EKMEĞE DAİR

Efendi Barutçu

Eylem ve Canlı Yayın!.. – Şükrü Alnıaçık

Bu haber 18 Temmuz 2013 - 11:38 'de eklendi ve 1.558 kez görüntülendi.

Eylem ve Canlı Yayın!..

Şükrü Alnıaçık 

Hangi tip eylemler, eylemciyi küçük düşürür hiç düşündünüz mü? Mesela uçağımızı düşürdü diye Suriye konsolosluğuna siyah çelenk koymak bize yakışır mı? Hayır bu Padişahın, Şam kadısının cübbesini yırtması kadar basit bir eylem olur. Yakışan eylem, bir Suriye uçağı düşürmektir. Padişah da olsa böyle yapardı. “Tiz kellesini alırdı!

Ülkücü, sokak hedefini doğru belirlemeli ve çıkınca ne yapacağını ne yapmayacağını bilmelidir. Mesela kimse bize Gandi tipi eylemi yakıştırmamalıdır. “Di-re-ne… Di-re-ne… Ka-za-na-ca-ğız!..

Ben böyle bir slogan atmaktan, şahsen utanırım, ar ederim. Mavra istasyonlarının oturak alemlerinde çenesi kas yapmış hökelekli “dava adamları“na! eylem beğendiremiyoruz.

Bugüne kadar evraktan numara almadan Ülkücüye bir bardak su vermemiş masa kafalı kadro kaçkınları, maşallah bütün eylemleri enine boyuna “biliyorlar!..” Adam hayatında eline kuş lastik almamış bize eylem dersiveriyor!..

Geçen yıl Devlet bey, bir sohbette “Kerkük’ten sonra Azerbaycan’a gitseniz yahşı olur“diyen Ahmet Şafak kardeşimize ne cevap vermişti dersiniz?

-“Ben, resmi olarak Azerbaycan’a gittim. Bundan sonra gidersem Karabağ’a giderim!”

Ülkücünün bir eylem ölçütü olmalıdır. Basit ve vasıfsız hadiseler bize yakışmaz, enerjimizi boşa tüketir, gücümüzü zayıf gösterir.

Biz ezik sınıfların sokak ideolojisi değiliz ki gaz korumalı bir AKP binasının önünde saatler geçirelim. Medyanın eylemden önemli olduğu asla dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Kimsenin görmediği bir atom bombasının davaya hiç bir faydası yoktur. Ancak yerinde patlayan bir havai fişek, bazen binlerce ton bombadan daha etkili olabilir. Aradaki farkı medya yaratmaktadır.

Bu eylemde MHP İstanbul İl Başkanlığı, tepkiyi hak eden bir TV kanalını hedef seçmiş ve gayet başarılı bir eylem organize etmiştir. Kedi misali fazla da büyütmeyelim, henüz “Ülkücüler sokakta” değildir.

Dava adına yapılan bu eylemden yararlanıp, posasını çıkarana kadar eylemin olumlu etkisini kitleye yaymak varken, profesyonel muhalifler çıkmış eylemin kaşını gözünü eleştiriyor.

Sokaktan uzak durulacak” dersiniz; “niye eylem yapmıyoruz?” derler. “Eylem var hadi gidelim!” dersiniz. “Çelikli mi; çilekli mi!..” edalarına girerler. “Peki sen eylem yap biz gelelim o zaman!” Bu sefer de nazlanırlar. “Yok!.. Biz pusudayız…

Haklı bir soru şu: Bu kadar uzun bir beklenti sürecinden sonra nihayet Taksim’e çıktık!.. Plan, program, iletişim yok mu kardeşim? “Bengütürk niye canlı yayına girmedi!

Bu soru her ne kadar kanal sorumlularına sorulmuş ise de aslında hepimiz bu sorunun muhatabıyız.

40 yıldır iş-emek-sermaye ürettik, reklam gelirleriyle 4 ayrı kanala dört tane canlı yayın aracı kazandırdık da ondan sonra mı bizim araçlar canlı yayına çıkmadı.

Ocak destekli dershaneler açtık, zeki sözelcileri iletişimci yaptık, onlara Bengütürk’lerde staj imkanı sağladık, acar muhabirler, televizyoncular yetiştirdik de çocuklar manitaya sardıkları için mi canlı yayını ıskaladılar? Sahi!.. Biz hiç “televizyoncu” yetiştirdik mi?

Kimse anasından “Televizyoncu” olarak doğmuyor. Bengütürk ve Alptürk TV, kendi alanlarıyla mütenasip birer okul gibi hızla “iletişimci” yetiştirmek zorundadır. “Kanal 7 örneği” önümüzdedir. 1990’larda Şevki Yılmaz’ın, M. Ali Şahin’in, M. Metiner’in Beta videolarını ev ev dolaştırmakla başlayan bu iletişimciliğin içinden Meclis Başkanı, RTÜK başkanı ve Bakan dahil her şey çıkmıştır.

Kuva’y-ı Milliye ruhuyla yürütülen Milliyetçi medya faaliyeti bizim için altın değerindedir. Görev yapan hata yapar. Eleştiri elbette yapılacaktır ancak; her Ülkücü ebedi muvazzaftır. Eleştiren kişi de eleştiriden azade bir “Ayetullah” değildir; kendisi de eleştiriye katlanacaktır.

Düşman bu cesareti nereden buluyor?” demeden önce dostun ahvaline bakacağız.

Kim Balgat’a doğru avazı çıktığı kadar: “Kargalaaar!” diye bağırıyorsa, düşman cesareti oradan bulmuştur. Kim 11 yıl önce “Ankara’da yumuşaklar” diye lidere laf atarak kutlu töreyi bozduysa düşman cesareti oradan almıştır.

Kim her gördüğü Ülkücüye, Başbuğ’un, 3 Mayıs 1944’te ordudan atılmayıp, yükselmesinin bir muamma olduğunu ileri sürerek, lidere sataşma hastalığını yayıyorsa bu işleri ona sormak lazımdır.

Herkes şapkasını önüne alıp, önce kendi “veteresine” bir bakacak.

Canlı yayına” ondan sonra çıkacağız!..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Comments