DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN

HAYVANLARDAN TANRILARA SAPIENS -İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi –

Yayınlanma Tarihi :
HAYVANLARDAN TANRILARA SAPIENS -İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi –

Halim KAYA

 

Yuval Noah Hararı 1976 yılında İsrail’de doğmuş, hani şu bizim türkücü İbrahim Tatlıses’in “Urfa’da Oksford vardı da biz mi okumadık” diyerek meşhur ettiği bir üniversite var ya. İşte Yuval Noah Hararı bu ifade de geçen Oxford Üniversitesinden 2002 yılında doktora yapmış, Kudüs İbrani Üniversitesinde Tarih dersleri veren bir tarihçi, filozof ve çok satan kitapları yazan bir yazar. Yuval Noah Hararı’nin yazmış olduğu “Hayvanlardan Tanrılara Sapıens-İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” kitabından başka “Home Deus: Yarının Kısa Tarihi”, “21.Yüzyıl için 2 Ders”, “Sapiens: Grafik Tarih ile Durdurulamayan İnsanlık”, “Neksus: Taşdevri’den Yapay Zekâya Bilgi Ağlarının Kısa Tarihi” adlı kitapların da yazarı. Yuval Noah Hararı “Hayvanlardan Tanrılara Sapıens-İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” adlı bu kitabını 2012 yılında yazmış, 2014 yılında yayınlanmıştır. Kitap 2015 yılında Ertuğrul Genç tarafından Türkçeye çevrilmiştir.

Yuval Noah Hararı “Hayvanlardan Tanrılara Sapıens-İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” adlı bu kitabı Türkçeye çeviren Ertuğrul Genç, kitabın ilk baskısını Şubat 2015 de olmak üzere elimizdeki baskı olan 70. Baskısını da Şubat 2025’de yapan Kolektif Kitap yayınevidir. Kitabın orijinal adı “Sapiens: A Brief History of Humankind”dir. Türkçe ad olarak “Hayvanlardan Tanrılara Sapıens-İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” olarak isimlendirilmiştir. Elimizdeki bu kitap Türkiye’de yayınlanışının onuncu yılı dolayısıyla 423 sayfa olarak yayınlanmış “Özel Baskı” olan bir nüshadır. Yazar Yuval Noah Hararı kitabı babası Shlomo Harari’ye ithaf etmiştir. Yazar ayrıca kitabı yazarken yardımlarını gördüğü kişilere de bir “Teşekkür” metni yayınlayarak minnettarlığını ifade etmektedir. Kitapta; “Tarih Çizelgesi”, “Birinci Kısım: Bilişsel Devrim”; “Önemsiz Bir Hayvan”, “Bilgi Ağacı”, “Âdem ve Havva’nın Bir Günü”, “İkinci Kısım: tarım Devrimi”; “Tarihin En Büyük Aldatmacası”, “Piramitleri İnşa Etmek”, “Fazla Dolu Hafıza”, “Tarihte Adalet Yoktur”, “Üçüncü Kısım: İnsanlığın Birleşmesi”, “Tarih Oku”, “Paranın Kokusu”, “Emperyal Vizyonlar”, “Dinin Kanunu”, “Başarının Sırrı”, “Dördüncü Kısım: Bilimsel Devrim”; “Cehaletin Keşfi”, “Bilimle İmparatorluğun Evliliği”, “Kapitalist İtikat”, “Sanayinin Çarkları”, “Kalıcı Bir Devrim”, “Ve Sonsuza Dek Mutlu Yaşadılar”, “Homo Sapiens’in Sonu”, “Sonsöz: Tanrıya Dönüşen Hayvan”; “10.Yıl Baskısı İçin Sonsöz   ” “Görsel Listesi” bölüm ve başlıklarından oluşmaktadır.

Yazar Yuval Noah Hararı kitabın hemen başında yayınladığı “Tarih Çizelgesi”nde (s.12) tarihi 13,8 milyar yıl öncesinden başlatmaktadır. “Yaklaşık 14 miyar yıl önce, Big Bang olarak adlandırdığımız bir şeyle madde, enerji, zaman ve uzay ortaya çıktı.” (s.17) Her ne kadar biz buna tarihin başlangıcı desek de Yazar Yuval Noah Hararı göre tarihin değil de kâinatın oluşumun başlangıcı olarak görüldüğünü daha sonra geçen “Yaklaşık 4 Milyar yıl önce, Dünya adı verilen gezegende” “kültürlerin gelişimine tarih diyoruz” ve “Tarihten çok önce insanlar vardı” ifadeleri tarih olarak insanın yaratılıp kültür üretmeye başladığı zamandan sonrasını kapsamaktadır. Yani “Tarih” insani bir geçmiş bilimidir.

Yazar Yuval Noah Hararı’nin  “Homo Sapiens uzunca bir süre kendisini diğer hayvanlardan ayrı, ailesiz (kuzen veya kardeşi, hepsinden de önemlisi ebeveyni olmayan) bir yetim olarak gördü” (s.19) ifadeleri ve devamında maymun ve şempanzelerden bahsederek aynı dişi bir maymunun iki kızı maymununda insan ve şempanzelerin atalarının dünya geldiğini ifade etmesi insanın yaradılışı hususundaki bakış açısının “Evrim Teorisi Yasaları” çerçevesinde olduğunu ispatlamaktadır. Evrim adı üstünde henüz bir Teori’dir. İnsan evrimleşerek hayvandan insana dönüşmemiştir ancak insan türü olarak tekâmül etmiştir. Her cinsi yaratan Allah insanı da yoktan var edemez mi?

Yazar Yuval Noah Hararı insanın zeki olmayan hayvanlar cinsinden akrabaları olduğu gibi zeki ancak birkaç farklı çeşit kardeş dediği kendine benzer akrabalarının da olduğunu iddia etmektedir. “Pek çok diğer medeni olmayan kuzenlerimizin yanı sıra, bir zamanlar birkaç erkek ve kız kardeşimiz de vardı. Tek insan türü olduğumuzu düşünüyorduk, çünkü son on bin yılda türümüz gerçekten de dünyadaki tek insan türüydü.” (s.19) Kuzenlerimiz dediği bir dişi maymundan doğan iki dişi maymunda zeki insanların ve şempanzelerin meydan gelmesinden sonra yani hayvanlara benzeyen İnsandan sonra insanların birkaç tür veya tip zeki varlıklar olarak çoğaldığını ancak son on bin yıldır tek insan tipine indirgendiğini ve diğer insan tiplerinin yok olduğunu savunmaktadır.

Son on bin yıldır zeki insan olarak “Homo Sapiens” tek tür olmadan önce dünyada (Güney Maymunu) anlamı gelen  “Australopithecus”dan (s.19), türediğini ileri sürdüğü “Neandertaller”, denilen türler ve bunların alt cinsleri olarak da (Dik Adam) “Homo erectus”, (Solo Vadisi İnsanı) “Homo soloensis”, “Homo floresiensis”, (Rudolf Gölü İnsanı) “Homo rudolfensis”, “Homo denisova” “Homo ergaster”  ve  (Zeki İnsan) “Homo Sapiens” (s.20)  olmak üzere 6 tür insanın yaşadığını “Gerçekteyse yaklaşık iki milyon yıl önceden on bin yıl öncesine kadar dünya aynı anda pek çok insan türüne ev sahipliği yapmıştır.” (s.21) der ve bu düşüncesini “Bugün dünyada pel çok tilki, ayı ve domuz türü var” (s.21) diyerek desteklemek ister. Ve “100 bin yıl önceki dünya en az altı değişik insan türüne ev sahipliği yapmaktaydı” (s.21) diyerek de paragraf başından beri özetmeye çalıştığımız konuyu kısaca netleştirir.

Yazar Yuval Noah Hararı göre insanlar ilk önce dünyaya yayıldılar ve oralrın ilklim ve beslenme şartları dolayısıyla evrimleşerek bu altı tür insan varlığını oluşturdular. Aynı zamanda bu altı tür insan Güney Doğu Afrika’da topluca var idiler. İşte tam bu insanlardan bir olan “Homo Sapiens” tekrar dünyaya yayılarak bugün ki insanlığı meydan getirdiler. Bugün ki insanlığın var oluşu hakkında iki teori vardır: Bunlardan birincisi Afrika’dan en son göç ile çıkan “Homo Sapiens”ler gittikleri yerlerdeki insan türleriyle evlenerek bugünkü insan türünün oluşmasını sağladılar. İkincisi ile en son göç ile Afrika’dan çıkan “Homo Sapiens”ler gittikleri yerdeki “Neandertaller”in genetik kökünü kurutana kadar öldürdüler ve bundan sonra dünyaya hâkim oldular. İkinci teoriye “Yerine Geçeme Teorisi” (s.28) adı veren, bu yoldan türeyen insan türü ve türeyişi için “saf Sapiensler” (s.28) diyen Yazar Yuval Noah Hararı bunu 70 bin yıl önce olduğunu ve eğer bu teori doğruysa “yaşayan tüm insanlar aşağı yukarı aynı genetiğe sahiptir ve aralarındaki ırksal farklılıklar önemsiz kabul edilebilir.” (s.29) Eğer birinci teori olan ”Karışım Teorisi” doğruysa “Afrikalılar, Avrupalılar ve Asyalılar arasında yüz binlerce yıl geriye giden genetik farklılıklar vardır.” (s.29) Çünkü daha önce izah ettiğimiz üzere daha önce gelip de yerli genetik özellikler oluşturmuş tür ile Afrika’dan yeni gelen “Homo Sapiens”ler ile karışarak farklı bir genetik tip oluşturmuşlardır.

Yazar Yuval Noah Hararı geçtiğimiz on yıllarda “Yerine Geçeme Teorisi”nin ilim adamları arasında kabul gördüğünü ancak bunun bilim adamlarının 4 yıllık bir çalışma sonucunda 2010 yılında açıkladıkları Neandertal genom haritası ile sona erdiğini ifade etmektedir; Bu düşünceyi destekleyen çalışmaların birincisi “Genetikçiler fosillerden yeterli miktarda bozulmuş Neandertal DNA’sı toplayarak bu günümüzün insanının DNA’sıyla karşılaştırabilmişlerdi. Sonuçlar bilin dünyasını şaşkınlığa uğrattı. Modern Ortadoğu ve acrupa insanı DNA’sının yüzde 1 ila 4’ünün NeandertalDNA’sı olduğu ortay çıktı.” (s.29) ifadelerindeki genetik ilmi gerçekli olurken ikincisi Denisova’daki fosilleşmiş parmaktan alınan DNA’nın haritası çıkarıldığında yaşlan şok oldu. “Sonuçlar modrn Melanezyalıların ve Avusturalyalı Aborjinlerin DNA’sının yüzde 6’ya varan oranda Denisova DNA’sı kökenli olduğunu ortaya koydu.” (s.29) İşte bu ilmi veriler “Karşım Teorisi”nin bazı konularda haklı olduğunu ortaya koymuştur. Yani kabul edilebilirlik bakımından ibre “Karşım Teorisi”nde tarafa dönmüştür. Bilim her ne kadar bu Neondertaller ile Sapiensler arasındaki cinsel ilişki ile oluşan genetik karşım olarak açıklasa da biz Allah’a ve Peygambere inan Müslümanlar olarak Kur’an’da buyrulduğu gibi İlk insanın Allah tarafından yaratılmış olmasından dolayısıyla aynı kökten gelen insanların köklerinde var olan genetik özelliklerin yaşayan son insan türlerinde de aynı genlerin mevcut olmasını normal karşılamamız gerektiğini düşündürmektedir.

Yuval Noah Hararı göre Sapines dediği insanların yaşadığını savunduğu “Bilişsel Devrim, 70 ila 30 bin yıl önce ortaya çıkan yeni düşünce ve iletişim biçimleri anlamına gelir.” Yani sapiens insanın beyninde meydana gelen “genetik mutasyonlar Sapiens’in beyin içyapısını değiştirerek, daha önce mümkün olmayan şekillerde düşünmelerini ve tamamen yeni dillerle iletişim kurabilmelerini sağladı.” (s.35) Sapienslerin mevcut düşünme yapıları ve iletişim kurma dilleri Bilişsel Devrimden sonra Bilgi Ağacı mutasyonu sayesinde tamamen tesadüfen olmak üzere değişti. Bilgi Ağacı mutasyonu oluşan yeni sapieens iletişim dili bütün dünyaya hâkim oldu. Bütün hayvanların bir iletişim dili mevcuttur. Sapienslerin bu yeniletişim dili ilk iletişim sistemi olmadığı gibi ilk sesli iletişim de değildi. “Örneğin Yeşil maymunlar birbirlerini tehlikeye karşı uyarmak için pek çok farklı ses çıkarırlar. Zoologlar şu ana kadar ‘Dikkatli ol! Kartal geliyor!’ anlamına gelen birini tanımlayabildi. Biraz daha farklı bir diğeri, ‘Dikkat et! Aslan!’ anlamına geliyor. Araştırmacılar ilk çağrının [ses] kaydını bir gurup maymuna dinlettiğinde, maymunlar yaptıkları işi bırakıp korkuyla yukarı baktılar. Aynı grup ikinci çağrı dinletildiğindeyse hemen ağaçlara tırmandılar.” (s.35) sapienslerin çok daha farklı sesler çıkra bildiği ama balinalar ve fillerin de iletişimleri etkileyiciydi. “Efsaneler, mitler, tanrılar ve dinler ilk kez Bilişsel Devrim sayesinde ortaya çıktı.” (s.37)

Sapiens’in 70 bin yıl önce Bilişsel Devrim, 12 bin yıl önce de Tarım devrimi geçirdiğini ancak bu iki tarih arsında avcılık ve toplayıcılık yaparak beslenmesi icin gerekli doğal besinleri tedarik ettiğini ve bu dönemde gıda stoklama gibi bir alışkanlığı olmadığı için bulduğu yiyeceklerden yiyebildiği kadar çok yiyerek beslendiğini bu alışkanlığın da bugün ki insanın obezliğine sebep olan beslenme alışkanlıklarının genetiğine işlemiş kalıntısı olduğunu söyleyen Yuval Noah Hararı göre   “Tarım devriminin arifesinde dünyaya yayılmış beş ila sekiz milyon arasında avcı-toplayıcı [insan], binlerce farklı dil ve kültüre ev sahipliği yapan binlerce farklı kabileye bölünmüştü.” (s58) Yani aynı bölgede yaşayan avcı-toplayıcı kabileler konuştukları dil bakımından farklı olup birbirini anlamadığını hatta erkek erkil veya kadın erkil aile olma bakımında farklılık arz ettiklerini savunmakatdır.

İnsan türünün ilk ana kara denilen Afrika-Asya’dan ayrılışı Bilişsel Devrimden önce olmuştu. “Örneğin Flores [adası] 850bin yıl önce yerleşim yeri haline getirilmişti.” (s.76) Ama buna rağmen dış dünya denilen ve ana karalardan uzak olan Amerika, Avustralya, Madagaskar, Yeni Zelanda veya Hawaii hala yerleşime açılmamıştı. Sadece yerleşime değil Afrika-Asyalı hayvan ve bitki türlerinin de ulaşması açık denizlerle engellenmiş, buraların organizmaları da bu izole yaşam sayesinde kendine has farklı biçim ve yapılar oluşturdular. Sapiens Bilişsel Devrimin ardından ilk gerekli teknoloji, örgütsel beceri ve vizyonu elde ederek “İlk önemli başarısı[nı] 45 bin yıl kadar önce Avustralya’nın yerleşime açılması[nı]” (s.76) sağlayarak göstermiştir. Yuval Noah Hararı Sapiens’in Avustralya kıtasına geçmesini Kolomb’un Amerika’yı keşfetmesi, Apollo 11’in Ay’a gidişi kadar önemli görmektedir. Avustralya meydana gelen değişimi ve diprotodonların ve dev kanguruların neslinin yok olmasının sebebi olarak iklim değişikliği ve Homo Sapiens insanın etkisiyle değişen beslenme zincirinin değişimi ile izah eden Yuval Noah Hararı “Homoo Sapiens Batı Yarımküre’nin karalarına ulaşan ilk ve tek insan türüydü. Günümüzden aşağı yukarı 16 bin yıl önce, yani MÖ 14.000 yılı civarında buraya vardı. İlk Amerikalılar yürüyerek gelmişlerdi, bunu yapabildiler çünkü deniz seviyesi Kuzeydoğu Sibirya ile Kuzeybatı Alaska arasında bir kara köprüsüne izin verecek kadar düşüktü.” (s.82) ifadeleriyle hem Amerika’nın 16 bin yıl önce Homo Sapiensin yerleşimine açıldığını hem de tarihçilerin Türklerin Amerika’ya Bering boğazından geçtiği tezini güçlendirecek Kuzeydoğu Sibirya ile Kuzeybatı Alaska arasından ilk insan olarak geçtiğini ima etmektedir. Buradan da Türklerin tarihinin insanlık tarihi kadar eski olduğu çıkarımını yapabiliriz.

Yuval Noah Hararı göre Homo Sapiens’in avcılık-toplayıcılık vasıtasıyla daha fazla protein bulma düşüncesi veya savaşlar nedeniyle Sibirya’ya yönelen Homo Sapiens eksi elli derce de yaşama tekniklerini öğrendiler ve böylece dayanıklılık kazanarak Sibirya’da yaşamaya başladılar. Sibirya’nın devamı olarak gördükleri Alaska’ya da bu surette geçtiler. Alaska’dan güney Amerika’ya geçmek için ise “MÖ 12.000’de küresel ısınma buzulları eriterek daha kolay bir geçiş yolu aç”masını (s.83) beklediler.

Yuval Noah Hararı’ın Tarım Devrimi dediği  “Tarıma geçiş MÖ 9500-8500 yıllarında Güneydoğu Türkiye, Batı İran ve Levant bölgesinin (Toros Dağları’nın güneyinde, Orta Doğu’da geniş bir alan) tepelik arazisinde, düşük bir hızda ve sınırlı bir coğrafi alanda başladı. Buğday ve keçiler yaklaşık MÖ 9000’de, bezelye ve mercimek 8000, zeytin ağaçları MÖ 5000, atlar 4000 ve üzüm 3500 yıllarında evcilleştirildi. (…) MÖ 3500 civarında asıl evcilleştirme dalgası bitmişti.” (s.91)

Yuval Noah Hararı insanların buğdayı evcilleştirmediğini aslında buğdayın insanları evcilleştirdiğini düşünmektedir. Şöyle ki; On bin yıl önce Buğday sadece Ortadoğu’nun bazı bölgelerinde sıkışmış yabani bir ot iken daha sonra birkaç bin yıl içinde tüm dünyada yetişmeye başlamış, Kuzey Amerika’nın on bin yıldır tek bir buğday başağı yetişmemiş tarlalarına kadar yayılmıştır. Bu gün dünya da 2,25 milyon kilometrekarelik alanda Britanya’nın neredeyse on katı bir alanda yetişir duruma gelmiştir (s.94). Buğday yetiştiği alan olarak bu yayılımı sağlarken insan da yetiştirdiği buğdayı zararlılardan korumak ve sulamak için çeşitli tedbirler ve teknikler geliştirmiş, buğday yetiştirmesi dolayısıyla bel fıtığı ve eklem ağrıları gibi de rahatsızlıklar kazanmıştır. Tarım işleri o kadar insanın zamanını almaktaydı ki insanlar buğday tarlalarının yanlarına, kalıcı yerleşim yerleri kurarak yerleştiler. İnsan buğday yetiştireyim derken buğdayın yetiştiği alanlara uyum sağlayarak kendisi evcilleşmiştir. “Biz buğdayı evcilleştirmedik, buğday bizi evcilleştirdi. Evcilleştirmek (demostikasyon) Latincedeki domus (ev) kelimesinden türemiştir. Evde yaşayan ise buğday değil, Sapeins’tir.” (s.95)

Yuval Noah Hararı’n kitabın başından beri zaman zaman temas ettiği İslam, Türklük ve İstanbul gibi atıflarına bu sefer Göbekli Tepe ile devam etmektedir. “1995’te arkeologlar Türkiye’nin güneydoğusunda Göbekli Tepe adı verilen bir yeri kazmaya başladılar. En [alttaki] eski tabakada her hangi bir yerleşim, ev ya da günlük işlerin izlerine rastlamadılar. Öte yandan, olağan üstü kaliteli oymalarla bezenmiş anıtsal boyutta sütunlar buldular. Her bir sütun yedi ton ağırlığındaydı ve boyu beş metreye yaklaşıyordu. Yakınlardaki taş ocağında da elli ton ağırlığında yarı yontulmuş bir taş buldular. Toplamda on’dan fazla anıtsal yapı ortaya çıkardılar, bunların en büyüğü neredeyse otuz metre genişliğindeydi.” (s.103-104) Yuval Noah Hararı daha sonra verdiği bilgilerde buranın avcılık-toplayıcılık yapan sapiensler tarafından yapıldığını ancak Göbekli Tepeye otuz Kilometre uzaklıktaki Karacadağ Tepesinden bulunan “küçük kızıl buğday”ın bulunması Göbekli Tepe’nin tam da tarım toplumuna geçmek üzere olan sapiens insanlar tarafından yapıldığı yorumlarına neden olduğu bilgisini de vermektedir. Ayrıca Yuval Noah Hararı tarafından MÖ 9500’e tarihlendiği söylenen Göbekli Tepe’de bulunan bu bulguların kabul edilebilir bulunmadığını da “Arkeoloji camiası ilk bakışta bu bulguları kabul edilebilir bulmakta çekingen davrandı, ancak yapılan her test, hem yapılanların çok erken tarihli hem de yapılanların tarım öncesi toplumlar olduğunu kanıtladı.” (s.104) ifadeleriyle tespit etmektedir. Aslında Göbekli tepenin bulgularının ait olduğu en eski zaman dilimi olarak tarihlendiği MÖ 12000 yıllarıdır. Göbekli Tepe katmanlardan oluştuğu için tabi içlerinde MÖ 9500’e tarihlenen bulgular da vardır. Ayrıca “kabul edilebilir bulunmaması”nı sadece yazarın meselesi değil bütün insanlığın meselesi bilinmelidir. Eğer bilim gerçekliği arıyorsa Göbekli Tepe’de bulunan bulguların sunduğu bilgiler kabullenilmek zorunda, aksi bir durum bilimsel gerçeklik diye inanlara açıklanan geçmiş bilgilerin ve dayatmaların, uydurma dinlerin bilinen tüm bilgilerinin değişeceğinden korkan insanların yalan dünyalarının yıkılmaması için çıkardıkları zorluklar olarak görmek gerekir.

Yuval Noah Hararı, Hamburabi kanunlarından eşitliğe inanmadığını ancak Amerika Bağımsızlık Bildirisinde sanal bir eşitliğe inandığını söylemektedir. Sanal eşitliği de bedenen yani fiziki olarak ve ruhen eşit olamayan insanların eşit kabul edilmeleri şeklinde tarif etmektedir. İnsanların sanal eşitliğe inandırılması için eğitilmesi gerektiğini ve bugün insanoğlu çocuk yaşlarından başlayarak sanal eşitliği, hayali düzeni kabul etmesi için eğitilmektedir (s120-123). Bu sanal eşitlikten hareketle insanların hayali bir düzen kurduklarını ve bugün insan hayatını ve ilişkilerini düzenleyen çoğu şeyin hayali bir düzenin eseri olduğu, bunun da nesnel hayali düzenin insan bilinci ve inançları dışında olan mesela radyoaktif yayılımın dünyanın var oluşundan beri olması gibi, öznel hayali düzenin bireyin bilincine ve inançlarına başı olanlar ise bireye inançlarını değiştirirse değişir, ortadan kalkar, özneler arası hayali düzen ise kişilere bağlı olmayan binler ya da milyonların inançları vasıtasıyla oluşan ortak bir hayalilik olarak tarif edilir. Bir kişinin inançlarını değiştirmesi ya da ölmesi özneler arası hayali düzeni değiştirmez, daha çok binlerce veya milyonlarca insanın inançlarını değiştirmesi ya da ölmesi halinde özneler arası hayali düzen değişir veya tamamen yok olur (s.128).

Yuval Noah Hararı kitapta anlattığı tezini Big Bang patlamasına bağlamakta ve daha sonra süre gelen bir evrimden bahisle açıklamaktadır. “Biyoloji bilimine göre insanlar ‘yaratılmamı’, evrimleşmiştir.” ve “biyoloji bilimine göre ortada bu insanlara bir şeyler ‘bahşeden’ bir ‘Yaratıcı’ falan da yoktur.” (s.121) gibi ifadeleriyle de insanın yaratılmış olması geçekliğini ve Yaratıcı bir Allah’ın varlığını inkâr etmektedir. Hâlbuki bugün Big Bang patlamasının ilk hareketini veren bir Yaratıcı Tanrının olduğu bilim çevrelerinde de kabul edilmek zorunda kalınmıştır. İnsanoğlu onların dediği gibi tür olarak evrimleşerek meydana gelse bile evrimleştiği canlıyı yaratan bir Yaratıcı tanrıya muhtaçtır. Hiç bir şey tesadüfen var olamaz.

İnsan beyninin bir depolama aracı olarak yeterli olmadığını ve bu yetersizliğinde; beyin kapasitesinin sınırlı olması, insan beyninin insan ömrü ile sınırlı olması ve onun ölümü ile birlikte çürüyüp yok olması ve insan beyninin belirli türde bilgileri saklamak ve işlemek için uygun olması gibi üç sebebe bağlı olduğunu (s.131-132) söyleyen Yuval Noah Hararı insanoğlunun bu bilgi depolama problemini yazıyı keşfederek haletliğini “Yazı somut işaretler aracılığıyla bilgi depolama yöntemidir. Sümer yazı sistemi bunu iki tür işareti birleştirerek başardı ve bunlar kil tabletlere yazılıyordu. Birinci tür işaretler sayıları temsil ediyordu; 1, 10, 60, 600, 3600 ve 36000 için birere işaret vardı. (Sümerler 6’lık ve 10’luk bir sayı sistemi kombinasyonu kullanıyorlardı. 6’lık sistemleri bize günün 24 saate bölünmesi ve dairenin 360 dereceye bölünmesi gibi pek çok önemli miras bıraktı.) İkinci tür işaretler ise insanları, hayvanları, malları, toprakları, tarihleri vb. temsil ediyordu. Bu iki tür işareti birleştiren Sümerler böylelikle başka hiçbir insan beyninin ya da hiçbir DNA zincirinin saklayamayacağı veriyi saklamayı başardılar.” (s.133) ifadeleriyle izah etmektedir.

İnsanlar toplumsal düzeni her seferinde, üstünler ve köleler; siyahlar ve beyazlar; asilzadelerle avamlar; Brahmanlarla Şudralar veya zenginlerle fakirler olarak çeşitli hayali kategorilerle sınıflandırarak sağladılar. Bu kategoriler, milyonlarca insan arasındaki ilişkileri, insanları birbirlerine karşı yasal, politik veya toplumsal olarak üstün kılarak düzenledi.” (s.146) Yuval Noah Hararı, biyolojik sistem olarak insanlar arasında bir fark olmasa da sanal farklılıklar üzerinden toplumu kategorilere ayırarak bir düzen kurulduğunu ve kurulan düzenin de kabul edildiğini, ettirildiğini ifade etmektedir. Toplumsal farklılıkları oluşturan yetenek ve becerilerin eğitimle geliştirildiğini, bu yönden –becerilerini geliştirecek eğitim alma hususunda- eşit şansa sahip değildir.

Önce insanoğlu tarafından tarihi süreç içersinde ihtiyaçtan fazla üretim, iş bölümü sonra, uzmanlaşama ve uzmanların ürettiğini satma veya başkalarının alması, malın mal ile değişimi yani takas keşfedilmiş daha sonra da takasın aracı bir değişim maddesiyle değişimi için değişim nesnesi olara deniz kabuğu vs. gibi kolay nakledilebilir ve biriktirilip saklanabilir özelliklerinden dolayı kabul edildi. “Para pek çok yerde ve farklı zamanlarda icat edildi.Paranın icadı teknolojik bir dönüm noktası değil, zihinsel bir devrimdi.” Ayrıca “Para, madeni metaller veya baknotlar demek değildir; mal ve hizmet takasını gerçekleştirmek amacıyla diğer ürünlerin değerini sistemli olarak belirleyebilmek için insanların kullanmaya razı oldukları şeydir. Para, insanların farklı ürünlerin (örneğin elma, ayakkabı ve boşanma davası işlemleri) değerini kolayca ve hızlı kıyaslayabilmelerini, ürünleri takas edebilmelerini ve biriktirebilmelerini depolayabilmelerini sağlar. Tarihte birçok para türü icat edilmiştir. Bunlardan en bilineni standartlaşmış baskılı madeni paradır. Madeni para basımı icat edilmeden çok önceleri de mevcut olan para, çeşitli kültürlerde farklı eşyalar kullanılarak gelişti: deniz kabuğu, hayvan derisi, tuz, tohum, boncuk, kumaş ve taahhütname.” (s.184)  Günümüzde demir para, kâğıt para ve kaydi para olmak üzere çeşitleri vardır. Kaydi para bankaların hesaplarında rakam olarak kaydedilen ve dünyadaki para emisyonu denilen para miktarının kat be kat üzerinde olan farazi bir paradır. İnsanlar arasında tıpkı paranın para olarak kabul edilmesi gibi kabul edilmiş ve bu ortak kabulün oluşturduğu güvenin ürünüdür.

Aslında bugün bile madeni para ve banknotlar nadir bulunan para türleridir. 2006’da dünyadaki toplam para miktarı 473 trilyon dolarken, madeni para ve banknotların toplam değeri 47 trilyon dolardan azdı. Tüm paranın yüzde 90’ından fazlası (hesaplarımızdaki 400 trilyon dolardan daha fazla) sadece bilgisayarlarda mevcuttur.” (s.185) Yani piyasadaki paranın %90’dan fazlasını kaydî para dediğimiz para oluşturmaktadır. Ayrıca nakit paraların bir de nominal değeri vardır ki para üzerindeki yazılı miktar enflasyondan arındırılmamış ve paranın madde değeri ne olursa olsun üzerindeki yazılı miktar onun cari değeridir. Reel değeri ise paranın enflasyon düşüldükten sonraki alım gücüdür.

Paranın serüveninden (s.180) sonra imparatorlukların oluşumunu (s.195) ve daha sonra dinlerin animizmden (varlıkların ruhu olduğuna ve canlı olduğunu kabul eden inanç) çok tanrılı dinlere ve tek tanrılı dine dönüşümünü ele almış (s.214) İnsanların köy, kasaba ve şehirlerde birbirinden habersiz var olmaları ve farklı kültürler oluşturmayı terk ederek birlik olmalarını sağlayan etkenleri “Bildiğimiz kadarıyla evrensel ve tebliğci dinler milattan önceki bin yıl boyunca çıkmaya başladı; ortaya çıkışları tarihteki en önemli devrimlerden biriydi ve insanlığını birleşmesine tıpkı evrensel imparatorluklar ve para gibi büyük katkı yaptı.” (s.216) ifadesinde olduğu gibi dinler, imparatorluklar ve para olarak sıralamaktadır. Yuval Noah Hararı sanayi devrimi denen kalkınma hamlesinin bilim ve teknoloji ortaklığı olduğunu bunun da 17.yüzyılda başladığını  “Aslında bilimle teknoloji arasındaki ilişki çok yenin bir odludur. 1500 yılından önce bilim ve teknoloji birbirinden tamamen ayrı alanlardı. Bacon 17. Yüzyılın başlarında bu ikisini bir raya getirdiğinde, bu çok devrimci bir yaklaşımdı. 17. ve 18.yüzyıllar boyunca bu ilişki giderek güçlendi ama düğüm ancak 19.yüzyılda atıldı. 1800’lerde bile güçlü bir ordu isteyen yöneticiler veya büyüyen bir işyeri isteyen patronlar fizik, biyoloji veya ekonomi alanındaki araştırmaları finanse etmekle uğraşmıyorlardı.” (s.263) ifadeleriyle ortay koymaktadır. Ancak 1800’lü yıllarda bile hala tam kabul görmediğini ifade etmektedir. “Bilim, sanayi ve askeri tekonoloji ancak kapitalist sistemin ortaya çıkışı ve Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesiyle birbirine bağlandı. Bu ilişki bir kez kurulunca da dünyayı çok hızlı şekilde değiştirdi.” (s.267) Askeri teknolojiyi geliştirmek için bilime, bilimi desteklemek için de kapitaliste ihtiyaç vardı, sanayi devrimi bunu sağladı.

Bilimsel Devrim, Emperyal askeri güç birleşince oluşan sanayi devrimini yapan Avrupa’nın teknolojik üstünlüğünün başlangıçta henüz bu kadar büyük olmadığını, Çin, Hint ve Osmanlı teknolojilerinin hemen hemen aynı olduğunu savunan Yuval Noah Hararı bu düşüncesini “1850’den önce durum böyle değildi. Askeri-endüstriyel-bilimsel sanayi hala emekleme dönemindeydi; Bilimsel Devrim’in meyveleri henüz olgunlaşmamıştı ve Avrupa, Asya ve Afrika güçleri arasındaki teknolojik fark önemsizdi. 1170’de James Cook Avustralyalı Aborjinlerden kesinlikle çok daha üstün bir teknolojiye sahipti, ama Çinliler ve Osmanlılar da öyleydi [Avrupa’nın sahip olduğu teknoloji kadar teknolojikti].” (s.283) Diyerek teknolojik farkın 1850’illere kadar pek açık ara olmadığını ifade etmektedir. Yuval Noah Hararı bu tespiti yaptıktan sonra “madem 1770 yılında Avrupalıların Müslümanlara, Hintlilere ve Çinlilere karşı belirgin bir teknolojik üstünlüğü yoktu, peki nasıl oldu da bir sonraki yüzyılda kendileriyle dünyanın geri kalanı arasındaki farkı böylesine açabildiler?” (s.284) sorusunu sorarak problemin tespitine dair bir yönlendirme yapmaktadır. Ve sorusundaki problemin de ne olduğunu “Çinliler ve Türklerin elinde buhar makinesi gibi teknolojik yenilikler bulunuyordu (bunlar bedavaya kopyalanabilen veya satın alınabilen şeylerdi). Öte yandan, Batı’da ortaya çıkması ve olgunlaşması yüzyıllar süren değerler, mitler, hukuki araçlar ve sosyopolitik yapılar bu ülkelerde mevcut değildi ve bunlar kolayca kopyalanıp içselleştirilemiyordu. Fransa ve ABD, İngiltere’nin hemen arkasından hızlıca ilerleyebildi çünkü Fransızlar ve Amerikalılar, zaten İngiliz mitlerinin ve toplumsal yapılarının en önemli kısımlarını paylaşıyorlardı. Çinliler ve Türkler ise hem farklı biçimde düşündükleri hem de toplumlarını farklı şekilde örgütledikleri için farkı bu kadar hızlı kapatamadılar.” (s.285) ifadeleriyle ortaya koyuyor. Yaklaşık 1500’lerden 1850’lere kadar Avrupa’da oluşan zihniyet ve Bilimsel Devrimin oluşturduğu teknolojik gelişmenin temelindeki backgraound-arka plandaki birikim olarak tespit ediyor. Ve şu örnekle de bu birikim farklılığını gözler önünü seriyor. “1750’de Avrupa, Çin ve Müslüman dünyası arasındaki görünürdeki eşitlik sadece bir seraptı. İkisi de [Avrupa ve Çin – Osmanlı] çok uzun kuleler inşa eden iki inşaat ustası hayal edin. Ustalardan biri ahşap ve çamurdan tuğlalar kullanırken diğeri çelik ve beton kullanıyor. İlk başta iki yöntem arasında çok fark yokmuş gibi görünür çünkü iki kule de birbirine yakın hızda yükselir ve yükseklikleri benzerdir. Ancak kritik eşik geçildiğinde, ahşap ve çamurdan yapılan kule ağırlığı taşıyamayarak çöker, çelik ve betondan yapılan kuleyse kat kat büyüyerek gözün görmeyeceği yüksekliğe ulaşır.” (s.285) Yuval Noah Hararı Osmanlı toplumunun zihniyet ve medeniyet anlayışının öngördüğü refah toplumunu sağlayacak tedarikçi sistemi ile vahşi kapitalist sistemin arasındaki bilimsel algı farklılığını ortay koyan Sabri F. Ülgener ve Mehmet Genç hocaların Osmanlı neden sanayileşemedi açıklamalarıyla örtüşen bir izahta bulunmuştur. Ve nihayet Can alıcı “Avrupa, erken modern çağda, sonradan dünyayı fethetmesini sağlayacak nasıl bir potansiyel geliştirmişti?” soruyu sorarak “Bu soruya birbirini tamamlayan iki cevap verilebilir: modern bilim ve kapitalizm. Avrupalılar belirli bir teknolojik üstünlükleri olmadığı sıralarda bile bilimsel ve kapitalist zihniyetle düşünmeye ve davranmaya alışmışlardı. (…) Dolayısıyla bilim ve kapitalizmin, Avrupa’nın, 21.yüzyılın Avrupa sonrası dünyasına bıraktığı en önemli emperyal miraslar olması tesadüfü değildir. ” (s.285) cevabını vermektedir. Bu izahatı anlayabilmek için Yuval Noah Hararı’dan önce bu konuyu yazan Sabri F. Ülgener’i daha sonra da Mehmet Genç’i peş peşe okumak gerekir.

Yuval Noah Hararı Avrupa’da oluşan Bilimsel Devrimi izah etmek için uzun bir hikâye anlatıyor: Kâşif Gezginlerin keşifleri. Bu hikâyeyi de; İmparatorlukların –İngiltere, Hollanda, Portekiz, İspanya- kâşif gezginleri okyanus ötesi seyahatler yapacak gemi ve asker yönünden desteklenmesi, yen yerlerin keşfi, keşfedilen yerlerin sömürülerek Avrupa’ya aktarılarak sermayedar kapitalistlerin oluşturulması, emperyalistlerin ve kapitalistlerin bilimsel buluşları ticari amaçlar ile desteklemesi, desteklenen bilim adamlarının destek sağlayacak yeni teknoloji icatları ve nihayet bilim ve teknoloji arsında “yumurtamı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar” mahiyetindeki bir döngünün birbirini beslemesiyle acımasız kapitalist bir sistemin kurularak insancıl denebilecek İnka, Aztek, Kızılderili vs. kültürleri yok etmesi, Osmanlı, Hint ve Çin medeniyetlerini ekarte ederek dünyayı Avrupa kökenli seküler bir kültürün hegomanyasına sokmak şeklinde ifade etmektedir.

Para hem imparatorluklar kurmak hem de bilimi geliştirmek için çok önemliydi. Ne modern ordular ne de üniversite laboratuvarları bankalar olmadan sürdürülebilir.” (s.305) diyen Yuval Noah Hararı devletin kuruluş ve yıkılışına paranın neden olduğunu ancak ekonomik büyümenin de devam ettiğini ve  “Tarihin büyük bölümünde ekonomi genellikle aynı büyüklükte kaldı. Küresel üretim büyüdü ancak bu büyük ölçüde, yen toprakların yerleşime açılması ve nüfus artışının sonucuydu, kişi başına düşen üretimse sabit kaldı. Modern çağdaysa bu tamamen değişti. 1500’de küresel mal ve hizmet üretimi 250 milyar dolardı, bugünse yaklaşık 60 trilyon dolar,. Daha da önemlisi 1500’de yıllık kişi başına düşen üretim, ortalama 550 dolarken, bugün insanlar ortalama yılda 8800 dolarlık üretim yapıyorlar.” (s.307) ifadeleriyle büyümenin boyutunu ortay koymaktadır. Bankalar, para yatıran mudi’nin parasını yatırım yapacak yeni müşteriye verir, müşteri yatırımını yapıp üretime başlayarak borcunu öder, üretim artarken ancak burada çalışmadan üretim yapmadan para kazanan banka ve mudi olur. Böylece ekonomik büyüme de devam eder. Yeni krediler yeni üreticiler demektir.

İspanya ve Portekiz’in kraliyet askerlerine dayan devlet destekli kapitalizmi devletin askeri savaşlarını finanse etmek için daha çok kredi kullanmak istemesi sonucu özel mülkiyete el koymasına doğru evrilince kapitalistler Hollanda’nın özel mülkiyete ve serbest ticarete önem veren bir anlaşmazlık durumunda bağımsız mahkemelerin özel mülkiyet lehine karar verme serbestîlerinin yüksek olması, İspanya adalet ve hukuk sisteminin devletin güdümünde olması ve nihayetinde devlet lehine kararlar vermesi gibi nedenlerle Hollanda’ya kaymış ve oluşan sermaye borsaları vasıtasıyla ticaret ve sömürü el değiştirmiştir. Ancak bu sefer de askeri destek için kapitalistler paralı asker tutmaya başlamış ve her şirketin askeri bir gücü oluşmuştur. Belki de kapitalizmin acımasızlığının temelinde de kapitalistlerin sahip olduğu bu paralı askerlerden oluşan askeri güç yatmaktadır. Daha sonra Fransa ve nihayet İngiltere bu üstünlüğü ele geçirerek özel mülkiyet sahibi kapitalistlerin eliyle sömür ve köle ticaretiyle keşfedilen yerlerin zenginlikleri Batı Avrupa’ya aktarılmıştır. Yuval Noah Hararı tıpkı Taha İ. Özel’in yazdığı “İngiliz Doğu Hindistan Şirketi- The British East India Company” İngiltere’nin ve dolayısıyla onunla mücadele içinde olan İspanya, Portekiz, Fransa, Hollanda gibi ülkelerin Hindistan, Endonezya ve Çin gibi ülkelerde yürüttükleri köle ticareti yanında sömürü ve afyon ticaretini anlatan “Kapitalist İtikat” (s.307-334) bir bölümü okuyucusuna sunmaktadır.

Enerji kullanımını ve enerjinin dönüşümü ve çeşitli enerji kaynaklarının keşfi ve kullanımını ele aldığı “Sanayinin Çarkları” (s.335) bölümünde güneş enerjisi, ısı, rüzgâr, buhar, elektrik ve atom enerjisi gibi enerji türlerinin sanayide kullanımı, Buhar makinesinden lokomotif ve traktörün icadına sanayi ve tarım üretiminin artırılmasına kadar insanlığın ortak keşiflerinin insanın refahına sunulmasını ele almıştır. Ancak toplumun da tutumlu insandan tüketici insana evrilmesini teşvik etiklerini gözler önüne sermektedir. İsrafın ayıplandığı bir anlayışın terk edilerek kullan at bir anlayışın revaç bulduğu izah edilmektedir. “… bugün hepimiz çok iyi tüketicileriz. Daha dün varlığından bile haberdar olamadığımız ve ihtiyacımız olmayan sayısız ürünü satın alıyoruz. Üreticiler piyasada var olabilmek için kasıtlı olarak kısa vadeli, yeni ve gereksiz ürünler tasarlıyorlar. Alışveriş yapmak oldukça popüler bir zaman geçirme biçimi haline geldi ve tüketim ürünleri aile üyeleri, eşler ve arkadaşlar arasındaki ilişkileri belirleyen temel şeye dönüştü.” (s.349) Yuval Noah Hararı kapitalizmi şöyle anlatıyor. “günümüzde insanların çoğu kapitalist-tüketimci etiğin ideallerine göre yaşayabiliyorlar. Bu yeni etik, zenginlerin yaşamlarını açgözlü ve daha fazla para kazanmakla uğraşarak geçirmeleri, geniş kitlerin de arzularını ve tutkularını gidermek için daha fazla satın almaları koşuluyla cenneti vaat ediyor. Bu, tüm yapılması buyrulanları insanların yerine getirdiği tarihteki ilk dindir.” (s.350) Kapitalizm müştereken insan eliyle icat edilmiş uydurulmuş bir dindir.

İnsanoğlunun çevresini ve kendi dışındaki çevrede yaşayanları değiştirip bazı türleri yok ettiği gibi kendisini de değiştirdiğini topluluk halinde ve aileler şeklinde yaşayan insanları bireyleştirdiğini, bireyleşen insanın da devlet karşısında topluca yaşadığı akrabalarıyla olduğundan daha güçsüz duruma düşürüldüğünü, ancak güçsüz duruma düşürdüğü insanı korumak içinde adalet sistemi ve polis gücünü kurduğunu ifade eden Yuval Noah Hararı “Osmanlı İmparatorluğu, imparatorluk çapında geniş bir polis gücü oluşturmak yerine adaletin kan davaları yoluyla tesis edilmesine izin verirdi. Eğer kuzenin birini öldürdüyse, kurbanın kardeşi de intikam amacıyla beni öldürebilirdi. İstanbul’daki sultan veya eyaletin paşası, şiddet kabul edilebilir sınırlar içinde kaldığı müddetçe bu tür çatışmalara karışmazdı.” (s.358) ifadeleriyle de Osmanlı hakkında yanlış ir Birgi aktarmaktadır. Eğer kasıtlı değilse cahilane bir bilgi aktarımıdır. Osmanlı gibi imparatorluklar çağının en adil devletini adaletsizlikle suçlamak bir haksızlıktır. Osmanlı adalet sistemi kadılar üzerinden yürürken güvenlik sistemi de atanan eyalet valileri tarafından sağlanırdı. Kaldı ki İslam’a inan insanların inancı gereği suç işleme meyilleri yok denecek kadar az iken devlet de İslam dinin vazettiği kısasa kısas sistemi sayesinde zaten kan davası olacak suç işleme oranlarını Avrupa ülkelerine göre en aza indirmiştir. Eyalet valileri veya en küçük birimlerde devleti temsil eden idareciler etrafındaki kolluk kuvvetleri devletin adaletinin tatbikini sağlamaktaydılar. Bu kolluk kuvvetlerinde eksiklik veya organizasyon bozukluğu olabilir, lokal olmaları dolayısıyla ülke genelinde bir bütünlük teşkil etmemiş olabilir ancak yoktur demek çok doğru değildir. Kitabı tercüme eden Ertuğrul Genç kendi tarihine yapılan bu eleştiriye en azından bir dipnot koyarak açıklama getirebilir doğru bilgiyi aktarabilirdi.

Yuval Noah Hararı dünyada var olan ulusların çoğunun sanayi devriminden sonra ortaya çıktığını ve Ortadoğu’da suni bir devlet olarak ortay çıkan Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün hakkında da hem bir gerçekliği hem de yanlış bir bilgiyi yine işine geldiği gibi kullandığını “Ortadoğu bu konuda örneklerle dolu bşir bölgedir. Sürüye, Lübnan, Ürdün ve Irak ulusları; yerel tarihi, coğrafyayı ve ekonomiyi dikkate almayan Fransız ve İngiliz diplomatlarının kumun üzerine rastgele çiziktirdiği sınırların ürünüdür. Bu diplomatlar 1918’de Kürdistan, Bağdat ve Basra halklarının o andan itibaren ‘Iraklı’ olacağına karar verdiler. Kimin Suriyeli kimin Lübnanlı olacağınıysa esas olarak >Fransızlar belirlediler. Saddam Hüseyin ve Hafız Esad, İngiliz-Fransız ortaklığı tarafından üretilmiş ulusal bilinçlerini güçlendirmek ve yaymak için ellerinden geleni yaptılar ama çok açık ki, uluslar sıfırdan yaratılamaz.” (s.363) ifadeleriyle ortay koymaktadır. Doğru olan İngiliz-Fransız ortaklığıyla Ortadoğu’da yapay ülkeler icat edilmesidir. Yanlış olan ise Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün’de yaşayan halkların din, kültür ve etnik köken olarak aynı kökenden olmadıkları gibi kültür olarak da aynı kültüre mensup değillerdir. Dolayısıyla da burada yaşayan Türkmen Arap, Kürt gibi topluluklar Hristiyan ve Müslüman olmanın yanında; Şii, suni, Keldani, Süryani gibi İslam ve Hristiyan mezheplerinden olmaları dolayısıyla da bir ortak noktaları yoktur. Kısaca burada üretilmiş suni devletlerin sosyolojik olarak etnik ve kültürel bir ulus tarifine uymadıkları için ulus olarak adlandırılmaları da yanlıştır.

Yuval Noah Hararı Darwin’in Evrim Teorisini savunmamın yanında Türkleri için taşıdığı kanat ile de Yahudi olmanın verdiği peşin hükümlülükten kurtulamamıştır. Evrim teorisini hadi bilim yapmak kisvesiyle gizledin diyelim ya Osmanlı hakkındaki yukarıdaki düşüncesiyle birlikte Ermeni Tehciri hakkındaki peşin hükmüne ne diyeceğiz. Bu iki olay bile onun pek de iyi niyetli olmadığını hatta peşin hükümlüğü olduğunu göstermektedir. “19.ve 20.yüzyılın siyasi tarihi genellikle savaşlar, soykırımlar ve devrimlerle dolu olarak anlatılır. Tarih, tıpkı yeni ayakkabılarıyla bir su birikintisinden öbürüne sıçrayan bir çocuk gibi bir katliamdan öbürüne atlamıştır: Birinci Dünya Savaşı’ndan ikinci Dünya Savaşı’na ve Soğuk Savaş’a, Ermeni Soykırımı’ndan Yahudi Soykırımı ve Ruanda Soykırımı’na, Robespierre’den Hitler’e.” (s.365) Türkler soykırım yapmamışlardır. İnsaflı Amerikalı tarihçi Justin McCarthy “Ölüm ve Sürgün” adlı kitabında belgeler dayanarak soykırımı reddettiği gibi Osmanlının Müslüman halkının Ermeni kırımına uğradığını gözler önüne serer. Bogos Nubar Paşa sözde ermeni soykırımına karşı çıkmış ve karşılıklı çatışmalar demiştir. Ayrıca Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da bu soykırımı olarak adlandırmaktan ziyade tarihi seyri içinde anlatılması gerektiğini savunmuştur. Ermenistan ilk Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan, Robert Koçaryan gibi siyasiler de Ermeni soykırımı söyleminden rahatsız Ermenilerdir. Ermeni meselesi tamamen iç ve sınır güvenliği gerekçesiyle Ermenilerin bir yerden ülkenin başka bir bölgesine göçtürülmesidir. Bu göç sırsında hastalıktan ve asayişsiz davranışlardan ölenler olmuştur. Büyük bir kısmı ABD, Kanada vs. ülkeler göç etmiştir. Yusuf Halaçoğlu’nun ifadesine göre bir kısmı da Müslüman olarak kripto Ermeni olarak ülkemizde hala yaşamaktadır. Tarihi gerçekliklere aykırı bir şekilde Türkleri soykırım yapmakla suçlayan Yuval Noah Hararı kendi ülkesi İsrail’in Gazze’de yaptıklarına ne diyecektir. Acaba insani damarı bu soykırımı lanetleyebilecek mi? Ya İsrail tarfından İran’da bir okula yapılan saldırıda kız çocuklarının öldürülmesine ne demeli.

İnsanların Darvin’in doğal seçilim denilen Evrim teorisini kabul etmediklerini, onun yerine kendilerinin yapmış olduğu bir seçilim olan “akıllı seçilim” (s.397) koyduğunu ve bununla ilgili de ilk seçilimin 2000 yılında Eduardo Kac tarafından yapılarak Fransız laboratuarlarında fosforlu yeşil bir tavşan ürettirmesiyle gerçekleştiğini (s.396) Fransısz bilim insanlarının yeni doğmuş bir beyaz tavşan forlu yeşil bir denizanasının DNA’sını aşıladığını ve ortaya çıkan bu fosforlu yeşil tavşana Eduardo Kac’ın ‘Alba’ adın verdiğini (s.397) ancak doğal seçilimin yerine geçen bu akıllı tasarım veya seçilimlerin üç yolla “Biyoloji mühendisliği, siborg mühendisliği (Siborglar organik ve organik olmayan parçaların bir araya geldiği varlıklardır.) ve İnorganik yaşamın yaratılması” (s.397) olabileceğini ifade etmeketdir.

Yuval Noah Hararı kendisi evrimleşerek diğer türleri yok etmiş bir Homo Spiens’e dönüşmüş insanoğlunun bu gün doğal seçimli denilen evrimin yerine geçmiş akıllı tasarın veya seçilim denilen yolla Genetik Mühendisliğini geliştirerek yeni türler elde ederken yok etmiş olduğu mamutları ve Neandertalleri yenide yaratacağını (s.401) bunun da belli aşamalara geldiğini ifade etmektedir. Bu genetik mühendislikle insanların bir nevi Tanrı olduğunu da “Peki neden Neandertallerde duralım? Neden Tanrı’nın tuvalinin başına geçip daha iyi bir Sapiens tasarlamayalım?” (s.401) diyerek insanların geldiği noktaya dikkat çekmektedir. Genetik bilimi sayesinde tek eşli farelerden hareketle tek eşli bir insan yaratılarak toplumsal ahlakın bir problemi olan eşlini aldatma ya da çok eşlilik gibi bir problemin de on yıllar içinde çözüleceğini düşünmektedir. “Belki başka birkaç ufak değişiklik de İkinci Bilişsel Devrim’i başlatıp yepyeni bir bilinç türü yaratarak Homo Sapiens’i tamamen farklı bir şeye dönüştürecektir.” (s.402) Yani İnsanı insan yok edecektir.

Yuval Noah Hararı göre “Yapay zeka hikaye anlatma sanatında ustalaştıkça insan uygarlığının işletim sistemini hackledi. Bu durum insanlık tarihinin sonunu getirebilir. Fakat tarihin sonundan bahsetmiyorum, sadece insanların egemen olduğu kısmın sonunu getirebilir.” (s.419)

Kitabı okumaya başladığınızda sanırsınız ki Yuval Noah Hararı “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens-İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” kitabında insanın fiziki ve genetik evrimini anlatıyor. Ancak okumaya devam ettikçe göreceksiniz ki Yuval Noah Hararı’nin insanın fiziksel ve genetik evrimi konusunda anlattıkları kitabın hacminin çok cüzi bir kısmını oluşturuyor. Daha çok anlatılanlar insanlığın sosyal ve kültürel gelişimi ve tarihi süreç içinde elde ettiği başarılar, icatlar ve içtimai ve dini kaidelerdir.

Ertuğrul Genç tarafından Türkçeye çevrilmiş olan “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens-İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” kitabının tercümesi gayet akıcı bir Türkçedir. Yazar Yuval Noah Hararı’ın kitapta kabul etmeyeceğimiz veya bilimsel bir gerçeklik olarak kabul edilmeyecek fikirleri dışında olumsuzluk oluşturan bir durum yok, belki de kitabın anlaşılmasına ve bir solukta okunacak bir kitap haline gelmesinde tercüman Ertuğrul Genç’in kullandığı dilin büyük katkısı vardır.

Yuval Noah Hararı’n yaptığı izahatlardan anlaşıldığına göre dünyadaki değişimlerin sebepleri ilk önce iklim değişiklikleri gibi açıklanmış olsa da aslında birçok değişiklik insan eliyle yapılmış değişikliklerdir. İnsan eliyle yapılan değişiklikler de ya hatalarından kaynaklanmaktaydı ya da insanlığın faydasına olarak bizzat düşünülüp planlanarak yapılmaktaydı.

Yuval Noah Hararı zaman zaman İslam dinin, İstanbul ve Türklere atıflar yapmakta bu atıflarla verdiği bilgiler arasında kıyaslamalar yapmaktadır. Bu atıf ve kıyaslamalar Yuval Noah Hararı’i’ İslam ve Türkler hakkında da incelemeleri olduğunu en azından İslam ve Türkler hakkında bilgisi bulunduğunu işaret etmektedir.

Yuval Noah Hararı her ne kadar kitabına evrim ile başlayarak sadece insanın biyolojik ve fiziki evrimini anlatacak gibi bir intiba bıraksa da daha çok dinlerin ve farklı bilim adamlarının farklı zaman ve usuller ile arkeolojinin, antropolojinin ve diğer biyoloji, kimya, tarih vs. bilim dallarının keşfedip yorumladıkları parçalı bilgileri, bir tarihi ve birbiriyle ilintili bütünlük içinde anlatarak insanın ve insanlığın yaklaşık 14 milyar yıl önceden başlayan serüvenini birbirine bağlayarak anlatmış ve adeta kronolojik insanlık tarihini yeniden yazmıştır. Çok çeşitli bilim ve bilim adamının ürettiği bilgilere atıf yaparak çalıştığı halde, buna rağmen de hala izah edemediği müphem noktaları kabul etmek zorunda kalmıştır.

Kısaca Yuval Noah Hararı “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens-İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” kitabında insanların uzun teorileri okuyarak ulaşacağı parçalı bilgi yığından kurtararak bir kurgu içeresinde ve insanın bedene ve genetik olarak yaşadığı tekâmül çizgisi ile içtimai gelişimi doğrultusunda sıralı anlatılan beşeri bir tarihi istifadelerine sunmaktadır.

 

YORUM YAP

Bağdar Caddesi EscortDeneme Bonusu Veren Sitelergrandpashabetslotograndpashabetritzbettaraftarium24silvercrestgolf.comradyoenerji.com.tr1xbetjojobet1wingrandpashabetMeritkingbahis sitelerideneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerkralbetmecidiyeköy escortJojobetcasibomjojobetpiabellacasinoimajbetMerit-kngtimebetbullbahisjojobetperabet girişbetpark girişcasibomtaraftarium24casibomcasibomonwinbahis forumBetrupionwinbetciocasibominterbahismatbet girişpusulabet girişgrandpashabetgrandpashabetjojobetbetwoonromabet girişwbahis girişmatbetsekabet girişgrandpashabet girişvdcasino girişbetparkimajbet girişmatbet girişmatbet girişmarsbahis girişjojobetjojobetcasinoroyalbetsalvadorteosbetpalacebetbahiscasinoromabetgameofbetcratosroyalbetgameofbetgrandpashabet girişsekabetcratosroyalbet girişgameofbetimajbet girişsekabet girişsonbahisamgbahisgameofbetbetbeybetgitromabet güncel girişbetgitgameofbetbetgitradissonbet resmi girişbetgitgameofbet1wintambetbetsalvadorpusulabet girişmanavgat escortnorabahisMarsbahismarsbahis girişroyalbetGrandpashabetjokerbetganobetmarsbahismarsbahis girişcasibom girişvdcasino girişmarsbahisperabetyeni deneme bonusu veren sitelergalabetJojobetJojobetjojobet girişJojobetMarsbahisJojobetJojobetJojobetJojobetJojobetCasibomCasibomyakabettimebettürk ifşajojobetpusulabet girişonlyfans leakextrabetextrabetextrabetcasibom
escort Bağcılar escort Bahçelievler escort Bakırköy escort Bayrampaşa escort Beylikdüzü escort Güngören escort İstiklal escort Kadıköy escort Sultanbeyli escort Üsküdar escort Avsallar escort Mahmutlar escort Oba escort Mecidiyeköy escort Ölüdeniz escort Güllük escort Kültür escort Ataşehir escort Avcılar escort Başakşehir escort Esenler escort Esenyurt escort Fatih escort Gaziosmanpaşa escort Kartal escort Küçükçekmece escort Maltepe escort Pendik escort Sultangazi escort Ümraniye escort Adapazarı escort Yalıkavak escort güvenilir casino siteleri Yalova escort Muğla escort Aydın escort Çanakkale escort Balıkesir escort Tekirdağ escort Manisa escort Trabzon escort Kahramanmaraşescort Kütahya escort Osmaniye escort Sivas escort Tokat escort Çorum escort Yozgat escort Isparta escort Elazığ escort Ordu escort Edirne escort Erzincan escort Zonguldak escort Rize escort Uşak escort Kırşehir escort Erzurum escort Giresun escort Amasya escort Sinop escort Niğde escort Bolu escort Karaman escort Kırıkkale escort Bayburt escort Ardahan escort Gümüşhane escort Artvin escort Çankırı escort Bartın escort Sinop escort Bilecik escort Karabük escort Burdur escort Nevşehir escort Kıbrıs escort Kırklareli escort Kastamonu escort Düzce escort Aksaray escort Adıyaman escort Afyon escort Arnavutköy escort Bebek escort Beşiktaş escort Beykoz escort Beyoğlu escort Büyükçekmece escort Çatalca escort Çekmeköy escort Eyüpsultan escort Kağıthane escort Sancaktepe escort Sarıyer escort Şile escort Silivri escort Şişli escort Taksim escort Zeytinburnu escort Aliağa escort Balçova escort Bayındır escort Bayraklı escort Bergama escort Beydağ escort Bornova escort Buca escort Çeşme escort Çiğli escort Karşıyaka escort Fehiye escort Marmaris escort Gaziemir escort Dikili escort Menderes escort Menemen escort Torbalı escort Atakum escort Çerkezköy escort Yenişehir escort Bodrum escort Toroslar escort Tarsus escort Silifke escort Mezitli escort Erdemli escort Anamur escort Akdeniz escort Melikgazi escort Elbistan escort Lüleburgaz escort İzmit escort İlkadım escort Çorlu escort Battalgazi escort Yeşilyurt escort Milas escort Ceyhan escort Çukurova escort Kozan escort Sarıçam escort Seyhan escort Emirdağ escort Sandıklı escort Merzifon escort Suluova escort Taşova escort Altındağ escort Batıkent escort Çankaya escort Çubuk escort Etimesgut escort Haymana escort Kahramankazan escort Keçiören escort Kızılcahamam escort Mamak escort Polatlı escort Pursaklar escort Sincan escort Ulus escort Yenimahalle escort Aksu escort Alanya escort Belek escort Demre escort Döşemealtı escort Elmalı escort Finike escort Gazipaşa escort Kaş escort Kemer escort Kepez escort Konyaaltı escort Korkuteli escort Kumluca escort Lara escort Manavgat escort Muratpaşa escort Serik escort Side escort Didim escort Efeler escort Nazilli escort Söke escort Altıeylül escort Ayvalık escort Bandırma escort Bigadiç escort Burhaniye escort Dursunbey escort Edremit escort Erdek escort Gömeç escort Gönen escort Havran escort İvrindi escort Karesi escort Kepsut escort Susurluk escort Büyükorhan escort Gemlik escort Görükle escort Gürsu escort Harmancık escort İnegöl escort İznik escort Karacabeyescort Kestel escort Mudanya escort Mustafakemalpaşa escort Nilüfer escort Orhangazi escort Osmangazi escort Yıldırım escort Biga escort Çan escort Gelibolu escort Karahayıt escort Merkezefendi escort Pamukkale escort Keşan escort Aziziye escort Palandöken escort Yakutiye escort Odunpazarı escort Tepebaşı escort Araban escort İslahiye escort Karkamış escort Nizip escort Nurdağı escort Oğuzeli escort Şahinbeyescort Şehitkamil escort Yavuzeli escort Bulancak escort Espiye escort Görele escort Altınözü escort Arsuz escort Antakya escort Defne escort Dörtyol escort Erzin escort Hassa escort İskenderun escort Kırıkhan escort Kumlu escort Payas escort Reyhanlı escort Samandağ escort Eğirdir escort Yalvaç escort Foça escort Karabağlar escort Kemalpaşa escort Kiraz escort Kınık escort Konak escort Narlıdere escort Ödemiş escort Tire escort Urla escort Safranbolu escort Akhisar escort Alaşehir escort Kırkağaç escort Salihli escort Sarıgöl escort Şehzadeler escort Soma escort Turgutlu escort Yunusemre escort Akkışla escort Bünyan escort Develi escort Kocasinan escort Talas escort Yahyalı escort Gazimusağa escort Girne escort İskele escort Lefke escort Lefkoşa escort Başiskele escort Çayırova escort Darıca escort Afşin escort Dulkadiroğlu escort Göksun escort Onikişubat escort Türkoğlu escort Kızıltepe escort Mut escort Dalaman escort Gümbet escort Datça escort Kavaklıdere escort Köyceğiz escort Menteşe escort Turgutreis escort Ula escort Yatağan escort Fatsa escort Altınordu escort Ünye escort Düziçi escort Kadirli escort Ardeşen escort Akyazı escort Arifiye escort Erenler escort Geyve escort Hendek escort Karasu escort Kaynarca escort Sapanca escort Derince escort Dilovası escort Gebze escort Gölcük escort Kandıra escort Karamürsel escort Kartepe escort Körfez escort Akşehir escort Beyşehir escort Bosna escort Ereğli escort Karapınar escort Meram escort Selçuklu escort Gediz escort Simav escort Tavşanlı escort Doğanşehir escort Bafra escort Çarşamba escort Boyabat escort Kapaklı escort Süleymanpaşa escort Erbaa escort Niksar escort Turhal escort Akçaabat escort Of escort Ortahisar escort Yomra escort Armutlu escort Çiftlikköy escort Çınarcık escort Akdağmadeni escort Boğazlıyan escort Sarıyaka escort Sorgun escort Alaplı escort Çaycuma escort Devrek escort Ereğli escort Kilimli escort Kozlu escort