yazılarında ve konuşmalarında müstemleke aydınları gibi hareket ediyorlar, Görüş ve düşüncelerinde Batı’nın, ABD’nin tesiri ve onların üstünlüklerini kabullenmiş olmaları hemen seziliyor. Dolayısı ile kendilerinden emin olamıyorlar.
** Hatta öyle ki kendi milleti ve kendi tarihi ve kendi değerleri konusunda da tereddüde düşerek milletine hizmet etmek yerine; İçinden çıktığı toplum hakkında bile olumsuz düşüncelere kapılabilenler elbette kendinden emin olamazlar.
** Kendinden emin olmayınca kararlı ve dik de duramıyor, en ufak bir meseleden dolayı hemen panikliyor ne yapacağını bilemiyor.
** Kendinden emin olmayan insan geleceğini de iyi düzenleyemiyor, çevreden ve dış dünyadan çabuk etkilendiği için, yabancı bir rüzgâr nereden eserse o yöne eğiliyor.
** Bilgisi, görgüsü, kültürü, inancı yeterli olmayınca da eğer bir sanatçıysa ortaya koyduğu eser ve neticeler kayda değer olmuyor veya kayda değer bulunmuyor. Yapılan bir iş, bir eser tüm çevreler tarafından tenkite uğruyor, eleştiriliyor.
** İnsanımız, kendisi için çok gerekli olan bilgi, görgü, kültür, inanç donanımını, aileden ve çevreden yeteri kadar sağlayamıyor.
** İnsanımız ailesinden, çevresinden ve okuldan yeteri kadar hayatı anlayacak, bir bilgi elde edemiyor, iyi bir insan olarak hayata atılamıyor. Bu nedenle, dış etkilere de çok açık oluyor. Bu yüzden insanımız kendinden emin olmadığı gibi, en ufak dalgalanmadan, rüzgârdan ve dış dünyadan da etkileniyor.
** İnsan eskiden hayatını devam ettirme konusundaki bilgileri ise geniş aile içinde kendine düşen işleri yaparak, çevresinden, mahallesinden yahut bir ustanın yanında işe başlamışsa çalışarak ustasından, daha eski zamanlarda ise ahi birliklerinden loncalardan alıyordu.
** Mahalle mektebinde, gittiği hocada, yakında bulunan tekkelerde, zaviyelerde tüm bilgi ve hayatın anlamını öğreniyor inancı sağlam, imanı sağlam, milletine olan güveni sağlam, dünya görüşü sağlam, çevresi ile barışık, sorumluluğun idrakinde bir insan oluyordu.
** İnsanımız beşikten itibaren ninnilerle, masallarla ardından mahalle mektebinden başlayarak eğitiliyor, hayatı, kâinatı, din ve İnancını burada öğrenmeye başlıyor kendinden emin bir şekilde hayata bakıyordu. Buradan aldığı bilgiler kendine yetiyordu.
** Ankara’nın göbeğinde, köylü vatandaşların Ulus, Kızılay, Çankaya tarafında bazı caddelerden geçmeleri kılık kıyafetleri uygun olmadığı için yasaklanmıştı. Bu gibi durumlar bugün belki pek görülmese de uzak olmayan geçmişte yaşananlar ne yazık ki pek unutulmuyor.
** Çok uzak olmayan zamanlarda, insanımızın devlet kapısından kovulduğu çok olmuştur. Valiliğe, kaymakamlığa gitmesi, jandarmaya gitmesi, o binalardan girmesi bile mümkün değildi.
** İnsanımız bilgi ve görgü itibariyle yeterli olmadığı için kendinden emin değil. Herhangi bir makama bir konu ile ilgili başvuran insanımız, genelde utana sıkıla bu başvuruyu yapar. O gittiği makamdaki kişiler bir şey mi der bir eksik mi vardır da tenkit edilir veya azarlanırım diye endişe taşırlardı.

